21 Eylül 2017 Perşembe

Rehabilitasyon Süreci Üzerine...




Bir insan, okurken orgazmik titremeler yaşadığı, satırların çoğunun altını çizip neredeyse her sayfasının bir köşesine türlü yorumlar düştüğü, aslında düpedüz âşık olduğu bir kitabı neden bitirmez?
Bu sorunun cevabı yok. Cevap olarak ileri sürülecek hiçbir açıklama, muhatabı ikna edemez.
Hacca gitmekten bahsetmiyoruz, “çok istiyorum ama şimdi zamanı değil, belki ileride bir gün” gibi bir ötelemeyle kıvıramaz kişi, eh, kitap elinde, yarısına kadar gelmiş, üstelik mest olmuş, e neden bıraksın di mi?
“Alacağımı aldım ondan, hep aynı şeyler yineleniyor zaten” de diyemez, çünkü öyle değil.
Ne kitabın ağır geldiğiyle izaha yeltenebilir, ne de sıkıldığıyla. Ağır gelse, zevk ü sefa içinde okumazdı yarısına dek, sıkılsa zaten onca altçiziyle uğraşmaz, yorum niteliğinde notla süslemezdi yaprakları.
Orgazmik titreme diyorum, öylesine bir haz benzetmesini boşuna yapmadım başta.

Anlatamıyorum çünkü kendime de açıklamam mümkün değil, ne var ki hayatımda üç tane şaheser var bunu yaşadığım, kelimenin tam anlamıyla başucu kitabı olarak gördüğüm, ama netice olarak bitirmeyip yarıda bıraktığım. Çok hacimli filan da değiller yani. Bunlardan biri, Arnold Toynbee’nin ‘Tarihçi Açısından Din’ isimli eseri. Diğeri, bir İbn-i Arabi kitabı, Claude Addas’ın kaleminden Kibrît-i Ahmer Peşinde. Nutella kaşıklar gibi vecd halinde sayfaları yutarken birden bire bir kenara koyduğum kitaplardan ikisi bunlar.  

Üçüncü kitap, bu aralar elimde. Hayatımı alt üst eden KHK’nın üzerinden bir sene geçti ve sanki sene-i devriye bekler gibi elim ilk defa okumak için kitaba uzandı bu günlerde. Havva’nın redaksiyonuna yardım etmek için lanetler eşliğinde üzerinden geçtiğim Virginia Woolf hariç, haber ve köşe yazısı dışında ilk defa kitap okumak istedim ve sanki çok önceden buna hazırlanıp bekliyormuşum gibi kitaplıktan doğruca üçlemenin saymadığım üyesine uzandım, raftan çekip aldım.







Bir sene sonra kitap okumaya başladığımı yineleyerek, Rabbime hamd ediyorum, ne kadar doğru yapmışım 11 sene önce yarısını okuyup bıraktığım için. (İçinden bir fiş çıktı, 27,06,2006 tarihinde Taksim Gezi Pastanesinden vermişler. Bir icetea=4TL, bir portakal suyu=6,50TL. Oha, o zamanki fiyata bak! Ağzıma icetea sürmediğime göre portakal suyu benimdir, bir erkekle Gezi gibi pahalı bir pastaneye de gitmiş olamam, kim bilir hangi kızla beraberdim o gün. Hatırlamıyorum ama çantamda Schopi varmış, orası kesin.)

Her şeyin ötesinde, adamım sanki benimle sohbet ediyormuş gibi yazmış; ne yalan söyleyeyim eskiden de ne vakit Schopi okusam kendi kendime terapi yaptığımı hissediyordum, gene öyle.  

Çok şükür onca travmanın ardından, sanırım yavaş yavaş normale dönme yoluna girmişim galiba. 

Şimdi düşünüyorum, diğerlerini okumak için nasıl bir felakete ihtiyacım olduğunu…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!