Ankara’da bulunduğum geçtiğimiz hafta boyunca memleket meseleleriyle o kadar meşguldüm ki ne gazete okuyabildim, ne de gündemi takip etmeye fırsatım oldu. Gün boyu toplantıda zikilen kafamı akşam otelde kitap okuyarak dinlendirirken Meclisteki kavgayı, tekel işçilerinin durumunu ve NBA sonuçlarını takip edebilmem mümkün olmadı, pornosuz, FIFA’sız ve nutellasız geçen bir hafta boyunca epeyce yenilenmiş hissettim evime döndüğümde. Gazeteleri gözden geçirdim geriye doğru, renksiz, tatsız tuzsuz haberler, yabancı haber ajanslarının güdümünde saçma ve gereksiz içerikler… Ama bunların arasında gördüğüm bir haber başlığı, Galatasaray Başkanı Adnan Polat’ın bir beyanatı, hafta içindeki toplantıların arasında verdiğimiz bir sigara molasında Diyarbakır’dan gelen katılımcıya söylediğim bir sözü ve konuşmamızı anımsattı bana. Adamı ilk gördüğüm andan itibaren gözüm ısırmaya başlamıştı tipini, sanki tanıyordum onu… Nereden, nereden, acaba kalu beladan mı diye düşünürken çıkarıverdim birden: Claudio Caniggia. Kendisine “Caniggia’ya ne kadar çok benziyorsunuz” dedikten sonra kim olduğunu anlatmam gerekliliği ortaya çıktı; daha önce bu ismi hiç duymamıştı. Kötü bir şey söylemediğime inandıktan sonra klasik türk tepkisiyle “babam Arjantin’e gitmiş olabilir” diye gülümsedi, sonra da konu kapandı gitti.(Halbuki Maradona'nın çok iyi arkadaşı olan Caniggia ile bir gol sonrası saha içinde dudak dudağa bir öpüşmeleri var ki, Caniggia'nın eşi Maria Nannis, Maradona'nın kocasına aşık olduğunu bile söylemişti, buna tabii hiç değinmedim bile.)
Adnan Polat “kasap futbolcular yıldız oyunculara vicdansızca tekme atıyor” isyanını, son lig maçında yaşanan olayların ardından haykırmış. İşte Caniggia’nın başına gelen ve benim için kendisinin bir futbol fenomeni olmasına sebep olan da buydu: Arjantin, 1990 Dünya Şampiyonasının açılış maçında Kamerun’la oynuyordu, tüm gözler de doğal olarak gezegenin en büyük yıldızı olan Maradona’nın üzerindeydi. O maçın ikinci yarısında oyuna giren Caniggia’yı daha önce hiç izlememiştim, hatta adını bile duymamıştım. Sonraları 100 metreyi 10.70 saniyede koştuğunu öğrendiğim bu adam, oyuna dâhil olduktan sonra inanılmaz süratiyle rakip Kamerun defansını darmadağın etmişti. Adam uçuyordu resmen, fakat Kamerun takımının Caniggia sorununa çözümü basitti: Tekme. Adama sahanın her yerinde insafsızca tekme atıyorlardı, bu ise yere tökezliyor, sarsılıyor, ama devam ediyordu uçmaya. O oyuna girdikten sonra maç Kamerunlu futbolcuların tekmeleriyle Caniggia’nın bu tekmelerden kaçarak rakip kaleye gitme mücadelesine dönmüştü. Bir Roma Arenasında aslanlardan (Kamerun’un lakabı da ‘Afrika Aslanları’ idi) kurtularak hayatını kurtarmaya çalışan adam gibi, tekmelerden korunup takımı adına bir şeyler yapmaya çalışan bu uzun sarı saçlı, ince yüzlü, duygusuz ifadeli futbolcunun savaşını büyülenmiş gibi izlenmiştim televizyondan. Ta ki maçın son dakikasına kadar…
Son dakikada, 1-0 geride olan Arjantin umutsuzca şanını ve prestijini koruyacak golü aramayı sürdürürken, Caniggia topu kendi ceza sahasının önünden aldı; başladı kanatlanmışçasına koşmaya. Bir rakip oyuncuyu geçti, ötekinin savurduğu tekmeyle sarsıldı, dengesini yitirir gibi oldu ama zorlanarak da olsa hızını kaybetmeden devam etti yoluna. Derken bir üçüncüsü çıktı karşısına, çok kararlı olan Benjamin Massing’ti o. (Benjamin Messing hakkında google’da araştırma yapınca, adam hakkında onlarca sayfa çıkıyor karşımıza. şu, bu, vs. Bütün uluslar arası şöhretini borçlu olduğu bu son dakikaya atıf var onlarda da.) Benjamin Massing gözüne kestirdiği Caniggia’yı öyle bir tekmeyle indirdi ki yere, Zavallı Arjantinli havaya 360 derece dönüp yere yığılıverdi, yaptığı faulün etkisiyle Massing’in ayakkabısı ayağından fırladı gitti. Seyircinin galeyanı, Arjantinli futbolcuların isyanı ve benim zevkten sekiz köşe bağırışımla hemen telefona sarılıp maçı izleyen bir başka arkadaşımı aramamı anımsıyorum, ikimiz de ağzımızdan tükürükler saçarak izlediklerimizin gerçek olup olmadığını heyecanla anlamaya çalışıyorduk: Böyle bir faul olamazdı. Böyle bir kasaplık görülmüş şey değildi. Zevk, öfori, vecd hali…
Massing oyundan atılırken hakeme “ne var ki bunda?” dercesine ellerini açıp bir hareket yaptı, hakem bile aptallaşmış halde önce kırmızı kartını, sonra da sarı kartını çıkarmıştı katile…
Caniggia yerde kaldı.
Massing’in de şanı unutulmadı.
Diyarbakır’lı Caniggia benzeri beyefendi ile aramızdaki diyalogun ardından böylesine çağrışımlar yaşamak da varmış hayatta.
Ama ne fauldu be !!!
0 değil de brezilyayı yakmıştı attığı golle. bir de gidip dundee takımlarından birinde oynamıştı niyeyse
YanıtlaSilHirondelle,
YanıtlaSilbu adamı hiç bir takımla özdeşleştirememizin sebebi de, dandik (dundeeic) takımlarda keyfince oynaması.
Esas Zenga'yı ağlatmıştı Caniggia, rekorunu noktalayarak.
Ne macti ama.. Lisede fenomen olmustu Cannigia..
YanıtlaSilBizim Metin Tekin de iyi kosardi be, hatirlar misiniz?
bütün bunları kullandığı performans artırıcı bitkiler ve çektiği koko ile yaptığı sonradan ortaya çıkmıştı. adam sahada uçuyordu derken doğru söylemişsin
YanıtlaSilEczahaneci,
YanıtlaSilMaradona ile yaşadığı gayrimeşru ilişkiden dolayıdır o kötü huyları :)
amannn boşver yaşadığı kişi maradona,işin içinde maradona varsa herşey meşrudur(bakınız ingilteree elle attığı gol)
YanıtlaSilAbi sen bu hikayede Maradona mısın Massing mi? kjlashdlkjasd
YanıtlaSilTravis,
YanıtlaSilYok hacı, bu karambolde yer alsaydım benden en fazla hazır çorapla dolaşırken Massing'in ayağını çiğneyen Burruchaga olurdu :-)