20 Eylül 2012 Perşembe

Leonard Cohen Üzerine...



Başlangıçta yanılgı vardı.
Ankara’daki öğrencilik yıllarım sırasında edindiğim Pazar sabahı sinemaya gitme alışkanlığına uygun olarak, Kızılırmak Sinemasına sırf Oliver Stone yönettiği için seyretmeye yollanmıştım, Katil Doğanlar’ı izlemek için. Soğuk ve üşüten bir güneş hatırlıyorum, salonda da dört-beş kişiydik, biri de resmi kıyafetli bir astsubaydı. Üniforması üzerinde olduğuna göre mesaide miydi, işten mi kaytarmıştı, yoksa göreve başlamadan önce âşık olduğu Juliette Lewis’i temaşa etmek üzere sinemaya gelmiş biri miydi, bilemiyorum. Üniforma hayranı kızları cezbetmeye çalışan bir soytarı da olabilirdi pek ala, ne de olsa Ankara zibil gibi resmi kıyafetli adam kaynayan, içinde sivil giyimli görevliler ve türlü renkte üniformalar kuşanmış askerlerle dolu, devasa bir kışlayı andırıyordu sözünü ettiğim zamanlarda.

Filmin sarsıcı (“bu ne lan? Ne biçim bi film bu?” sorusunu sorduran filmlere ‘sarsıcı’ diyoruz.) intro’sunun baharatı, şüphesiz filmle beraber başlayan şarkıydı. Şarkının tuhaf tınısının karamsarlık hissi yaratan atmosferi bir yana, vokaldeki adamın boş rakı şişelerinin sıralandığı sarhoş bir içki masasına kafasını gömüp mırıldanır gibi şarkıyı bık bıklaması, uzattım, kısaca tarzı, bana doğruca Chris Rea’yı çağrıştırmıştı. Rea’yı çok fazla bildiğimden değil; sözünü ettiğim yıllarda youtube yok, internet bile yok, hiçbir bok yok: TRT’de Serdar Öktem’in sunduğu Dönence diye bir program vardı, orada dinlemişim Rea’nin Road To Hellşarkısını, o kadar. Aynı şarkıları üç haftada bir tekrar tekrar yayınladıklarından bu şarkıya da aşina olmuşum, adamın vokalini de oradan tanıyorum… Katil Doğanlar’ın girişindeki şarkıyı da şarkı söylemesini beceremeyen garip sesli vokalden hareketle Chris Rea’nın sanıp durdum yıllarca. Çook zaman sonra, internet âlimi olup başlangıçtaki yanılgıdan dönebilmem mümkün olabildi, meğer o şarkı Leonard Cohen’inmiş. Sonraki yıllarda bu adamın çok meşhur olduğunu, dillere destan bir sanatçı/şair/söz yazarı/icracı olduğunu da öğrendim. Hatta doğa üstü niteliklerle donatılmış mistik karakterli bir efsane olduğunu da milyon defa okudum, işittim. Baktım ki düpedüz “bu adam bir harika!” yaklaşımı, dünya bir yana Leo bir yana diktesi kabul ettirilmeye çalışılıyor. Sözünü ettiğim filmin girişindeki ‘Waiting For The Miracle’ gerçekten güzeldi, ama o kadar: Güzel işte. Sadece güzel. Nefis değil. Muhteşem değil. Dünya harikası hiç değil -ki, öteki popüler şarkılarına da kulak verdiğimde genel olarak adamın söylediklerinin dayanılmaz ölçüde uyuz, uyuntu, mıymıntı oldukları bile söylenebilirdi. Peki kim beğeniyordu bu adamı?
Tabi ki kadınlar… Tüketim çarkının en büyük müşterileri…






Dün akşam metazori olarak Leonard Cohen’in konserine gittim. Hatun (hala ayrılmadık… hala!) adamın dinleyici kitlesini oluşturan güruhun %80’ini oluşturan kadın tayfasının mazbut ama dirençli bir üyesi. Şimdi gene misigonist söyleme sarıldığım iddia edilebilir ama hayatın gerçeklerine karşı gelmenin anlamı yok: Normal ve vasat bir erkek, bir iki şarkısını beğenmenin haricinde LC fanatiği olamaz. Şarkı sözlerine hayranlık duyabilir, ileri derece İngilizce bilgisi gerektirmeyen şiirlerinden etkilenebilir ama o kadar. Bir gıdım fazlası değil. Salondaki kalabalıkta göze çarpan konsere yalnız gelmiş değişik yaş gruplarından çok sayıdaki kızcağız zaten bu gözlemi doğrular nitelikteydi: Yalnız oturan tek bir erkek yoktu ya! Ama yalnız başına gelmiş veya bir başka hemcinsiyle salonda yerini alan bir dünya kadın gördüm. Bu nokta çok enteresan aslında; adam yakışıklı filan değil, zaten 78 yaşına ermiş, bir ayağı çukurda, jestleri ile aşırı mütevazı ve zarif olmaktan başka pek bir özelliği olmayan biri, duygulu – kadife gibi bir sesi de yok, e bu kadar kadın neden kendisine hayran böylesine tutkun bir şekilde? Benim tek açıklamam reklamın dayatmacı gücü, ‘sıradan insanların fark edemeyeceği güzellikleri sezip hakkını verebilecek nitelikte damıtılmış ince bir zevk sahibi olma’ iddiası ve boka bok diyememe cesaretsizliği…


İki hafta önce Ian Anderson’un (JetroTull) konserine gitmiştik üç erkek arkadaş. İçimizden biri, konserin ortalarında şaka yollu çalınan müziğin kendisi için fazla kaliteli olduğunu söyleyip mimikleriyle zerre kadar zevk almadığını ifade etmişti. Erkek tabiatında bir kadına şirin gözükme kaygısı olmadığı müddetçe beğeni özgürlüğü en ileri ölçüde kendini gösterir. Kadın ise, çok kişinin hayranı olduğu bir şeyi beğenmediğini kendisine bile itiraf etmekte zorlanır. “Beğenmesem de bunu belli etmemeliyim, çünkü aslında çok güzel” der kadın, lisanı haliyle. Çünkü beğenmediğinin aslında güzel olabileceğini düşünür, hatta buna inanır.

Konserin yarısında patlamak üzereyken çıktım salondan, Hatun’a sen eve taksiyle dönersin, beni bağışla dayanamıyorum diyerek. Sonuçta O da kadın ama hamdolsun, rol yapmamı beklemiyor, neyse ki anlayışlı mübarek:)






11 yorum:

  1. hatunla "hala" beraber olduğunu söylediğin için mi, yoksa cohen söz konusu olduğu için mi kimse yorum yapmamış bilmiyorum. ama cohen bi' tanedir, bok filan değildir. belki de senin de bahsettiğin o zarafet, mütevazılık, şairlik yüzünden seviliyordur. senin açıksözlülüğün takdire şayan, o ayrı:)

    YanıtlaSil
  2. JoA aslımda yorum yaptık ama sanırım yorumlar onaya tabi olduğu için yayınlanmadı. Ben Cohen in doğum yaptığı hastanenin hemşiresine küfür etmiştim. Sanırım Virgilius üçüncü şahısları olaya müdahil edip yersiz polemik yaratmak istemiyor.
    Adam ayakta duramıyor dance with me diyor.
    Sanırım cohen in günahı çok ve uzun yaşayacak. Bununla beraber biz acı çekmeye devam edeceğiz.

    YanıtlaSil
  3. JoA,
    öncelikle o hayranı olduğunu vurguladığın zerafet olgusundan zerrece nasiplenmediğini görüyorum: bir seneyi aşkın süre yazmadım, ortalarda görünmedim, ardından bakıyorum ki bir hoşgeldin dahi demeden cart diye bloga dalmışsın! insan şaşkına dönüyor, eskiden böylemiydin sen ya?
    Bir de eklemede bulunayım: tuhaf olan benim Hatun'u bırakmamış olmamam değil, O'nun beni bir türlü şutlamamış olması:)

    Gregor,
    yayınlamadığım hiç bir yorum yok hacı, haşa, günahımı da alma, ergenekon medyası gibi 'lehteki deliller yok ediliyor' söylentisini yayma lütfen. bir aksaklık olmuştur belki, en fazla o kadar.
    bir de hemşirelere küfür etme lütfen. hemşireler iyidir:)
    Adam konserin yarısında diz çöküp ettehiyyatü okur pozisyonunda bir şeyler mırıldandı, millet de alkışladı. buna da konser diorlar işte.

    YanıtlaSil
  4. gregor, neden acı çekiyorsun ki? seni de zorla konsere götüren mi var yoksa? :)

    virgilius, peki ya bana göre sen hiç gitmediysen? sonuçta mekan açıktı, istediğim zaman ziyarete geldim. bu yüzden burnum..... neyse. ayrıca zekiyim, çalışkanım, süperim filan ama zarif olduğumu hiç iddia etmedim:)

    kaç gündür fazla mesaiye kalıyorum, fazla mesaiden kastım eve gece 1.30'ta dönmek mesela. sabah da kalk borusu 6.20'de çalıyor. denge filan kalmadı. siz iki beyefendiye gayet güzel laf çarpma imkanları verdikten sonra çekilebilirim sanırım artık.

    YanıtlaSil
  5. JoA,
    ben polemiğe girip fırça atmak için talisman'ı ya da passive'i bekliyordum ama sen de bayağı gönüllü çıktın vallahi:) haklısın blog açıktı ama ben yoktum: bir manava gittiğini düşün, armutlar kavunlar lahanalar ve hıyarlar kasalarda duruyor olur ama sen içeri girdiğinde manava selam verirsin, sebzeye meyveye, duvardaki 'allah korusun' levhasına, kasalara ya da teraziye değil:) ne yapalım zorla değil, sen selam filan vermedin ama ben sana manavımıza (şimdilerde mini hal deniyor) onca zaman sonra hoşgeldin diyorum:)

    bu arada, "iki beyefendi" mi? ikisini de tanımıyorum:)

    YanıtlaSil
  6. Seninlen polemiğine girmek mi Virgilius, Allah korusun. Bir seninle bir Berkut'la polemiğe girmekten kaçar, korkarım ben.

    http://youtu.be/RfQiyc5USgE?t=1m16s

    Hele bu aralar fırça atma ve fırça yeme miadlarımı doldurdum ziyadesiyle, şimdi bir kenara çekilip kimseye bulaşmama zamanlarım.

    Taliş'i bulabilirsek onunla didiş ama tabii, izlemesi, okuması pek zevkli oluyordu. Hele şu padişahın sol hüsyesini hiç unutamam, aslanım Taliş.

    Hoşgeldin deme meselesine gelince, sen yazdıkça biz elbet seviniriz ama, geri gelmen senin için iyi mi oldu kötü mü, sen kendi geri gelmeni nasıl algıladın, tam kestiremediğimden (başlangıç yazından ikna olmuş değilim) sessiz kalmayı tercih ettim; sessiz sessiz geldim yazdıklarını okudum, Cohenli yazında "hehe, aylemizin misocinisti döndü," diye sırıttım, hatununu bir kez daha takdir ettim (günün birinde tanrı beni seviyor mu diye sorarsan kendi kendine, vereceğin cevap "kesinlikle evet!" olmalı, hatununun hayatındaki varlığını başka türlü açıklayamazsın gibime geliyor çünkü), sessiz sessiz geri gittim. Fekat, elbet, olmuşsa hayırdır da onun için olmuştur, ol sebepten hayırlı uğurlu olsun demeliydim, haklısın.

    JoA'ya da özel selam ederim, kelimesi kelimesine aklımdan geçenleri yorum olarak yazmış, okuduğumda bu duruma hem çok şaşırdım hem de çok hoşuma gitti.

    Unutmadan: Hoşgeldin Virgilius! Çok özlemiştik, bi daha hiç gitme e mi! (Evet, dalga geçiyorum ama ucundan accık.)

    YanıtlaSil
  7. virgilius, her şey söze dökülmek zorunda mı? armutları afiyetle yerken manava da sessizce bi teşekkür, bi hayır dua göndermek kabul görmüyor mu artık hıı? ayrıca sen şükret kötü çevirilerdeki gibi "iki centilmen" demedim. onları ben de hiç tanımıyorum çünkü.

    cancağızım pa, şimdi buradan canım cicim öperim filan diyeceğim ama virgilius ona da kızacak, "gidip kendi mekanınızda öpüşün koklaşın" diyecek. en iyisi senin taktiğini uygulayıp hızla kaçayım (gülmekten bayıldım zira): iyi ki döndün virgilius, bizi bi daha yetim koma buralarda, hayat sensiz çok yavan.

    YanıtlaSil
  8. Passive,
    "padişahın sol hüsyesi" zamanında Talisman bana 'siz' diye hitap ediyordu hatırlatırım:)
    güneşin varlığını ve dünyadaki canlılara nasıl hayat verdiğini, faydalarını vs. bir köylüye, cahile anlatmaya gerek yok. ben Hatun'un hayatımdaki olumlu etkisini hiç bir açıklama ve ispata lüzum oladan yaşıyor, biliyorum.
    ve evet, "biri"lerinin beni ne kadar özlediği ve bunca zamandır hasretle beklediğini görünce, bir daha da gitmeyi düşünmüyorum buralardan:)
    hoşbuldum:)

    YanıtlaSil
  9. JoA,
    hiç biriniz emel kadar sıcak ve samimi değilsiniz. hayat bensiz yavanmış, pöh! inandım ben de!
    siz öpüşün passive'le. armutlar da ziyade olsun, hoşunuza giderse artık:)

    YanıtlaSil
  10. hararetle ilgili mevzuları gregor'la tartışın siz hocam, ben anlamam.

    YanıtlaSil
  11. "gregor, neden acı çekiyorsun ki? seni de zorla konsere götüren mi var yoksa? :) "

    Sevgili joa beni seven kişi beni zorlamaması gerektiğini bilir. Matta 7.12 de yazdığı gibi " Zorlamayınız. Zorlarsanız zorlanırsınız"
    Gerçi İncilin değiştirildiğine dair en kuvvetli delil olarak bu ayet gösterilir ama bence değişmişse bile gayet mantıklı değiştirmişler.

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!