Beşiktaş’tan yürümeye başlayıp olağan mola noktamız olan Ortaköy’de kumpir yemek için durakladığımızda kardeşim beni kıyının kenarındaki bankların orada bırakıp wc aramaya koyuldu; konser sırasında idrar torbası keyfini kaçırmasın diye. Nasılsa banklardan birinde boş yer bulup kuruldum, hafiften esen rüzgârın serinletici etkisi ve martıların çığlıklarını dinleyerek uzandım paketimi koyduğum yan cebime, yaktığım sigarayı tüttürmeye koyuldum. Arkalarına Ortaköy Camiini alıp fotoğraf çektirmeye çalışanları, ele ele dolaşan genç aşıkları, sessiz sessiz oturan yaşlı çiftleri izledim sükunet içinde; Ta ki yanımdaki bankın arkasında duran bir çöp kutusuna ilişmiş gri renkli şişman bir tekiri görünceye kadar. Nereden bulduğunu bilmediğim bir kemik parçasını patilerine sıkıştırmış, dondurma gibi yalayıp duruyordu kerata, ısıramıyordu da, ama olsun, bir yeren bulduğu ganimetti akşam adına. Derken annesi veya babası güçlü kuvvetli bir kangal olduğu her halinden belli kocaman bir sokak köpeği yavaşça yaklaştı ona, tasması olmasa da fazlasıyla evcil, bir o kadar da cool havada, durdu kediye bir karış mesafe kala. Kedi tısladı uzun uzun, bırakmadı kemiği, sindi, ama devam etti karşısındaki devi korkutmaya. Oralı bile değildi köpek, tınmadı küçük canavarın tıslamalarını, kulağını bile kıpırdatmadı, durdu öylece orada. İkisi göz göze, benim gözlerim ikisinin de üzerinde geçti birkaç saniye. Derken hangi yaydan atıldığı belli olmayan bir ok gibi ufacık tefecik yükse hafif gürültüde ağır güya tasmalı ve bakımlı bir başka köpek koptu yokluğun ortasından, var oldu ansızın ve güdümlü füze misali o sükûneti bozup bombayı patlattı. Kediye saldırdığı ve HAVHAVHAVVHAAVVV- GRRRRR tehdidinin MEEEAAAOOOVVV şeklindeki korkuyla karışık merhamet dilenme inlemesiyle oluşturduğu insandışı ama insanı etkileyen arbede, çevredeki huzur içinde oturdukları yerlerinden zıplatmaya yetti. Kadınlar çığlık attı, kedi arkasına bakmadan kaçtı, tasmalı ufak köpek bir iki tur ortalarda dolandı, sonra geldiği gibi gene gitti, kayboldu. Esas oğlan, iri köpek, ne bir kere hırladı, ne kimseye tısladı, ne de bir karış önündeki canavar taklidi yapan bacaksız kediye havlamıştı. Ama önünde duran ve az evvel kendisine dayılanan tekirin patilerinin altına sıkıştırıp sahiplendiği kemik parçası artık sahipsiz olunca, tek hamlede attı onu ağzına, kütürdete kütürdete yedi, bitirdi birkaç saniye içinde.
Sigaramın bitmesine yakın kardeşim çıkageldi. Köpeğin yanından yürüyerek gittik kumpir yemeğe. Yolda anlattım doğadaki “tetikçi” kavramını kendisine. Pek ilgisini çekmedi, aklı konserdeydi.

Sometimes I feel like screaming çalıyordu, güzel de çalıyordu keratalar, Ian Gillan iyice sesini kaybetmiş olsa da. Kalabalık seyirci topluluğu sakince şarkıyı dinlerken, birden ışıklar şarkı ortasında izleyicilere döndü, seyirciler uyuşukluklarıyla sanki yakalanmışlar gibi hemen silkindiler, coşkuyla el çırpmaya, zıplamaya, uğuldamaya başladılar… Birkaç saniye gürültü ve heyecanın ardından ışıklar tekrar sahneye yönelip izleyiciler karanlıkta kalınca gene susup şarkıyı dinlemeye devam ettiler.
“Sırf eğlenmek amacıyla gittikleri bir konserde bile insanlar kendileri olamıyorlar, doğal davranamıyorlar, koşullandırılmışlıkların ve beklentilerin tasmasında yaşıyorlar” diye düşündüm. İçim bir tuhaf oldu.
Ama bunu kardeşime anlatmadım.
Kapanış parçası smoke on the water’ı dinleyip, bisleri beklemeden ayrıldık Kuruçeşme’den.Uzaklaşırken kulağıma Black Night geliyordu gecenin içinden...
''Sometimes I feel like screaming çalıyordu, güzel de çalıyordu keratalar''..
YanıtlaSilseni memnun ettilerse aferin onlara.. :)bazen beni öldürüyorsun virgilius :))
bir de sanırım sen sahnenin sol tarafında kaldın.. morse'a yakın olanlar gayet de mutlu mesut eğlendiler :)
Doğadaki tetikçi kavramı benimde pek ilgimi çekmedi açıkçası.
YanıtlaSilEsas Oğlan Ian Gillan yakışıklı adam vesselam o kadar :)
Konserde kimse kendi gibi değildi diye kardeşine anlatsaydın ne derdi acaba bunu merak ettim.
Çevrenin görünür görünmez baskısı altında erirken ne demek insanın kendi gibi olması. sence bunun tanımı nedir virgilus?
Peki kendi gibi olabilenler mutlu mudur?
nixie,
YanıtlaSildeniz tarafında, minderlerin yanıbaşında kolbastı yapan katalitik soba kadar boyları olan bir grup kızın hemen arkasındaydım ben. Deep Purple ile göbek atabilmeyi becerebilen bu yeni nesil beni öldürecek, ama ben seni öldürmeyeyim:)
sarya,
O grubun esas oğlanı Ritchie Blackmore yokken, sesinin ahı gitmiş vahı kalmış Gillan'ın ilerlemiş yaşına rağmen eski karizmasını ancak tipiyle koruyor olması başlı başına bir ironi.
Gelelim öteki meseleye. Dediğim gibi spotlar seyirciye döndüğünde ansızın yakalandık, bizzat ben de o ana kadar adı geçen Sometimes I feel like screaming şarkısının bayıldığım melodileri sükunet içinde gezinirken "yakalananlardan" biriydim. O sırada eçvremdeki insanlar gibi gayri ihtiyari zıpladım, hopladım, el çırptım, riff'lerinde gezindiğim şarkıdan kopup, "çok eğlendiğimi, istanbula gelerek bizlere bu güzel geceyi bahşeden deep purple'a minnettar olduğumu, onları çok sevdiğimi" göstermek istercesine coştum.
Sonra ışık sahneye döndü, ben gene şarkıyla başbaşa kaldığımda "hassiktir, bu ne ya şimdi" dedim kendime.
Bu konserden de bana böyle bir anı kaldı işte.