7 Ekim 2009 Çarşamba

Bir Ay.


-->
Bir Ayın Kısa Özeti:
1- Adana Demir Spor- Livorno Tiyatrosu:
"Endüstriyel Futbola Karşı El Ele"
"İşçiler Kardeş'CHE' mücadele ettiler."
"Türk ve İtalyan Solu yeşil sahada buluşuyor."
İtalya Seria A takımlarından Livorno, Adana Demir Spor'un davetlisi olarak Adana'ya gelerek özel bir maç yaptı bu güzide kulübümüzle. Devlet Demiryolları bünyesindeki kişilerce kurulduğundan işçi takımı olarak bilinen, taraftar grubu Mavi Şimşekler'in (en az Beşiktaş'ın Çarşı'sı kadar) sol tandanslı tezahürat ve pankartlarla kendilerinden söz ettirdiği 2. Lig 4. gruptan bir takımdır Adana Demir Spor. ADS davet etmiş Livorno'yu,"siz de işçi takımısınız, biz de işçi takımıyız; siz komünistsiniz, biz gomünistiz, e o zaman kardeş olalım" önerisiyle maç yapacaklar, bunu da karnavala dönüştürecekler.
Ne güzel.
Livorno hakkında söylenecek çok şey yok. Bir işçi kenti. Halkı emperyalizme karşı en tepkili İtalyan Şehri diyebiliriz. İtalyan Komünist Partisi bile 1921 yılında bu kentte kurulmuş. İtalya'da yapılan genel seçimlerde Livorno'nun içinde bulunduğu Toscana (Tuscany) bölgesi her zaman Komünist partilerin ülke çapında en fazla oy aldığı yer olmuş.
Peki Ama, Adana'da komünist/sosyalist/özgürlükçü/devrimci partiler ne kadar oy alıyor ki, Adana Demir Spor Livorno ile kardeş takım olmuşlar diye merak ettim.
2008 senesindeki genel seçimlerde, Adana'daki tablo şöyle. Yani, Türkiye Komünist Partisi bütün oyların 1721'ini (oyların %0.19'unu) almış, Özgürlük ve Dayanışma Partisine de 1516 oy verilmiş, bu da %0.17 oy ediyor.
Maçın oynandığı Adana 5 Ocak Stadı 17,000 kişi kapasiteli ve maç sırasında da tıklım tıklım dolu, gerçekten şölen havası görüntülerinin yaşandığı bir ortam. Sanırsınız ki Adana'nın komünist insanları stadyumu doldurup hem sahadaki kardeş'CHE' mücadeleyi alkışlayacaklar, hem de futbola sokulan emperyal endüstriye tekilerini haykıracaklar. Adana bir işçi şehri ya, Adana Demir Spor da o işçi şehrinin işçi takımı.
Hassiktirin gidin ya. Adana'da TKP ve ÖDP'ye verine oy sayısı toplam 3237, şehirde kullanılan oyların %0.36'sına tekabül ediyor bu. Bunların hepsini 5 Ocak Stadına çağırsak tribünlerin 1/4'ünü bile dolduramayacaklardı.
Bitmedi. Bu iki partinin Türkiye Genelinde aldıkları oylar da, Adana'da aldıkları oylarla kıyaslandığında daha fazla, yani Adana hiç de işçi şehri, devrimci nitelikte aktivitelerin yaşandığı bir kent değil.
E bu stadı yıkan, ortalığı ayağa kaldıran taraftarlar iddia edildiği gibi sıkı solcu, emperyalizm karşıtı, devrimci tipler değilse, kim ulan bu çapulcular?
Bu samimiyetsizliğini biz yutmuyoruz ama sadece İtalya'nın değil, Avrupa'nın en solcu takımını kandırmakla elinize ne geçecek ey Adana Halkı? 

2- 02.08.2013 tarihli edit: Bu maddede yazılanlar, görülen lüzum üzerine kaldırılmıştır.


3- Haziran ve Temmuz aylarında yazlığa yerleşen ve “İstanbul çok sıcak, burası en azından esiyor, orada öleceğimi hissediyorum, nefes bile alamıyorum” diyen annem, Ağustos’un ikinci yarısında, yani ramazanın son on gününde ani bir kararla umreye gitti tüm itirazlarımıza rağmen. Onca endişe ve korku yersiz değildi, hem kalp hem de yüksek tansiyon hastası 60’ını geride bırakmış bir teyzedir sonuçta. Üstelik içinde bulunduğu, birlikte gittiği grup akıllara ziyandı: Defalarca hastaneye kaldırılmış, ileride derecede şeker hastası olan 130kiloluk dünürü/kardeşimin kayınvalidesi, klinik olarak manik-depresif teşhisi konmuş, doktor raporlu M. amca/kardeşimin kayınpederi, kardeşimin eşi, kardeşimin biri 9 diğeri 4,5 yaşında olan iki çocuğu. Tek normal ve sağlıklı olan gelin olacak kız yani. Kopardığım onca kıyamete ve terbiyesizlik boyutuna varan isyanıma rağmen beni dinlemedi annem ve gitti bu tuhaf grupla. Hiçbir olumsuzluk da yaşanmadan, gittiğinden çok daha sağlam ve sağlıklı olarak geri döndü bayram ertesinde. Dönüşünün ardından burada bir haftayı cin gibi geride bıraktıktan sonra da gene ahh, vahh demeye, sızlanmaya başladı Bunun üzerine ilk tepkim “meğer bu şeytan kadın rol yapıyormuş, hasta olsa oralara gidemez, hadi gitse de daha fena ve sağlıksız dönerdi” şeklinde olsa da, tekrar kendime baktım: Ramazan ve dini motivasyon öylesine büyük bir güce sahip ki, benim gibi çılgın bir sigara müptelası bile 15 saat sigarasız durabildi söz gelimi. (Açıklama: Günde iki paket sigara içiyorum, kırk yaşımda benimki kalkmayacak sanırım.) Ayrıca, gene kendi adıma itiraf etmeliyim ki ramazanda –inanılması güç- normal zamandan çok daha sağlıklı besleniyordum ben, günde en az bir litre su içerdim mesela, mutlaka meyve yer, zayıf düşme korkusuyla da vitamin alırdım. Sigaranın azalması da cabası. Ramazandan sonra ise bunların hepsi uçtu gitti. Oruçluyken daha sağlam ve dinç olduğumu düşünmek bana bile tuhaf geliyor. Tek problemim uykuydu, geceleri uyuyamadığımdan gündüz ruhtan farksızdım o kadar. Gene de diğer açılardan böylesine iyiyken halim, annemin de kendini o sıcakta, o koşturmacada, üstelik oruçla daha iyi hissetmesi doğaldı. Motivasyon beraberinde titizliği de getirince en büyük zorluklar kolaylaşıyor.

4- Kasım ayının ilk haftası Antalya-Kemer’de beş yıldızlı bir otelde iş toplantılarına katılacağım. Neden kasım? Neden Temmuz değil? Nedir bu talihim? Bu sene tatile çıkamadım diye hayıflanırken Antalya üzerimde montla gidecek olmak bana kaderin orta parmağını göstermesi mi? Rus da kalmamıştır oralarda. Neyse, zaten beni ilgilendirmiyormuş Ruslar, sevgilim öyle söyledi.
5- Kasım ayının üçünde hasret sona eriyor! (Anneperi facebook’da sorup duruyordun, işte cevabı) Slayer, bir rivayete göre son stüdyo albümlerini çıkaracak ve üç yıllık sessizlik belki de bu son albümleriyle sonsuza dek sona erecek. Albümün ismi The World Painted Blood. Bazı şarkılar youtube’da yayına kondu bile, üstelik Reing in Blood kıvamında, çok hızlı ve sert bir soundû var.Kerry King ve Jeff Hanneman 45 yaındalar, Tom Araya 48, Dave Lombardo 44… Bu yaşlı adamların nasıl hala böyle şarkılar yapabildikleri/çalabildiklerini anlamak mümkün değil, saygıyı fazlasıyla hak ediyorlar. Sizi seviyorum ulan!!! (Gregor seni de seviyorum.)


(Madafaka, tamam seni de seviyorum… Yeni albümün isim parçasını da sana hediye ediyorum. Bir ara bakire kedi bulup yakalım, ne dersin?)

12 yorum:

  1. koskoca 1 aydan 5 madde mi çıktı virgilius? hayat mı bu beaaa:) ve fakat sabırla bekledik madem, yorumumuzu da yapalım.

    1. bu yazının en eğlenceli maddesi bence. acayip güldüm.
    2. sahaf festivaline gittim, gördüm, kitaplara yenildim. fakat çeviri konusu beni hiç şaşırtmadı.
    3. değişiklik yapıp 10 ay oruç tut, ramazanda tutma :-P (bu aralar çarpılmaya çok yaklaşıyorum)
    4. ruslar kasım'da da oradadır bence, kaygılanma:) (sevgilin kaygılanırsa, onu bilemiciim.) memleketlerinde ne yapacaklar? soğuktan donarlar, yazık onlara.
    5. ilgi alanım değil ama yine de dayanamadım dinledim. 2. dakikadan sonra az biraz hoşuma gitti bile denebilir. ama az biraz:)

    neyse, en azından virgilius'un hâlâ hayatta olduğunu biliyoruz artık.

    YanıtlaSil
  2. Atac'a kurban olsunlar onlar. Bi Crusoe cevirisi var Atac'in op basina koy, aklina geldikce oksa, arada yem ver falan, o kadar sevimli ve guzel. Bu arada Huxley'i bana cevirtsinler bak, nasil otturuyorum ben onu, irzina namusuna zerre halel getirtmeden, gel canim anlat derdini dunyahret bacimsin diyerekten.

    Annene bayiliyorum, super kahramanim o benim. Sen de bu durumda onun arch enemysi gibi bisiy oluyosun.

    Yau Virgilius, aklima gelmisken nedir su gelincagizinizin senden cektigi? Azicik iyi davran su garibe bak, cikar sonra bir yerlerden acisi.

    Sahaf festivaline gitmeye niyetlendim ama gec kaldim simdiye bir sey kalmamistir sanirim.

    Arayi acma bundan sonra.

    YanıtlaSil
  3. yazının adresime düştüğünü gördüğüm zaman virgiliüsü en sona saklamalıyım dedim. Takip ettiğim blog sitelerindeki yazıları keyifle okuduktan sonra mutfağa gittim kendime güzel şekersiz bir kahve yaptım ve ekranın karşısına geçtim hani bir dergi alırsın en keyif alacağın yazıyı en sona saklarsın ya bunun gibi birşey.
    ha bu arada BÜYÜK puntolu yazılarınla Gözlerimi yormadan, ekranın içine sokmadan sırtımı rahat dayayıp okuma fırsatı sunduğun için sağol virgiliüs. :))

    Huxley kimdir bilmiyorum ama düştüğü duruma üzüldüm,
    Prof. olmak herşeyi çözmüyor demekki.

    Annenin enerjisine hayran kaldım.
    Benim annemde çok hastaydı hacca gittiğinde dönemez diye düşündük çok sağlıklı güzel moralle döndü.
    iki gün sonra ağrıları artmaya başlayınca oraları çok özlediğini söylemeye başladı.

    Kasım ayında da antalya güzeldir eminim. Rus kızlarınında gitmediğine bahse girerim. :)
    eh benimde kahvem bittiğine göre kal sağlıcakla...

    YanıtlaSil
  4. Adana halkına bir sesleniş duydum sanki :)

    İlkin; genelleme olmasın lütfen, halkın suçu ne yahu demirsporlular davet etti livorno da araştırmadan soruşturmadan atlayıp geldiyse!?

    Adanademirspor kominizmden ziyade fanatizmi ifade ediyor, evet. Türkiye'de hiçbir futbol takımı arasında (buna fb-gs rekabeti de dahil) şimşeklerle turbeyler arasındaki kadar fanatik bir karşıtlık yok. Tam bu noktada holigan tavrı körükleyen fikir karşıtlığı oluyor işte... Adana Spor'un rengi turuncu-beyaz = turunç-pamuk yani üretimin simgesi bir nevi kapitalin. Sağ - sol meseleleri sırasında ve hatta sonrasında kanlı biten pek çok holiganlık olayı görüldü bu iki takım taraftarı arasında.

    Livorno'ya yapılan tamamen kandırmaca sayılmaz hak verirsiniz ki kendini "işçi takımı" "kominist" gibi sıfatları üstlenecek pek futbol takımı yok özellikle sponsorlukların genel hakimiyeti düşünülürse, hem ortaya çıkan seçim sonuçları genel tablo da sayılamaz, şöyle ki; eğer aytaç durak TKP'den aday olsaydı muhtemelen parti oy patlaması yaşardı, yerel seçimlerde kişiye oy veriliyor bizim buralarda, belediye başkanımızın her dönem başka partiden aday olması da bunun en bariz kanıtı sanırım, adam iş yapıyor mu ne demeye seçiliyor 4 dönemdir o ayrı mesele tabi...

    Kavramları iyice yerine oturtmak gerek üstelik, illa partiler bazında şehrin fikirlerini değerlendireceksek komünist sayılan partiler chp - dsp kabul ediliyor daha çok, tpk ve işçi partisi komünist olmaktan ziyade anarşist olarak görülüyor.

    "Adana hiç de işçi şehri, devrimci nitelikte aktivitelerin yaşandığı bir kent değil" sözünü yanlış değil ama hatalı buluyorum. Adana memur ya da tüccar şehri mi? Çukurova tarım işçisinin özellikle de mevsimlik işçilerin en yoğun bulunduğu bölgelerden biri, tarım işçisinin sigortası ve sağlık güvencesi yok çoğu yerde hala, günde 19 ytl için 12 saatten fazla çalışıp kafalarına güneş geçinceye kadar çalışıyorlar. Tekstil, fabrika işçileri, tamirci çırağı olmuş çocuk işçiler de azımsanmayacak kadar çok...

    Şimdilerde doğu göçüyle farklı açılardan muzdarip olsa da zamanında feodal yapıyı çok fazla hissetmiş bu şehir (bkz. pamuk ağaları, dönümlerce arazisi olan toprak ağaları

    Ayrıca sendikaların burda oldukça faal, ikide bir yürüyüş yapıp trafik tıkamaları da cabası...

    Bu arada ben komünist değilim şehir de komünist değil ama muhalif bir atmosfer var niyeyse :P

    YanıtlaSil
  5. JoA,
    aslında daha çok fazla madde vardı değinilecek ama FIFA 2009 oynayasım geldi, kısa kestim. Söz gelimi "Acı Üzerine... İkinci Bölüm" başlıklı eski postta sözünü ettiğim MS hastası memurum ile ilgili haberler, IMF karşıtı gösterilerde göstericilerin Tophane'de esnaf tarafından dövülmesi, Sindar'ın sigarayı bırakmasına dair yazdıkları, Beşiktaş'ın bu seneki performansının Villareal ve Atletico Madrid ile mukayesesi, vs.

    I'm still alive!

    Passive Apathetic,
    annem "herkes sana bayılıyor, bir tek ben senin ne bok olduğunu biliyorum" diyor.
    ben de ona "herkes sana hayran, ama bir tek ben senin gerçekte ne menem biri olduğunu biliyorum" diyorum.
    Benim annem olduğunu hala kabul etmiyor. Olamazmış. Kesin bir karışıklık olmuş hastanede.

    Gelin dediğin "el kızı"dır. Yeğenimin (9 yaşındaki oğlan yani, yoksa ufağı olan kız bize değil öteki tarafa çekmiş, uyuzum o potansiyel kokoşa) annesi olmasa ve bir de bu kadar leziz hamur işi yapmasa, daha çoook çekerdi benden.

    Sahaf festivali zaten geyik: koca sahaf dükkanlarını ufacık reyonlara sıkıştırmak mümkün değil, ne sorsan "dükkanımızda var, buyrun kartımızı veya isterseniz yarın buraya getirebiliriz" yanıtını veriyorlar.

    Son olarak, kötü çeviriden allaha sığınırım :-)

    sarya,
    zamanında makas rumuzlu bir blogger vardı, minik harfleri okuyamadığı için o kadar çok fırça kaymıştı ki, belleğimde yer etmiş, büyük puntoları tercih ediyorum artık:)
    güzel iltifatların için teşekkür ederim, malum alkışlarla yaşıyorum :-)
    Annelerimiz sağlıklı olsunlar da nereyi gezerlerse gezsinler:-)

    pusarık,
    mesele, basının konuyu ele alış ve yansıtış şekli aslına bakarsan. Bir de "reklamımızı nasıl yaparız" diye bir yaklaşım da var. Adanademirspor denildiğinde türk insanın aklına gelen tek şey Beşiktaş-Adanademirspor maçıdır, 10-0 biten. Bu psikolojik vakayı hala üzerlerinden atamadıkları ve bir çıkış aradıkları belli :-)))

    CHP, DSP ve şçi Partisi gibi partiler bırak komünisti, sol bile değiller, söylemleri ve tutumları faşizm çizgisine kayan milliyetçilik üzerine. TKP ve ÖDP daha bir soldalar, ayrıca anarşizm ve komünizm ikinci dereceden akrabadır.

    Adana'ya karşı bir söylemim yok, bir aralara Adanalı bir kızla takılmış, hatta Adana'ya da gelmişliğim var. (vermemişti ama konumuzla alakası yok bunun.)

    İşçi şehri denilince genelde İzmit, Zonguldak gibi yerler gelir nedense.

    Son olarak, Adana beni hep korkutmuştur... Çok karmaşık!

    YanıtlaSil
  6. canikom,

    elbette ki bahsettiğin kitap ben de var idi. Ve sana da seve seve hediye eder idim (bu sene doğumgününü atladım, halen fecii pişmanım) ama bu eve taşınırken ve Tanzunun bi kısım kitaplarına da yer açmak gerekince, bir kısım arkeoloji kitaplarım ile vedalaşmaya karar vererek onları İstanbul Üniversitesi Klasik arkeoloji bölümünde okuyan birisine bağışladım. en azında işe yarasınlar diye.

    ama az evve bir görüşme yaparak sana bir süreliğine o kitaptan bir adet buldum. gorusunce getirim artık, öptüm.

    YanıtlaSil
  7. polente,
    canikom filan deme bana, ne demek "bir süreliğine" ???
    Benim olacak o kitap!!!
    işte o kadar.

    YanıtlaSil
  8. Sevgili Virgilius,
    Diğer maddeleri bilemem ama bir aksilik olur da A.M. Mansel'in kitabına ulaşamazsan dert etme, bendekini ödünç( ama özelikle belirtiyorum: ödünç) olarak veririm.Ama emin ol kitabın değerli bir klasik olması dışında çok büyük önemi kalmadı. Sen zamanın olunca Homer ve Arkeoloji Sanat'a bak istersen. Bizim zamanımızda kitap bulunmazdı ama şimdi istemediğimiz kadar var!
    Sevgiler..

    YanıtlaSil
  9. Bu yaşa geldim, şunu öğrendim: kadın ve kitap ödünç verilmez. Hem alan sahiplenir, hem de veren verdiği gibi geri almıyor. ("alın-verin, ekonomiye can verin" gibi oldu.) A.M. Mansel, benim için eskiçağ tarihine olan merak ve ilgime milad noktasıdır, dolayısıyla da benim için önemi klasikleşmiş bir eser olmasının yanısıra kişisel nedenler de taşıyor.
    Sevgiler benden!

    YanıtlaSil
  10. Yıllar önce Postacı diye bir film izlemiştim. Orada ( sevgilisine Neruda'nın bir şiirini kendisi yazmışcasına okumuş ve kalbini kazanmıştı:)) postacı, P. Neruda'ya ''şiir yazanın değil ona ihtiyacı olanındır'' demişti.. Mansel'e belli ki benim verdiğimdan daha fazla değer veriyorsun. Sahaf sözünü tutmazsa Mansel senindir:)

    YanıtlaSil
  11. bakire kediyi bilmem de; ben bunu yeni okuyorum. kızmazsın herhal. kızma be.

    YanıtlaSil
  12. madafaka,
    şu* yazını okuduktan sonra sevmeyi bırak, seni yakalarsam önünde secdeye kapanır, ayaklarını da öperim valla. Sen hala kızmaktan bahsediyorsun, tövbe:-)

    http://madafakabasmaz.blogspot.com/2009/10/ne-varsa-eskide-var.html

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!