Güfteleri değil, besteleri ele alarak kıçımdan yorumluyorum
bunları.
Slayer, kibrin müziği. Şeytanî bir büyüklenme hakim
melodilerine, Dite’de yankılanan günahkâr bir
ego patlaması yaşıyorum tınılarında. Müziklerini Tanrı’yı bile sikime
takmadığım (tövbe yarabbim) anlarda bana hitap eden mel’un bir ilahî gibi seviyorum
bu psikolojideyken.
Megadeth neşe, Rammstein pornografi, Judas Priest erotizm,
Metallica tefekkür, Iron Maiden kalbî duygulara tekabül ediyor bende.
Black Sabbath gerilimli bir hipnoz, Queen estetik zerafet,
Pink Floyd şaşkınlık, Rainbow ve Deep Purple sihir etkisi yaratıyor üzerimde.
Kimi zaman klasik müzik dinlediğim oluyor, kendimi nadiren
de olsa kâmil biri, übermensch hissettiğimde ya da bunu hissetmeye yakın
olduğumda içimden geliyor dinlemek. Hassaten Beethoven ve Mendelsohn.
Ne var ki bu aralar en sık, neredeyse sabah akşam System Of
A Down ile yatıp kalkıyorum. Sizin gibi benim de içimi şişiren karanlık
hallerim, keskin iniş çıkışlar yaşayan ruh durumumdaki dalgalanmalar, az manik çok
depresif bir adama dönüşmüşlüğümün müzikal dille ifadesinden farksız yaptıkları
ezgiler. Ne dengeliyim, ne dengesiz. Ne mutluyum, ne de mutsuz. Ne iyiyim, ne
kötü. Ne hayattayım, ne ölü.
Hala rol yapabiliyorum, hala insanlara –gerek gördüğümde-
neşe saçmaktan geri durmuyorum. “Gerek
görmek” dedim, çünkü doğal değil, yapmacık çünkü bu tutumlar. Yani profesyonel
bir şerefsiz olarak yaşamaya devam ediyorum işte. Hoş, daha evvel de yazmıştım,
nutella misali enerji santrali halinde gezindiğim olmadı hiç. Muhatap olduğum
insanları sürekli ikircikli, tedirgin bir şaşkınlığa sürüklememin, hakkımda ne
düşüneceklerine karar verememeleri de böyle açıklanabilir; worst game ever olarak
nitelenmesi yanlış olmayan Hayat oyununu ben böyle icra ediyorum işte. Yengeç
yan yan yürür, serçe seker, yılan sürünür, Oğuz da sağa sola yalpalasa da dik
durduğu izlenimi yaratır. Dün birinden aşırı
derecede dürüst biri olduğumu, lakin bu dürüstlüğümü karşımdaki kişiye yönelik bir
silah gibi kullandığımı, böylece bir yalancıya kıyasla çok daha kötü, acımasız
ve tahripkâr davrandığımı işittim. İyi olanı kötüye çevirmek, kötünün
formunu değiştirip iyi bir şey kılıfında göstermek bu. Alfred Nobel de TNT’yi
insanlara hayır getirecek diye yaratmıştı, sonrasını anlatmaya gerek yok. System
of A Down metal müzikmiş gibi ama değil, pop kıvamında ama enstrümanların
kullanımı gayet sert, neşeliyken öfkeli, umutsuzken komik, sesi içten gelirken
münafıkça ve huzurluymuş gibi görünürken şiddetli bir isyana hazır.
Allah ne güzel diyor:
“Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O'ndan hoşnut, O da senden
hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!”
(Fecir Suresi, 27-30)
Huzur ve hoşnutluk kavramları geçiyor ayette...
Bu bağlamda durumum
birazcık müşkül.

en yıkıcı dürüstlük, en beyaz riyakarlıktan yeğdir. Başımıza ne geliyorsa ve ne gelecekse riyadan gelecek, kaldı ki senin o derece dürüst olduğunu söyleyen kişi yanılmış zannımca.
YanıtlaSil