27 Eylül 2017 Çarşamba

Dövme Yaptırmamanın Faydaları Üzerine...




Her insan evladı metroya adımını attığı an poposunu yerleştireceği bir yer için bakınır. Bu sabah talih yanımdaydı, ikili koltuklardan birinde boş yer bulunca söz konusu kısmımı oraya yerleştirerek sabah dualarımı ve beddualarımı içimden okumaya başladım, yanımda benden genç, tiki bir adam vardı, neyle ilgilendiğine dikkat etmedim bile. Taksim ya da Osmanbey durağı, hangisi, neresi olduğunun farkında değildim, oturduğum koltuğun hemen önüne birisi yanaşmış, onun da farkında değildim, aslına bakarsanız birden küt diye bir soru cümlesi işitinceye kadar hiçbir şeyin farkında değildim.

Ayaktaki: (Yanımdakine) “Dövmelerin çok güzelmiş.”

Bu ani soru, beni bile ürpertmeye yetti, yanımdaki adamın halini düşünemedim bile. Soruyu soran ayaktaki delikanlıya baktım: Saçı sakalı karışık, pejmürde giyimliydi, doğuluları andıran yüzü, Güneydoğulu ağzıyla sorduğu soruyla hiç de çelişmiyordu. Gözlerim istem dışı şekilde -yan yan- yanımdaki tiki boyun kollarına kayarken kendimi de onun yerine koydum, düpedüz içim karardı. Toplu taşıma araçlarında yabancı insanların konuşmaları, hatta koyu muhabbetlere dalmaları görülmemiş bir şey değil, ama bu gibi durumlar bir olay ya da durumu aynı anda yaşamış/görmüş kişiler arasında olur; söz gelimi iki yaşlı kadın sanki kırk yıllık ahbaplarmış gibi kendilerine yer vermeyen çocukları çekiştirmeye başlar ya da gürültücü bir grup araçtan indikten sonra arkalarından bir dünya laf edilir, böyle şeyler işte. Yukarıdaki olay ise öyle değil, adamın biri kollarında dövmeleri olduğunu gördüğü bir başkasına ilişiyor, “dövmelerin çok güzelmiş” diyor. Üstelik baktım, yanımda oturanın kollarındakiler dövme gibi de değil, resim gibi, bir şey de anlaşılmıyor boyalı boyalı. Ne diyecek diye bekledim.

“Teşekkür ederim.”

Bu kadar. Bitti. İlgisiz-alakasız kişi olarak durumun rahatsız ediciliğini ben bile iyiden iyiye hissettim. Yanımdaki, ayaktakinin tipine baktı, kendi tiki kıyafeti, traşı, saçları ile ayaktakinin halini, giyimini, duruşunu çarçabuk eşleştirdi ve uyumsuz buldu, ne var ki cevap vermemek de olmaz, sessiz kalınmaz çünkü öyle veya böyle bir iltifat söz konusu lakin samimi bir iltifat mı yoksa “dövme yapmak haramdır!” diye yaklaşıp konuya iltifatımtrak giriş yapan müdahaleci bir manyak mı, bilmiyor, bilmiyorum, bilinemez.

Olay örgülerine bakış, insanlara yönelik gözlemler, sıradışı davranışların sebepleri hakkında tahminler – yorumlar ve sonrası hakkındaki öngörüler bana her zaman zevk verir, kendimce eğlenirim, bir şeylerle meşgul olurum böylece.  Dedim ya, yanımda süslü, dövmeli, şık giyimli, 25-30 yaşında bir tiki boy, bir benzerinden değil, ilgi görmek istediği bir karşı cinsten de değil, belki de ‘Allahın kekosu’ olarak niteleyeceği bir gençten böyle bir sıcak yaklaşım görünce talihine küsmeli ya da huzursuz olmalı diye düşündüm gayri ihtiyari. Yanılmışım, 5-10 saniyelik bir sessizliğin ardından yanımdaki sordu bu defa:

“Senin dövmen var mı?”

İşte yanımdaki çocuğun bu sorusu beni ilk sorudan çok daha fazla aptallaştırdı. Sözünü ettiğim sürece dair kafamdaki tüm kodlar bir anda alt üst oldu. Nezaketen mi yaptı bunu, yoksa gerçekten merak mı etti, bilmiyorum. Nezaketen sorduysa, tipinden beklenmeyecek bir davranış, meraktan sorduysa çok başka bir durum söz konusu demektir. Ayaktakinin üzerinde sweatshirt, onun da üstünde jean ceket. Suratında da dövme filan yok yani.

Kendi iç sesimi yanımda oturan dövmeli tiki boy'a yansıttığımı mı düşünüyorsunuz? Bana haksızlık etmeyin. Nesli yüzyıllar önce tükenmiş sevgi pıtırcığı tipli insanlar 'hariç hiç kimse yardım ('isterseniz çantanızı taşımanıza yardım edebilirim hanımefendi') ya da iyilik ('beyefendi cüzdanınızı düşürdünüz') gayesi hariç yedi yabancı biriyle konuşmaz. Böyle durumlar daha ziyade kınama ('kardeşim, yavaş, ayağıma basıp durma') terbiyesizlik ('gençler, edepli olun burası müslüman memleket') veya ahlaksızlık ('ne tatlı şeysin sen, ellesem yetmez, dillesem doyulmaz sana yavrum') şeklinde örneklendirilebilir.

Her zamanki gibi katı genellemelerle konuyu değerlendirdiğimi mi söyleyeceksiniz şimdi de? Reddediyorum ve arttırıyorum: Metroda şahit olduğum olay düpedüz bir tacizdi. Peki taciz edilen (ya da bunun taciz olduğunu idrak etmeyen) kişi tam olarak neyi düşündü, içinden neler geçti ve 'teşekkür ederim' diye mırıldandıktan sonra susup kayıtsız kalmak yerine karşısındakine dönüp "peki senin dövmen var mı?" diye sorma gereği duydu? Tekrar ediyorum, bu ilgiyi karşılıksız bırakmamak için kibarlık mı yapmaya yeltendi, yoksa no match bir erkekten gelse dahi, iltifat ve beğenilme duygusu hoşuna gitti ve konuşmayı devam ettirmeye mi karar verdi? Nezaket olduğunu sanmıyorum. Daha kuvveti ihtimal, benim tüm yargılarımı alt üst edecek şekilde ikinci şık geçerli. Burada Helvetius'a atıf yapmakta fayda olabilir:


Mesele zekâ değil ama bu vecizenin uyarlanabilir olduğunu düşündüğüm bir şeyden bahsediyorum. 

Ve ardından sohbete başladılar, ayaktaki gencin omzunda bir dövme varmış, Diyarbakır’da yaptırmış. Yanımda oturan ilk dövmesini yaptırdığında 23 yaşındaymış. Ayaktaki de şimdi 23’müş. Sonra yanımda oturanın dövmelerine yoğunlaştılar, ayaktaki uzanıp kolunu tuttu yanımda oturanın, anlamadı ne olduğunu, yan gözle baktığımda ben de karmaşık buldum, anlamadım zaten, yanımdaki “zincire vurulmuş kimlik” diye açıkladı, diğer kolunu gösterdi filan. Metro Gayrettepe durağına vardığında inmek için kalktım, ayaktaki çocuk hemen oturdu boşalttığım koltuğa. Benim gibi poposunu bir köşeye yerleştirme derdinde değil, dövme kardeşiyle daha rahat konuşmaktı niyeti.

Akşam düşündüm de, ne diye boşu boşuna o kadar çözümleme yaptım, kafamı böyle bir saçmalıkla meşgul ettim diye. Baksanıza, bir dakika bile sürmeyen berbat bir diyalog için yazdığım blog yazısına.

Belki de sadece iki ibneydi onlar, kaderin tecellisi ile birbirlerini Yenikapı-Hacıosman metrosunda bulan.








Evet. Bu daha basit ve gerçekçi bir açıklama. İbnelerdi. Nasıl da buluyorlar birbirlerini!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!