27 Ağustos 2014 Çarşamba

Metallica'nın "Escape" İsimli Şarkısı üzerine...



Erzurum’daki ikinci gecemde, defalarca sebepsiz bölünen huzursuz uykumda gördüğüm rüya, sanki bu şehirde başıma geleceklerin habercisi gibiydi: Karanlık bir ortamda bir grup adam bana tecavüz etmeye çalışıyordu ve onlara engel olacak gücüm yoktu bu kâbusta. Bu satırları okuyan kişiler o sahneyi ve beni zihinlerinde canlandırsınlar istemiyorum elbette ama çoook uzun seneler önce kendisiyle anal seks yapmak istediğimi söylediğim bir kadının beni reddeden “sana yapsalar hoşuna gider mi?” absurd cevabıyla karşılaştığımda birden içimin daralması misali, dehşet içinde uyandım, çığlık atmış olabilirim hatta. Yanlış anlaşılmasın, içime girmediler ama düpedüz zorladılar sfinkter kasımı. 

Bu korkunç rüya, sanırım Erzurum’da karşı karşıya olduğum çaresizliğin farklı bir suretle bilinçaltıma yansıması ile ilgili: Hayatını dilediği gibi, kaygısız, sorgusuz, özgürlüğün zirvesinde yaşayan biriyim ben; birine/bir nesneye bağlı-bağımlı olmadım, olmamayı seçtim. Zifiri mutsuz olacağımı bilsem de tercihlerimi hep kayıtsız ve sınırsız özgürlüğüm üzerine yaptım her zaman. Kimisi bana kızdı, bazıları alay etti, hafife aldı, böyle yaşamayı seçtiğim için sefalet içinde yapayalnız öleceğimi veya tabutumu kaldıracak dört kişi bulunmayacağını düşünen ailem gibi üzülenler ya da bir köşede gülümseyerek daha ne kadar, kaç yaşıma dek böyle yaşamaya devam edeceğimi merak eden arkadaşlarım oldu – hala da bekleşiyorlar. Hâlbuki insan tercihini (her ne sebeple) terk eder ve gönlünün istediğini terk edip, şartların kendisine dayattığı zorunlulukların tarafına geçerse, o kimse artık özgür olduğunu iddia edemez. Belki egom gereğinden fazla gelişmiş ve o yüzden üzerime hiçbir sorumluluk almadığım hayatımdaki öncelikli kriterin “canım ne istiyorsa o” prensibi olduğunu savunuyorumdur, bilmiyorum. Öyle de olsa yapacak bir şey yok; riyakâr değilim, kimseyi kandırmadım, yalan söylemedim ya da bir illüzyon gösterisi yapmadım: Korkak olabilirim ama “life is for my own to live my own way” düsturuyla yaşadım hep. 

Peki Erzurum’da geçirdiğim bu kısa sürede,ne oldu da hayat neden beni sikmeye hazır hale geldi? Rüyamda, bilinçaltımda bile canlanan şey ne? Kısaca, yukarıda anlattıklarıma işaret ederek söyleyeyim, seçtiğim ve mutlu olduğum yaşam tarzımı değiştirmeye zorluyor beni. Elbette direneceğim elimden geldiğince ama ne kadar gücüm yetecek, bilemiyorum. Söz gelimi bir araba almam lazım burada. Araba kullanmayı da öğrenmem gerekiyor tabiatıyla. Ehliyetini 1992 senesinde almış ama hayatında sadece iki defa, 2001 ve 2006 senesinde, o da BM sınavlarında direksiyon sınavları için şoför koltuğuna geçmiş biri olarak arabaya hiç ihtiyaç duymadım bu zamana dek, hatta bu konudaki telkin ve ısrarları da kesin bir dille savuşturmuştum. Lakin genelde Erzurum’un düzeni, özelde ikamet ettiğim lojmanın şehirdeki konumu hayatımı normal çerçevede sürdürebilmem için araba kullanmaya mecbur ediyor beni. Düpedüz baskı var üzerimde; sadece çevreden, pozisyonumun gerektirdiği beklentilerden değil, bunların yanısıra şehrin doğasından da kaynaklanan bir zorunluluk hali: İstanbul’da çoğu zaman yük ve ıstırap haline gelen ve hiç tenezzül etmediğim otomobil, bu şehirde çamaşır makinesi ya da kombi türünden bir ihtiyaç şekline bürünüyor. Kışın dokuz ay sürdüğü, anlatılanlara bakılırsa karın yerde altı ay çakılı kaldığı bu kentte ne metro, ne vapur, ne tramvay var, toplu taşıma sefillik içinde. Erzurum hayatı tarzıma sertçe müdahale edip tercihlerimin dışına sokmaya çalışıyor beni, heteroseksüel ilişki türünü benimsemiş – üstelik homofobik bir adamı, pasif gay olmaya zorluyor. 


Bir de mutfak meselesi var: On yıla yakın bir süre kendi evinde yalnız ve tek başına yaşamış biri, omlet bile yapmadan mutlu mesut geçirmişti onca zamanı; dışarıda karnımı doyurarak ya da yemeksepeti.com siparişleriyle gayet güzel geçti yıllarım. Şimdi, lojmanların etrafında, evimin yakın çevresinde ne bir restoran var, ne de aktif bir sipariş ağı: Açım. Ekmek arası kaşarla geçiyor akşamlar. Çorbayı, patlıcanı özledim ya!
Erzurum beni zorla değiştirecek, benim gibi status quo’cu bir adam nazarında sikilmekle eşdeğer bu durum. Dehşet içindeyim. 

Hiç mutlu değilim. Meselenin vehameti türlü formlarda rüyama bile giriyor a.q.

2 yorum:

  1. bi hemşire, olmadı öğretmen.

    YanıtlaSil
  2. Polenteciğim,

    Evlilik kurumundan bahsediyor olmalısın. Olmaz öyle şey. Tecavüze uğramak başka şey, bir kadının strapon takıp beni becermesini kabullenmek başka bir şey.

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!