7 Ekim 2014 Salı

"When The Wild Wind Blows" Şarkısı Üzerine...

Haftaya İstanbul’a gideceğim: Üzülüp akılları kalmasın diye kendimle ilgili sürekli mutluluk tablosu tasvir ettiğim ailemin yüzümdeki çıbanımsıyı görünce ne diyecekleri endişesi, her kış başlangıcı beni hasretle sımsıkı kucaklayan bronşitim ve beraberindeki eşek öksürüşümle tanıştıklarında gene onlardan gelecek “kendine bakamamışsın” eleştirisi, bunlar bir yana evimi kiraya verdiğimden ötürü nerede kalacağım sorunsalı üzerine içimi hafakanlar basarken, ansızın dün geceden beri ülke sathında genel bir iç savaşın yaşandığını fark ettim.

 Rahatladım. Benimki de sorun mu allahaşkına? 

İç savaş yaşanırken “bu bir iç savaştır” demenin zerre kadar anlamı yok, hiçbir devletlünün bunu dile getirmesini beklemeyelim.

 İç savaş bir takım sebeplerin sonucudur. Bir şeyler ters gider, iç savaş çıkar.

 Hastalığın semptomları gibi: “Karnım ağrıyor” dersiniz doktora, doktor bunun sebebini araştırır, bulur. Problemin kaynağına inip tedavi eder. Yoksa hekimin “Evet, karnınız ağrıyor” demesi kadar saçma bir şey olamaz.

 Milletin karnı ağrıyor. ‘İç’eride bir savaş var. Sebeplerini biliyoruz, herkes biliyor. O sebeplerin neden ve ne uğruna göz ardı edildiğini, bunca zaman yok sayıldığını da biliyoruz. 

Küçük semptomları görmezden gelirse insan, onlar büyür, kocaman hale gelir. 

Mesele şu ki, semptomlar hastalığın ilerlemesi ile daha belirginleşir. Hastalık karmaşıklaşınca tedavi metotları da zorlaşır, yeri gelir şifaya kavuşturma çabası imkânsız bir misyon hale gelir. 

Şu olan bitene şaşıran var mı ki? 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!