Arkadaşımı aradım, berbat bir şehirde geçirdiği üç yılın
ardından bugün Batı’ya tayini açıklandığı için hayırlı olsun diyeyim istedim. Hoş,
Türkiye haritasında 70-75 şehrin yerini parmakla gösterebilecek ölçüde coğrafi
bilgiye sahibim ama gideceği yer, yani Kırşehir hakkında kocaman hafızamda,
aklımda tek bir şey yok, o kadar manasız bir şehir. Neyse, “pek hayırlı bir
tayine benzemiyor ama gene de hayırlı olsun demek için arayayım demiştim”
cümleme “Türkiye’de öyle bir şehir olduğunu bilmiyordum” geyiği ile cevap
verdi, komik bir tip zaten, sonra en
azından orada kurşun, molotov, roket yemeyeceğine dair ümidinden bahsetti. Derken
konuyu birden canlı sesiyle değiştirmeye kalktı:
“Abi ben esas sana başka bir şey soracağım. Fakat bu soruyu
cevaplamaya psikolojik olarak hazır mısın bilmiyorum.”
“Ne soracaksın, Erzurum’dan bir şey mi lazım? Beni değil Ö.’yü
ara, ben bir işe yaramam.”
“Yok bir şey istemem senden, çok başka bir sorum var.”
“Dinliyorum.”
“Sen sıkılmadın mı Erzurum’dan?”
“Sıkıntıdan kendimi sikicem yakında ama öte yandan ehven-i
şer burası. İdare ediyorum işte.”
“Sana İstanbul’a dönmeni sağlayacak bir teklifim var. Ne
zamandan beri söylemek istiyordum valla. Şimdi bu konuşma fırsat oldu.”
“Hayda… Ne var aklında?”
“Şimdi dostum, bir doktor hanım var İstanbul’da, çok uzun
zamandan beri tanıyorum, benim çocukların da doktoru.”
“Eeeeeeee öööööö?”
“Abi yapacağın şey şu: Annene söyleyeceksin, H.
Hastanesinde, Dahiliye polikliniğinde bu hanıma muayene olacak. Ben de sana whatsup’tan
birkaç fotoğrafını göndereyim. Annen beğenirse, sen de ilgilenirsen İstanbul’a
izne gittiğinde ben aracı olurum, görüşürsünüz. Eğer bu iş olursa, pozisyonu
yüksek o hanımın, eş durumundan İstanbul’a tayinin çıkar. Erzurum’dan kurtulursun.”
“Ne diyorsun sen ya?”
“Psikolojinin bu konuşmaya hazır olmadığını tahmin etmiştim,
ama bir düşün, ne güzel olur di mi?”
“Ulan ben sana moral vereyim, canın sıkkındır diye aradım,
sen neden bahsediyorsun? Hasta mısın sen ya?
“Abi siktir et benim tayini, gider kafamı dinlerim, seninle
bu konuşmayı yapmak için ne kadar uzun zamandan beri bekliyorum düşünsene. İstanbul’a
çocukların tedavisi için her gittiğimde soruyorum kıza hala evlenmedin mi diye,
kızcağız ‘yok ya, nerede öküz varsa beni buluyor’ diye iç çekiyor. Bak sen de Erzurum’dan
kurtulacaksın, benim kafama çok yattı sizi beraber düşünmek.”
“Birincisi annem neden görüyor O’nu? Annem mi evlenecek
kızla? İkincisi ben gerçekten böyle bir konuşmaya hazırlıklı değildim, ulan ne
biçim yerden girdin konuya, İstanbul’a dönmeyi kim istemez? Üçüncüsü ben de
öküzüm, tanıyorsun beni, hem evlilik filan istemiyorum, evlenecek olsam bu yaşa
kadar neden bekleyeyim sap sap?”
Bir dakika abi, şimdi ben evlilik kelimesini kullanmadım bir
kere. Ayrıca öküz olduğunu biliyorum ama sen çok değerli, nitelikli bir
öküzsün. Hatta tanıdığım en kaliteli öküzlerden birisin, bu doktor hanımın şikâyetçi
olduğu öküzler senin gibi öküzler değil. Onlar öküz gibi öküzler, sen öküze
benzemeyen öküzlerdensin.”
“İyi de eş durumundan tayin, İstanbul deyip şimdi evlilik
kelimesini kullanmadım diyorsun, ne diyorsun sen abi?”
“He he he, ben evlenmekten bahsetmedim, o kelime yasak
biliyorum.”
“Ya abi bugün senin tayinin çıktı, işin gücün yok mu
allasen?”
“Abi ben aylardan beri bunu düşünüyorum, bak vallahi
billahi.”
“Kaç yaşında?”
“Benden bir yaş küçük. Senden de iki yaş küçüktür. Yalnız
biraz minyon.”
“Cüce mi yani?”
“Yoo, cüce değil, minyonca. Sen de çok uzun değilsin zaten.
Fakat bir kusuru var.”
“Neymiş o?”
“Giresunlu. Sen sevmiyordun Giresunluları.”
“İnsanları memleketlerine göre sevip sevmemeye karar
vermiyorum, önyargım yok yani.”
“Abi işte bu yüzden seni çok takdir ediyorum, önyargılardan
uzak birisin.”
“Dalga geçme, benim çok genel önyargılarım var abi, evlilik
kavramına karşı bin tane önyargım var bir kere.”
“He he he he evlilik diyen oldu mu şimdi?”
“Ne diyosun oğlum sen!?”
“Abi İstanbul diyorum. Erzurum’u siktir et arkanda bırak
diyorum.”
“Kanada’ya göç edenler gibi anlaşmalı evlilik mi yapayım
yani?”
“Ya bak, annen bir gidip muayene olsun bu hanıma. Ben de
resimlerini göndereyim. Sonra konuşalım olur mu?”
“Ben hayatımda böyle bir rüşvet teklifi ile karşılaşmadım
ya.”
“Abi bir düşün. Kızı da unut. İstanbul’a odaklan. Değmez mi
sence?”
“Van’da çok fazla molotov yemişsin sen, kafan sulanmış
bence. Hayırlı olsun gideceğin yer. Erzurum’un canı cehenneme ama hayatımı da
cehenneme çevirmemi bekleme ya.”
“Abi annen bir görsün, muayene de olsun.”
“Siktir git a.q.!”
“He heh heh he neyse fotoğraflarını yolluyorum, sonra
konuşalım.”
“Gönder hadi.”
Gerçekten de rüşvetin böylesini görmedim ben. Ex duysa ne
yapardı acaba, İstanbul’a dönmek için biriyle evlendiğimi? Eline bıçağı alır,
beni değil ama doktor hanımı keserdi sanırım, ben gene bu lanet topraklara
gerisin geriye savrulayım diye.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!