12 Ekim 2009 Pazartesi

Zamyatin'in Buz Pateni Gösterisi Üzerine...

Birkaç hafta önceye kadar Yevgeni Zamyatin’i bir Rus artistik patinaj/buz dansçısı-sporcusu [her ne boksa o] ismi sanıyordum. Hatta hayalimde ince yapılı, uzun boylu, soğuk suratında gülümseme sonradan yapıştırılmış gibi görülen, katıldığı her yarışmada altın madalyanın en büyük favorisi olan yirmilerinde bir adam canlanıyordu. Evet, bu aslında buz dansçısı ismi olmalıydı.



Öyle olmalıymış gibi düşündüm ama yanılmışım. Bu adam bir yazarmış meğerse. En azından Rus olduğu tahminim yanlış çıkmasa da, 20. yüzyılın başlarında yaşadığını, çok sıra dışı bir hayat sürdüğünü ve bunca zamandır kendisinden habersiz/bilgisiz kaldığımı, ancak BİZ adlı eserini okuduktan sonra öğrendim. Mor renkli kapağıyla kitapçıların raflarını ‘süsleyen’ Biz, doğrusu hemen dikkatimi çekmişti ilk gördüğümde, lakin listem kabarık olduğu için “köftehorlar, kitap satılsın diye uygulanmadık pazarlama tekniği bırakmadılar memlekette, renge bak, Galatasaray forması gibi, öğğğk ” diye geçirmiştim aklımdan. Fakat yazarını görüp ansızın “ulan bu artistik patinajcı ne zaman kitap yazmış ki?” sorusu belirdi zihnimde, arka kapağında Ursula Le Guin’in “şimdiye kadar yazılmış en iyi bilim kurgu roman, klasik bir karşı ütopya” notunu okuyup bir siktir çektim, “1984’ten de mi etkileyici yani? Cesur Yeni Dünya’dan daha mı sarsıcı? Ah siz kadınlar, mor renkli olsam beni bile beğenirdiniz zati” diye mırıldandım. Fakat eve gidip vikipedia’da kitabın yazıldığı tarihin 1920 senesi olduğunu okuyunca ‘Turabi, orda dur abi’ moduna geçtim, durakladım. Saydığım iki klasikten de daha evvel kaleme alınmıştı BİZ. Üstelik, verilen bilgilerde Hem Orwell’in, hem de Huxley’in Zamyatin’in eserinden etkilendikleri belirtiliyordu. Buz dansçısı olmamasının yanı sıra, kitabın kapağı mor da olsa bu iki kocakafayı etkilediğine göre ibne de [metaforik anlamda ibne, yoksa bana ne cinsel tercihinden] değildi bu Zamyatin. Okumak şart olmuştu kitabı. Kasiyer kıza kitabı renkleri görülmeyecek şekilde ambalajlamasını söyleyip aldım, okumaya başladım.







Kitabı ve konusunu anlatacak değilim, ama değinmek istediğim meseleye gelinceye kadar biraz tanıtmam gerekiyor BİZ’i. 26.yüzyılda geçen bir kara ütopya/distopya kaleme almış Zamyatin. Kabaca birkaç kelam etmek gerekirse, insanlar ‘ben’liklerinden kopartılıp, ‘biz’e dönüştürülür, isimleri yoktur- kimlikleri kendilerine verilen numaralarla [I-330, O-90 gibi] belirlenir, herkes aynı üniformayı giyer, mahremiyet diye bir şey söz konusu değildir.– duvarlar camdan, herkesin her şeyi görebileceği/hiçbir şeyi kimseden saklayamayacağı bir düzene aittir. Özde ise dinin yerini bilim ve matematik almıştır, sanki bir ‘matematik şeriatı’ söz konusudur eserde. Özgürlük, kavram olarak suça teşvik, hatta azmettirme olarak ele alınır, çünkü özgür olmayan kişinin suç da işleyemeyeceği varsayılmaktadır. Eserin dikkat çekici noktalarından biri de tasarlanan bu geleceğin dünyasında hayatın bir makinenin dakikliği ile sürmesidir, devasa bir fabrika gibidir toplum; kimin ne zaman neyi ne şekilde yapacağı, nereye gidip nereden geleceği, kiminle ne zaman görüşüp nerede sevişeceği [cam duvarlara perdeler sadece ‘sevişme saatinde’ indirilebilir, süresi de 30 dakika. Sevişilecek kişi için önceden İdareye o kişi adına kaydolunur filan] gibi hayatın her anı zaman çizelgesiyle belirlenmiştir. Zaten ÇİZELGE kavramı Zamyatin’in distopyasında bir tür AMENTÜ yerine geçer. Aslında tüm ideal insanı bir Makine yapmaktır. Makine gibi çalışan, makine gibi tamir ve bakım gören, makine gibi sorgulamayan, makine gibi mükemmel insanlar. Hatta TEKDEVLET Gazetesinin şu haberi, aslında kitap hakkında zırvaladıklarımın özünü oluşturuyor:



SEVİNİN!

Bugüne kadar sizin yarattığınız makineler sizden daha kusursuzdu. Ama bundan böyle siz de kusursuz olacaksınız.”



Yayınlanan tek ve biricik gazetedeki bu haber, eserde anlatılan toplumu oluşturan insanların –her şeye rağmen- o ana kadar kusurlu olduklarının biri itirafı niteliği taşır; makine gibi çalışmaktadırlar, sevişme saatinden kitap okuma saatine, mesaiden uyku saatine kadar herkes tek bir düzen altındadır, hiç kimsenin zaten mahremiyeti yoktur vs., ama gene de mükemmel değildirler. Çünkü bazen “hasta olmaktadır”, burada sözü edilen “hastalık” ise HAYAL GÜCÜ’dür. İnsanın yarattığı makineler kadar mükemmel olmasının yolu da bu hastalığa, yani hayal kurmasına mani olacak bir ilaç kullanmasından geçer. Bu sayede makineler gibi değil, gerçek birer makine olacaktır insanlar.



Yevgeni Zamyatin’in biyografisini okuduğumda karşıma enteresan şeyler çıkıyor: Bolşevikler’e destek verdiği için eski düzen tarafından takibata uğradığı, hatta hapse atıldığı, Bolşevik Devrimi’nden sonra da düşünceleri muhalif görüldüğünden bu defa Bolşeviklerce hapse de değil, hücreye kapatıldığını öğrendim. Hatta BİZ, hücrede yazdığı, sonra gizlice yurtdışına çıkarılıp Rusça’dan evvel İngilizce basılmış bir kitabı Zamyatin’in. Yeni düzende, Sovyet komünizmini eleştirirken aslında insan doğasına dair “hayal gücünüzden, duygularınızdan koparılmak, yani makineleşmek insanın başına gelebilecek en kötü şeydir, ancak o vakit insandan geriye kendisine dair bir şey kalmaz” eleştirisini yapıyor bu ironik romanda. 1920 senesinde yazılmış kitabı okurken yazarın bana fısıldadığı bu mesaj, beni ansızın Nazım Hikmet’in 1923 senesinde yazmış olduğu o meşhur şiire götürdü:



MAKİNALAŞMAK

Trrrrum,

Trrrrum,

Trrrrum!

Trak tiki tak!

Makinalaşmak istiyorum!



Beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!

Her dinamoyu

Altıma almak için çıldırıyorum!

Tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,

Damarlarımda kovalıyor

Oto-direzinler lokomotifleri!



Trrrrum,

Trrrrum,

Trak tiki tak

Makinalaşmak istiyorum!



Mutlak buna bir çare bulacağım

Ve ben ancak bahtiyar olacağım

Karnıma bir türbin oturtup

Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!



Trrrrum

Trrrrum

Trak tiki tak!

Makinalaşmak istiyorum!





Büyük şair olmak başka bir şeydir, zaten şairlik tamamen tanrısal bir yetenektir insana verilen. Toynbee’nin değişiyle “şiir, vahyin diline benzer. Anlamı semboliktir çoğu zaman ve aklın diline tercüme edilemez.” Bu nedenle şiirin (ama “şiir gibi şiir”den bahsediyorum, lay lay lomdan değil) üzerimizdeki etkisi de ruhumuz sanki depreme tutulmuşçasına şiddetli oluyor. Murathan Mungan’ın Yalnız Bir Opera’sını anımsayın, Sezai Karakoç’un Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine'sini, veya az sonra yerden yere vuracağım Nazım Hikmet’in Piyer Loti’sini… Bunlar öyle şiirler ki, insanın içinde saklı, açığa çıkmamış ama çok hassas bir yere dokunuyor sanki. Şair bir mikroskopla kalbimize bakıyor gibi, bilmediğimiz yanlarımızı dahi açığa çıkartıyor mısralarıyla. Aslında bizi insan yapıyor böylesi şiirler. Bu ve benzerlerini okuduğumuzda tökezliyoruz, titriyoruz. “İnsanım ben!” diye sessizce haykırıyoruz çevremize, “çok hücreli bir organizma olmanın ötesinde, insanım.” Camus, Sishyphos Söylencesi’nde Uyumsuz karakterini tasvir ederken “Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, yemek, çalışma, uyku ve aynı uyum içinde salı, çarşamba, perşembe ve cuma, çoğu kez kolaylıkla izlenir bu yol. Yalnız bir gün ‘NEDEN?’ yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. Bıkkınlık makinemsi bir yaşayışın sonundadır, aynı zamanda bilincin hareketini de başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışı sonuç takip eder, yıkım ya da iyileşme.” diye yazar. Makineleşmiş hayat insanı “insan olmaktan” çıkarır çünkü, onu da makineleştirir.



BİZ romanında toplumda bir meslek olarak şairler de var, görevli TEKDEVLET’i yüceltmek, matematiği, Taylorizm’i övmek, bilimi ve makineleşmeyi poh pohlamaktır onların işi; sevgi, aşk, nefret gibi duygular ise tümüyle dışındadır ele aldıkları konuların. Şiir, materyalist bir sistemin yağcısı olarak kullanılmıştır düzen tarafından.

BİZ, 1920 senesinde yazıldı ancak yurt dışına kaçırılması İngiltere’de ilk baskısını yapması 1924 senesini buldu. Öncesinde bu romanı kimse bilmiyordu.



Nazım Hikmet yukarıya koyduğum Makinalaşmak başlıklı şiiri de 1923 senesinde yazdı. Doğal olarak O’nun da BİZ’den haberi yoktu. Ama aslında savunduğu, hatta methettiği, örnek gösterdiği, kendisine hedef olarak belirlediği makineleşmek, maddi medeniyetin insanî olanher türlü unsuru toprağa gömmesinden farksız görünüyor bana. (Şimdi biri çıkıp bana Üstad’ın “Yalnayak” isimli şiirini söyleyip aslında ne demek istediğini anlatmasın. Yukarıda alıntıladığım şiir için yazıyorum bunları, o başka, ötekisi başka.) Öngörü yeteneği ve hayal gücü Nazım Hikmet’ten çok daha ileri olduğu anlaşılan Zamyatin ise, makineleşmenin, materyalizmin nelere mal olacağını anlatıyor eserinde. Enteresan olan bir başka nokta da şu: Bütünüyle farklı siyasi sistemlerin yaşam sürdüğü T.C. ve CCCP, bütünüyle farklı görüşlerdeki bu iki sanatçının kendi topraklarında okunmasını seneler boyu yasaklamış. (“En iyi devlet, hiç olmayan devlettir” diyen Thoreau’yu mezarında selamlayalım bu vesileyle, daha 16. yüzyılda “Devlet, uyruklarının hangi kitaplarını okuması gerektiğini denetlemelidir.” Şeklinde buyuran ve hiç ölmeyecek olan Hobbes’a da orta parmağımızı gösterelim.)



BİZ, en büyük sanatçımızın, diğer şairlerden çok daha üstün ve ‘insan’ gördüğüm Nazım Hikmet’e karşı derin bir hayal kırıklığına uğramama yol açtı. Doğamızı ve gerçekliğimizi çözemeyip, ülkesinin fakirliğini ve geri kalmışlığının reçetesini insanın makinalaşması olarak gören Nazım, aslında tipik Bolşevik düşüncesinin kuru bir ürününden farksızmış meğerse. Makinalaşmak şiirini yazdığı 1923 Moskova’sı, katı sosyal disipliniyle üretimde endüstriyel verimliliğin (Taylorizm) üzerinde güneşin doğup battığı her şeyden daha önemli olduğu, köylü bir toplumdan kırk sene içinde uzaya insan gönderebilecek bilimsel ve teknolojik yeterliliğe ulaşacak Sovyet yönetiminin kalbinin attığı yerdi. Nazım Hikmet’in ülkesi için candan ve içtenlikle hayal ettiği Makinalaşmak da böyle bir şeydi. O dönem emperyalist devletlerin üzerinde at koşturduğu Türk Toprakları -kendince- ancak böylesi bir değişimle kurtulabilirdi. Bu, Nazım'ın tüm iyiniyetine rağmen Toynbee'nin sözünü kıçından anlamaktan farksızdı: Bu defa da aklın dilini şiire dönüştürmeye çalışıyordu.



Artistik Patinajcı olmadığına BİZ’i okuduktan sonra karar verdiğim Yevgeni Zamyatin ise, kitabıyla Bolşeviklere “insanlara makine muamelesi yapar, sadece endüstriye ve bilime taparsanız, sonunda nanayı yersiniz” diyordu.



Zamyatin, Nazım Hikmet’i döver bence. Hatta mezarından orta parmağını bile gösteriyordur ötekine.







(Not: Ben aslında ne yazacaktım diye bakıyorum şu an yazıya... Yemin ederim bunlarla hiç alakası yoktu kafamdakilerin, Nazım Hikmet'in değil, modern/makineleşmiş çağımızın eleştirisi yapacaktım. Ben kim, Nazım'a bok atmak kim? Tövbe.)

23 yorum:

  1. virgilius, sen akademisyen olmalıymışsın! senin gibi hocalar olsa, üniversite eğitimi çok farklı olurdu, bundan eminim.

    kolay kolay kimseye etmeyeceğim bu iltifatın ardından konuya geleyim:
    elias canetti demiş ki: "Büyük yazarları övmek için denir ki ‘Onlar zamanlarının yazarları değildiler, onun ötesindeydiler.’ Tam tersine gerçek yazarlar zamanlarını o kadar iyi bilirler ki tiryakisidirler o zamanın. Zamanlarını çok iyi bildikleri için de orada geleceğin izdüşümlerini görürler." ne bereketliymiş o yıllar! kitabı mutlaka okuyacağım.

    YanıtlaSil
  2. Sarya kızım,

    Uykulu gözlerle okuman bir işe yaramayacak, yazıya yazık etme. Yarın dingin kafayla kahveni al ve gel.

    Yarın sabah güzel bir yazı okuma şansın olacak. :)

    YanıtlaSil
  3. Böyle bir konuda 1920 yılında yazılmış bir kitabı bizim duymamamız biraz acayip değil mi, işte ben buna şaşırdım. Eee peki o zaman Ursula ablamız haklı mı? Merak ettim, görünce alırım kesin.

    YanıtlaSil
  4. Daha sık yazın lütfen üstadım, yurdum insanının size ihtiyacı var. (İlk defa bir klişeyi kullanmak bana bu kadar zevk verdi!)

    (Bu arada, sizin "Biz"den bunca geç haberdar oluşunuza şaşırmadım desem yalan olur, itiraf edeyim.)

    YanıtlaSil
  5. Daha sık yazın lütfen üstadım, yurdum insanının size ihtiyacı var. (İlk defa bir klişeyi kullanmak bana bu kadar zevk verdi!)

    (Bu arada, sizin "Biz"den bunca geç haberdar oluşunuza şaşırmadım desem yalan olur, itiraf edeyim.)

    YanıtlaSil
  6. başlığı okuduktan sonra kendimi buz patencisi bir kadına o kadar şartlamışım ki yevgeni yi yengen zamyatin okudum.sonrası çorap söküğü gibi geldi.kendi kendime ööökaterina witt den sonra buz pisti seks tanrıçası çıkardı da benim neden haberim olmadı diye düşündüm.sonrası bilim kurgu kitap okumak benim için herzaman sadece düş görmekten farksız bir çaba olduğu için o konuya hiç deyinmeyecem

    YanıtlaSil
  7. Zamyatin bir geçiş ve değişim dönemini yaşadığı için böyle bir kurgu yapabilmiş.
    Mesela biz de sosyal ilişkileri farklı boyutlara taşıyan internet öncesi/sonrası ayırımını yapabiliyoruz. Çünkü bu geçiş dönemini yaşadık.(buradaki sinsi makinalaşma ideolojilerden daha tehlikeli)
    Acaba Nazım Bolşevizm öncesi ve sonrası Rusyasını ne kadar biliyordu (uzaktan değil, bizzat yaşayarak). Belki aynı şey Türkiye'de olsaydı muhalif safta yer alacaktı. Bilemiyoruz tabi...

    YanıtlaSil
  8. virgilius cok yasa!
    nazim konusunda haklisin, bu dediklerin sairligine helal getirmez.fakat sairliginin büyüklügüne ragmen cuvallama noktalarini anlamamizi saglar.zamyatin'in "biz"i ile nazimin kafasindaki "biz", ayni nesneye bakan ama gercekligi bambaska sekillerde anlayan iki farkli zihin durmunu gösterir.nazim,"biz" ile özdes bir noktadan baktigindan zamyatin'in gördügünü göremez."herkesi kendi tarihsel kosullari icinde degelendirmek" teziyle bile kurtarmak olanakli degil bu görememe halini.

    muhabbetle.

    YanıtlaSil
  9. Virgilius' um,
    Bu uzun zamandır yazdığın en güzel yazı. Çok güzeldi, bitsin istemedim.
    Ben de bir ütopya tarzı kitap okuyom bu aralar: "Güneş Ülkesi", psikiyatr verdi, sen seversin diye. Bakalım güzelse tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  10. yazıyı okumadan yorum yaparak kendimi "aptal" konumuna düşürmeye ne kadar meraklı olduğumu da öncelikle şuraya bir kaydedeyim ehem...

    diyeceğim şu idi ki, baktım virgilius nicedir yazmaz iken bir post döşemiş uzun uzun, atladım okuyayım diye. lakin bir baktım ki görsel "biz"e ait ve bu "biz" de yaklaşık 2 aydır kitaplığımda sabırla beklerken bu sabah itibariyle serviste bana eşlik etmek üzere çantamdaki yerini aldı.

    e şimdi önceden katilin kim olduğunu bilmeye gerek olmadığına göre, bu post da kitap bitince okunacak demektir.

    diyerek acayip bir laf salatası yapmış olmanın derin huzuruyla işime dönerim.

    :)

    YanıtlaSil
  11. Sevgili herkes,

    Virgilius babasının ani gelişen bir sağlık rahatsızlığı nedeniyle - baba sağlığına tekrar kavuşmuş durumda, zaten bu kısmı Virgilius anlatır muhtemelen- yorumlara cevap veremiyor, en kısa zamanda pistlere geri dönecek. Elçiye zeval olmaz.

    Canikom, çok geçmiş olsun tekrardan.

    YanıtlaSil
  12. geçmiş olsun virgilius

    YanıtlaSil
  13. ya aslında hem nazım hikmet'e hem de zamyatin'e geç kalınmış bir kaç şey söyleme niyetiyle açtım sayfanızı ancak şu uyarı dikkatimi çekti ve rahatsız etti nedense: ''Keyfime Göre Ruh Nutellası Seçkileri (Rammstein'ın son şarkısı, 18+ olmayan açmasın. Çok ciddiyim)''...
    hani, ''çok ciddiyim'' bir uyarıdan öte bir anlam taşıyormuş gibi ya da çok farklı yönlere çekebilirmişiz gibi:)...

    YanıtlaSil
  14. Bir cevap yazayım dedim, uzun oldu boku çıktı. İsteyen aha burdan okur.
    http://kafamcokkarisik.blogspot.com/2009/10/makinalasmak-istiyorum-siiri-uzerine.html

    YanıtlaSil
  15. Geçmiş olsun Virgilius Bey.

    YanıtlaSil
  16. İzninle makinalaşmak istiyorum Virgilius... Gereksiz gördüğüm parçalardan kurtulmak, arıza çıkaran taraflarımı yan sanayide ucuza değiştirmek ve yanımda her türlü duruma karşı bol yedek parça ile dolaşmak istiyorum.

    Çok geçmiş olsun..

    YanıtlaSil
  17. Geçmiş olsun Virgilius can.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  18. Öncelikle bu kadar gecikmeli olarak yorumlara cevap yazabildiğim için özür diliyorum; babamın ani rahatsızlığı bir süre hayatımı allak bullak etti bu sırada, neyse ki durumu gün be gün daha iyiye gidiyor. Gelelim yorumlara:

    JoA,
    Ayıptır söylemesi henüz 1. sınıftayken bir hoca asistanı okul bitince asistanı olmamı istemişti ama daha çok sözünü dinlediğim bir başkası 'bu işi yapıp öğretmen maaşıyla aç kalacağına git dışarı, dilediğince yaşa' deyiverince ona uydum böyle oldum, halbuki akademisyen titrim olsaydı en azından okuldaki çıtırları da... neyse, hayırlısı olmuş:-)
    Okşadığın egom adına teşekkür eder, Canetti'ye saygılarımı sunarım.

    sarya,
    güzel uykuların olsun :P

    Buzcevheri,
    Kendi adıma utandım ben, üsrelik BİZ'in türkçeye daha önceden de çevrildiğini öğrenince iyice canım sıkıldı. Güya her boku bilme iddiam vardı, yesinler! (beni)

    metin,
    BİZ'den bu kadar geç haberdar olan seni neden şaşırtmadı merak ettim, o kadar mı sefil görünüyorum ya?

    eczahaneci,
    bilim kurgulardan çıkan düşler (Star Trek filan hariç) hep kabuslar oluyor benim için, ne yazık ki erotik rüyalardan çok bu kabuslar beni daha fazla heyecanlandırıyor. Fakat illa ki erotizme değineceksek, 1984, Cesur Yeni Dünya ve BİZ, yani üç büyük kara ütopyada baş rolde erkek karakterler var ama bu adamların 'mevcut duruma karşı' harekete geçmesi hep bir kadına duydukları aşk ve tutku ile tetikleniyor. Aşk ve şehvet öncesinde hepsi de robotumtrak tipler.

    kelebeklerözgürdür,
    Seni hep özlüyoruz biz:-)Teşekkürler.

    Mihman,
    Zamyatin de, Nazım da aynı dönemin insanları, ancak buyurduğun gibi aynı ekmekle ve suyla büyümediler. bununla beraber aynı zamanda aynı atmosferi soludular. Neden kimisi elmas olur da, aynı karbon dğerindeki diğeri kömüre dönüşür bilemem. Bu arada soğukta kömür işe yarar, elmas hatunların kulaklarında şıngırdar:)

    mutlaktöz,
    Biri geleceğin bekleyen tehlikesini işaret ederken, diğeri hali hazır durumdaki problemleri geçmişe karşı duyduğu nefretle ele alıyor, ve evet, aynen dediğin gibi, aynı nesneye bakıp farklı gerçeklik algılarında iki insan bunlar. Biri yerel, diğeri global düşünüyor bence, ve evrensel olan yerel olmayandır her zaman.

    Talisman'ım canım ciğerim,
    bu yazı çok daha uzun olacaktı ama FIFA 2009 oynamadan iki saatten fazla duramıyorum bilgisayar başında... Daha fazla dayanamadım ayrılığa:-)

    YanıtlaSil
  19. Windrider,
    Kitabı oku, gel konuşalım o zaman :-)

    polente'm canikom,
    teşekkür ederim sana kocaman bu yorum için. yokuluğumda buraları pek güzel idare etmişsin:)

    JoA 2,
    Çok teşekkür ederim efendim.

    Windrider 2,
    teşekkür ederim efendim çok.

    belle helene,
    Sayfanın sağ üst köşesindeki video, Rammstein'in son şarkısına ait; "18+ olmayan açmasın. Çok ciddiyim" uyarısına ise eğer videoyu izleyebildiysen hak veriyor olman gerek, grup üyeleri (kendi oynadıkları) çatır çatır porno sahneler çekmişler:-) Bu blogu sadece Talisman veya Gregor gibi yaramazlar değil, efendi uslu tipler de okuyor. Uyarı benden, takdir Allahtan :-)))

    Gökhan,
    Üstadım bu blokta dilediğiniz gibi bok çıkartabilirsiniz. Ama madem kendi blogunuzda daha rahat ediyorsunuz, ben oraya ziyarete geleyim.

    metin 2,
    Bir daha bana Bey dersen ağzını yırtarım senin!
    (Sağol abi.)
    :-)

    Gia,
    hepimiz makinayız Gia... Bizler makinaya dönüştük... Bu çağ bizi robotlaştırdı. Gereksiz gördüğümüz parça ise kalbimiz, BİZ'den geriye kalan tek şey.

    Talisman'ım 2,
    Teşekkür ederim can.
    Sevgi benden.

    YanıtlaSil
  20. nazım hikmet ironi yapmamış mı yani şimdi orada? bence yapmış yahu bal gibi... :|


    "biz"e gelince... onca matematiğin ortasında, insan gene insan ama virgilius yahu. erkek gene erkek, kadın gene kadın. insanın doğasından gelen "sapma"lar gene alt edilememiş sanki, ne dersin?

    fakat ben çok tuttum bu kitabı, bu yaşa kadar nasıl okumamışım pek şaştım kendime, bir de onca ukalalık yaparım viva sci-fi falan gibi, tüüü bana!!

    YanıtlaSil
  21. Windrider,
    ironi değil, bence "mübağala" yapmış, şairliğinden olsa gerek. Bir yerine motor sokacağı yok, ama bilimi ve tekniği yüceltirken taammüden abartıyor söyleyişi. Benim anladığım bu.
    İnsan doğasına gelince, evet, haklısın, zaten yazıda kitaptan alıntılayarak değindiğim nokta da oydu, "SEVİNİN! Bugüne kadar sizin yarattığınız makineler sizden daha kusursuzdu. Ama bundan böyle siz de kusursuz olacaksınız.” vurgusu ile makineleşmenin en uç noktası, nihai hedef olarak otoriter güç tarafından bir müjde olarak sunuluyordu.
    Son olarak, benim gibi ukala dümbeleklerinin önde gideni bile cahil kalmış o kitap ve yazarı hakkında, bu sana kendini iyi hissettirsin lütfen :-)

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!