3 Mart 2016 Perşembe

Hüzün Kraliçesi'nin Ölümü Üzerine...





Ben de genel anlamda başka insanlar gibiyim. Eski sevgilimi, Ex’i uzun zamandır sosyal medya hesaplarından sinsi sinsi izliyorum. O’nun da aynı şeyi yaptığını çok önce öğrendiğimden, elinden bu imkânı almak için bütün hesaplarımı private/protected halde kullanmaya başlamıştım. İzlenmek berbat bir şey çünkü. Kendisi bunu bilerek hesaplarını açık kullanmaya devam ediyorsa röntgenlenmekten hoşnut olduğu ya da bunu bilinçli olarak tercih ettiğindendir. Beni ilgilendirmez, kendi bileceği şey. Gece ya da gündüz sürekli evinin perdeleri kapalı duran biriyim, başkası perdelerini açık tutuyorsa gözümün kayması ahlaksızlık değil. O kişiyi de tenkit edemem. Kendi bilir.


Stalker (ne harika filmdir bu arada!) olarak gözetlediğim facebook ve twitter hesapları var. Twitter’ı pek kullanmaz, facebook’ta paylaşıyor halini; öfkesini, neşesini. Ben de her gün kontrol ediyorum kendimce. Tabii ki like yapmıyorum, bir şey yazmıyorum. Ama söz gelimi geçen sene üzerine titrediği anneannesinin vefat ettiğine dair paylaşımda bulunduğunu gördüğümde telefonuna mesaj atmış, dualarla süslü bir başsağlığı dileğinde bulunmuştum, eskiden bana ne çok bahsederdi ninesinden. Hatta o vakitler, ileride hak vaki olacağı zaman cenaze ve defin için anneannesinin yaşadığı şehre beraber gitmeyi bile düşünmüştüm. Olmadı, o güzel yüzlü ihtiyarın tabutunu omzuma alamadım, kısmet değilmiş. Bu gibi şeylerden müteşekkil işte stalk faaliyeti: mutlu mu, dertli mi, iyi mi, kötü mü, yeni bir ilişkisi var mı… bunları takip etmek.


Birkaç hafta kadar önce, kimi paylaşımlarının Ex’te görmeye alışık olmadığım ümit, huzur, dinginlik rüzgârı ile donanmış olduğu dikkatimi çekti. Genel bir hazan yaprağı havası vardır Ex’in, simasına, davranışlarına kök salmış. Bezgin demek yanlış olur, tasalı demek de tam uymaz bu halini tasvir etmek için, hüzün diyeyim ben buna. O’na da kimi zaman takılmak için “hüzün kraliçem” derdim bu duruşunu betimleyeyim diye, kızardı tabi. Kimi kadınlar parfümü abartırlar da, nereye gitseler, yürüseler parfümden müteşekkil bir atmosfer tabakası içinde olurlar ya, Ex de kendisine yapışık bir hüzün haliyle geçirirdi hayatını. 2010 senesinde organize edilen İstanbul’un  en güzel Sonisphere’ine gitmiştik, şeref tribününden almıştım biletleri, yanımdaki arkadaşım o eşsiz saatleri geçirirken kulağıma eğilmiş, Ex’in ne kadar üzgün, yorgun durduğunu fısıldamıştı, ben de başımı sallamıştım o her zaman öyle anlamında. Müzikleri sevmediğinden değildi, aksine. Uzatmayayım, konudan sapmaya gerek yok: Dediğim gibi, birkaç hafta evvel, kendisine yakıştıramadığım – daha doğrusu yabancıladığım- türden bir mutluluk hissettim facebook sayfasındaki gönderilerinde. Derhal ortak arkadaşımızı aradım, sordum, Ex yeni bir ilişkiye başladı mı, biliyor musun diye. Cevap olumsuzdu, arkadaşımın bilgisi yoktu. Tabii bu cevap beni tatmin etmekten uzak, bilmemek bir cevap sayılmaz. Şunu o yüzden bloğa koymuştum… Birkaç gün geçti aradan. Bir akşam vakti, doğrudan Ex’e mesaj yazıp kendisine bir beraberliği olup olmadığını, yeni bir ilişkiye başlarsa bunu bana söylemesini rica ettim. Yalanla işim olmaz, bunu bilirsem kendisini sosyal medyada sinsi sinsi takip etmekten artık geri durabileceğimi de ekledim mesajımda. Garip bir talep olsa gerek benimkisi, çünkü cevabı şaşkın ve huzursuzdu, öyle bir durumun söz konusu olmadığını, ama ricamı kabul ettiğini, yeni bir ilişkiye başlayacak olursa beni bilgilendireceğini söyledi, yazışma bitti.



Bir saat kadar önce evden çıkıp sahildeki bir cafeye geldim. Amacım annemlerin evinde internet bağlantısı olmadığından annemin telefonuna buradaki wifi marifetiyle güncellemeleri yüklemek ve bu arada bir iş arkadaşıma yeni pozisyonu için çiçeksepetinden güzel bir tebrik buketi göndermekti. Daha bilgisayarın kapağını açmadan Ex’ten mesaj: Evet, yeni bir ilişkiye başlamış, bilmek istediğim için  paylaşmış bu durumu.


Biliyordum.

Dahası, O’na mesaj yazıp sorduğum iki hafta önce de, bu beraberliğinin nüvelerinin çoktan atılmış olduğunu hissetmiştim. Neden menfi cevap verdiği hususunu tartışamam. Belki çok ani ve tuhaf bir soru olduğu içindir.

Der Hölle Rache kocht in meinem Herzen diyecek halim yok. Her birimiz kendi hayatını yaşıyor. Dilediği gibi yaşayacak, benim dileğim mutlu olması, mutluluğu bulması. Benimle yaşayamadığı mutluluğu bir başkasıyla da olsa, yaşaması.


Bana gelince, Ex’ten ayrıldıktan sonra iyice içine kapanmış, Erzurum’a yerleştikten sonra tam anlamıyla izole olmuş, karşı cinsle ilişkilerini zorunlu tensellik gereksinimi çizgisine indirgemiş biriyim ve bırakın aşkı, bırakın duygusallığı, bildiğiniz öküz hayatına devam ediyorum münasebetlerimde. Sevgilim ya da aşkım gibi sözcükleri telaffuz ederken aklıma Ex’in düşmemesi için kırk yıl daha yaşamam gerek sanki.


O’nun için 2,5 yıl yeterli olmuş. Hiçbir surette eleştiremem. Zerre kadar hakkım yok buna. “Ölüm anım geldiğinde yanımda olmasını istediğim tek insan sensin” demişti bana, şimdi bir başkasına söyleyecektir bunu. Sadece bir oyuncu değişikliği, transfer.


Allah mesut etsin, saadetini eksiltmesin inşallah.


Telefon numarasını sildim, zaten sadece O’nu gözetlemek için telefonuma kurduğum facebook uygulamasını kaldırdım şimdi.



Sevgilim ne garip bir kelime…


Life goes on folks.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!