Ben de genel anlamda başka insanlar gibiyim. Eski sevgilimi,
Ex’i uzun zamandır sosyal medya hesaplarından sinsi sinsi izliyorum. O’nun da
aynı şeyi yaptığını çok önce öğrendiğimden, elinden bu imkânı almak için bütün
hesaplarımı private/protected halde kullanmaya başlamıştım. İzlenmek berbat bir
şey çünkü. Kendisi bunu bilerek hesaplarını açık kullanmaya devam ediyorsa
röntgenlenmekten hoşnut olduğu ya da bunu bilinçli olarak tercih ettiğindendir.
Beni ilgilendirmez, kendi bileceği şey. Gece ya da gündüz sürekli evinin
perdeleri kapalı duran biriyim, başkası perdelerini açık tutuyorsa gözümün
kayması ahlaksızlık değil. O kişiyi de tenkit edemem. Kendi bilir.
Stalker (ne harika filmdir bu arada!) olarak gözetlediğim
facebook ve twitter hesapları var. Twitter’ı pek kullanmaz, facebook’ta
paylaşıyor halini; öfkesini, neşesini. Ben de her gün kontrol ediyorum
kendimce. Tabii ki like yapmıyorum, bir şey yazmıyorum. Ama söz gelimi geçen
sene üzerine titrediği anneannesinin vefat ettiğine dair paylaşımda bulunduğunu
gördüğümde telefonuna mesaj atmış, dualarla süslü bir başsağlığı dileğinde
bulunmuştum, eskiden bana ne çok bahsederdi ninesinden. Hatta o vakitler, ileride
hak vaki olacağı zaman cenaze ve defin için anneannesinin yaşadığı şehre beraber
gitmeyi bile düşünmüştüm. Olmadı, o güzel yüzlü ihtiyarın tabutunu omzuma
alamadım, kısmet değilmiş. Bu gibi şeylerden müteşekkil işte stalk faaliyeti:
mutlu mu, dertli mi, iyi mi, kötü mü, yeni bir ilişkisi var mı… bunları takip
etmek.
Birkaç hafta kadar önce, kimi paylaşımlarının Ex’te görmeye
alışık olmadığım ümit, huzur, dinginlik rüzgârı ile donanmış olduğu dikkatimi
çekti. Genel bir hazan yaprağı havası vardır Ex’in, simasına, davranışlarına
kök salmış. Bezgin demek yanlış olur, tasalı demek de tam uymaz bu halini tasvir
etmek için, hüzün diyeyim ben buna. O’na da kimi zaman takılmak için “hüzün kraliçem” derdim bu duruşunu betimleyeyim
diye, kızardı tabi. Kimi kadınlar parfümü abartırlar da, nereye gitseler,
yürüseler parfümden müteşekkil bir atmosfer tabakası içinde olurlar ya, Ex de kendisine
yapışık bir hüzün haliyle geçirirdi hayatını. 2010 senesinde organize edilen İstanbul’un en güzel Sonisphere’ine gitmiştik, şeref tribününden almıştım biletleri, yanımdaki arkadaşım o
eşsiz saatleri geçirirken kulağıma eğilmiş, Ex’in ne kadar üzgün, yorgun
durduğunu fısıldamıştı, ben de başımı sallamıştım o her zaman öyle anlamında. Müzikleri
sevmediğinden değildi, aksine. Uzatmayayım, konudan sapmaya gerek yok: Dediğim
gibi, birkaç hafta evvel, kendisine yakıştıramadığım – daha doğrusu
yabancıladığım- türden bir mutluluk hissettim facebook sayfasındaki
gönderilerinde. Derhal ortak arkadaşımızı aradım, sordum, Ex yeni bir ilişkiye
başladı mı, biliyor musun diye. Cevap olumsuzdu, arkadaşımın bilgisi yoktu.
Tabii bu cevap beni tatmin etmekten uzak, bilmemek bir cevap sayılmaz. Şunu o yüzden bloğa koymuştum… Birkaç gün geçti
aradan. Bir akşam vakti, doğrudan Ex’e mesaj yazıp kendisine bir beraberliği
olup olmadığını, yeni bir ilişkiye başlarsa bunu bana söylemesini rica ettim.
Yalanla işim olmaz, bunu bilirsem kendisini sosyal medyada sinsi sinsi takip
etmekten artık geri durabileceğimi de ekledim mesajımda. Garip bir talep olsa
gerek benimkisi, çünkü cevabı şaşkın ve huzursuzdu, öyle bir durumun söz konusu
olmadığını, ama ricamı kabul ettiğini, yeni bir ilişkiye başlayacak olursa beni
bilgilendireceğini söyledi, yazışma bitti.
Bir saat kadar önce evden çıkıp sahildeki bir cafeye geldim.
Amacım annemlerin evinde internet bağlantısı olmadığından annemin telefonuna buradaki
wifi marifetiyle güncellemeleri yüklemek ve bu arada bir iş arkadaşıma yeni
pozisyonu için çiçeksepetinden güzel bir tebrik buketi göndermekti. Daha
bilgisayarın kapağını açmadan Ex’ten mesaj: Evet, yeni bir ilişkiye başlamış,
bilmek istediğim için paylaşmış bu
durumu.
Biliyordum.
Dahası, O’na mesaj yazıp sorduğum iki hafta önce de, bu
beraberliğinin nüvelerinin çoktan atılmış olduğunu hissetmiştim. Neden menfi
cevap verdiği hususunu tartışamam. Belki çok ani ve tuhaf bir soru olduğu
içindir.
Der Hölle Rache kocht in meinem Herzen diyecek
halim yok. Her birimiz kendi hayatını yaşıyor. Dilediği gibi yaşayacak, benim
dileğim mutlu olması, mutluluğu bulması. Benimle yaşayamadığı mutluluğu bir
başkasıyla da olsa, yaşaması.
Bana gelince, Ex’ten ayrıldıktan sonra iyice içine kapanmış,
Erzurum’a yerleştikten sonra tam anlamıyla izole olmuş, karşı cinsle
ilişkilerini zorunlu tensellik gereksinimi çizgisine indirgemiş biriyim ve
bırakın aşkı, bırakın duygusallığı, bildiğiniz öküz hayatına devam ediyorum
münasebetlerimde. Sevgilim ya da aşkım gibi sözcükleri telaffuz ederken
aklıma Ex’in düşmemesi için kırk yıl daha yaşamam gerek sanki.
O’nun için 2,5 yıl yeterli olmuş. Hiçbir surette
eleştiremem. Zerre kadar hakkım yok buna. “Ölüm
anım geldiğinde yanımda olmasını istediğim tek insan sensin” demişti bana,
şimdi bir başkasına söyleyecektir bunu. Sadece bir oyuncu değişikliği,
transfer.
Allah mesut etsin, saadetini eksiltmesin inşallah.
Telefon numarasını sildim, zaten sadece O’nu gözetlemek için
telefonuma kurduğum facebook uygulamasını kaldırdım şimdi.
Sevgilim ne garip
bir kelime…
Life goes on folks.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!