29 Ağustos 2015 Cumartesi

Bir Çözüm Önerisi Üzerine...






Arkadaşımı aradım, berbat bir şehirde geçirdiği üç yılın ardından bugün Batı’ya tayini açıklandığı için hayırlı olsun diyeyim istedim. Hoş, Türkiye haritasında 70-75 şehrin yerini parmakla gösterebilecek ölçüde coğrafi bilgiye sahibim ama gideceği yer, yani Kırşehir hakkında kocaman hafızamda, aklımda tek bir şey yok, o kadar manasız bir şehir. Neyse, “pek hayırlı bir tayine benzemiyor ama gene de hayırlı olsun demek için arayayım demiştim” cümleme “Türkiye’de öyle bir şehir olduğunu bilmiyordum” geyiği ile cevap verdi, komik bir tip zaten,  sonra en azından orada kurşun, molotov, roket yemeyeceğine dair ümidinden bahsetti. Derken konuyu birden canlı sesiyle değiştirmeye kalktı:

“Abi ben esas sana başka bir şey soracağım. Fakat bu soruyu cevaplamaya psikolojik olarak hazır mısın bilmiyorum.”
“Ne soracaksın, Erzurum’dan bir şey mi lazım? Beni değil Ö.’yü ara, ben bir işe yaramam.”
“Yok bir şey istemem senden, çok başka bir sorum var.”
“Dinliyorum.”
“Sen sıkılmadın mı Erzurum’dan?”
“Sıkıntıdan kendimi sikicem yakında ama öte yandan ehven-i şer burası. İdare ediyorum işte.”
“Sana İstanbul’a dönmeni sağlayacak bir teklifim var. Ne zamandan beri söylemek istiyordum valla. Şimdi bu konuşma fırsat oldu.”
“Hayda… Ne var aklında?”
“Şimdi dostum, bir doktor hanım var İstanbul’da, çok uzun zamandan beri tanıyorum, benim çocukların da doktoru.”
“Eeeeeeee  öööööö?”
“Abi yapacağın şey şu: Annene söyleyeceksin, H. Hastanesinde, Dahiliye polikliniğinde bu hanıma muayene olacak. Ben de sana whatsup’tan birkaç fotoğrafını göndereyim. Annen beğenirse, sen de ilgilenirsen İstanbul’a izne gittiğinde ben aracı olurum, görüşürsünüz. Eğer bu iş olursa, pozisyonu yüksek o hanımın, eş durumundan İstanbul’a tayinin çıkar. Erzurum’dan kurtulursun.”
“Ne diyorsun sen ya?”
“Psikolojinin bu konuşmaya hazır olmadığını tahmin etmiştim, ama bir düşün, ne güzel olur di mi?”
“Ulan ben sana moral vereyim, canın sıkkındır diye aradım, sen neden bahsediyorsun? Hasta mısın sen ya?
“Abi siktir et benim tayini, gider kafamı dinlerim, seninle bu konuşmayı yapmak için ne kadar uzun zamandan beri bekliyorum düşünsene. İstanbul’a çocukların tedavisi için her gittiğimde soruyorum kıza hala evlenmedin mi diye, kızcağız ‘yok ya, nerede öküz varsa beni buluyor’ diye iç çekiyor. Bak sen de Erzurum’dan kurtulacaksın, benim kafama çok yattı sizi beraber düşünmek.”
“Birincisi annem neden görüyor O’nu? Annem mi evlenecek kızla? İkincisi ben gerçekten böyle bir konuşmaya hazırlıklı değildim, ulan ne biçim yerden girdin konuya, İstanbul’a dönmeyi kim istemez? Üçüncüsü ben de öküzüm, tanıyorsun beni, hem evlilik filan istemiyorum, evlenecek olsam bu yaşa kadar neden bekleyeyim sap sap?”
Bir dakika abi, şimdi ben evlilik kelimesini kullanmadım bir kere. Ayrıca öküz olduğunu biliyorum ama sen çok değerli, nitelikli bir öküzsün. Hatta tanıdığım en kaliteli öküzlerden birisin, bu doktor hanımın şikâyetçi olduğu öküzler senin gibi öküzler değil. Onlar öküz gibi öküzler, sen öküze benzemeyen öküzlerdensin.”
“İyi de eş durumundan tayin, İstanbul deyip şimdi evlilik kelimesini kullanmadım diyorsun, ne diyorsun sen abi?”
“He he he, ben evlenmekten bahsetmedim, o kelime yasak biliyorum.”
“Ya abi bugün senin tayinin çıktı, işin gücün yok mu allasen?”
“Abi ben aylardan beri bunu düşünüyorum, bak vallahi billahi.”
“Kaç yaşında?”
“Benden bir yaş küçük. Senden de iki yaş küçüktür. Yalnız biraz minyon.”
“Cüce mi yani?”
“Yoo, cüce değil, minyonca. Sen de çok uzun değilsin zaten. Fakat bir kusuru var.”
“Neymiş o?”
“Giresunlu. Sen sevmiyordun Giresunluları.”
“İnsanları memleketlerine göre sevip sevmemeye karar vermiyorum, önyargım yok yani.”
“Abi işte bu yüzden seni çok takdir ediyorum, önyargılardan uzak birisin.”
“Dalga geçme, benim çok genel önyargılarım var abi, evlilik kavramına karşı bin tane önyargım var bir kere.”
“He he he he evlilik diyen oldu mu şimdi?”
“Ne diyosun oğlum sen!?”
“Abi İstanbul diyorum. Erzurum’u siktir et arkanda bırak diyorum.”
“Kanada’ya göç edenler gibi anlaşmalı evlilik mi yapayım yani?”
“Ya bak, annen bir gidip muayene olsun bu hanıma. Ben de resimlerini göndereyim. Sonra konuşalım olur mu?”
“Ben hayatımda böyle bir rüşvet teklifi ile karşılaşmadım ya.”
“Abi bir düşün. Kızı da unut. İstanbul’a odaklan. Değmez mi sence?”
“Van’da çok fazla molotov yemişsin sen, kafan sulanmış bence. Hayırlı olsun gideceğin yer. Erzurum’un canı cehenneme ama hayatımı da cehenneme çevirmemi bekleme ya.”
“Abi annen bir görsün, muayene de olsun.”
“Siktir git a.q.!”
“He heh heh he neyse fotoğraflarını yolluyorum, sonra konuşalım.”
“Gönder hadi.”




Gerçekten de rüşvetin böylesini görmedim ben. Ex duysa ne yapardı acaba, İstanbul’a dönmek için biriyle evlendiğimi? Eline bıçağı alır, beni değil ama doktor hanımı keserdi sanırım, ben gene bu lanet topraklara gerisin geriye savrulayım diye.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!