22 Temmuz 2009 Çarşamba

Bilenler Bilir, MSN Penceremde Senelerdir Kanat Çırpan Bir Yarasa Var.





Habere göre ses dalgalarıyla yön tayini yapan ve avlarının yerini belirleyen yarasalara karşı, bazı kelebek türleri de benzer karşı ses dalgaları yayıyorlarmış bu da yarasaları salak ediyormuş, bu nedenle yön ve mesafe belirleme yetilerini kaybeden yarasalar kelebeklere yaklaşmaktan çekiniyorlarmış.



O şirin, renkli, gördüğümüz zamanlarda içimizi çocukça heyecan ve neşenin sardığı, eski oyun arkadaşlarımız, kırlardaki eğlencemiz kelebekler meğer o çirkin canavarları, kendilerinden kat be kat büyük, güçlü, ürkütücü düşmanlarını onların silahlarıyla vuruyorlarmış.







Psikolojik çağrışım, iyi ve zayıf olanın, güçlü ve kötü olana galip geldiğini gösteriyor bu örnekte, üstelik aynı silahı kullanarak. Bu sıra dışı bir durum, kötünün iyiye, güçlünün zayıfa olan üstünlüğü bize hep evrenin kuralı gibi gelir. Halbuki burada sözü edilen Davud’un Golyat’a olan zaferinden farksız, küçük, büyüğü alt ediyor. Davud’un ne üstünlüğü vardı Golyat’tan? Sadece daha zeki ve becerikli olması değil, ayrıca “doğru” ve “iyi” olan tarafta savaşmasıydı.



İyi her zaman iyidir ve çoğu zaman iyi olduğunun bilincinde bile değilken, kötü, kötü olduğunu bilen kişidir. İyi için tercihten söz edilemez, doğaldır iyilik. Kötü ise aksine yapay bir içerik taşır, aslına nispeten bozulma/yozlaşma söz konusudur kötüde. Tıpkı Puşkin’in o meşhur şiirinde olduğu gibi:



Kapılarında cennetin güzel Melek

Duruyordu, parıldayan, öne eğik başıyla,

Karanlık ve isyancı Şeytan

Uçuyordu cehennemin uçurumunda.



İnkârcı ruh, kuşkucu ruh,

Bakıyordu lekesiz ruha

Ve istem dışı sıcaklığını duygululuğun

İlk kez duydu içinde, bulanıkça.



"Elveda" dedi, "seni gördüm,

Ve sen boşuna parlamadın bana:

Göklerde her şeyden nefret etmedim,

Ve her şeyi hor görmedim dünyada."



Bu noktada biraz durmak gerek: Kötü, kendisinin kötü olduğunu bilip de neden devam eder kötü olmaya? Nedir alıp veremediği hayatla arasında? Çok çetrefilli bir konu, dünya kadar çelişik ve tutarsız görüş yazılabilir bu soruya cevaben, muhtemelen hepsi de doğru noktalar içeren.



Kötüler bazen iyileri yemek de istemeyebilirler… Tıpkı kelebeklerin yarasalara gönderdiği ve yarasalarınkine çok benzeyip onları dumur eden ses dalgalarına sahip olmaları gibi, kötüler de ancak iyi olduklarına inanmadıklarına, masumiyetlerine itimat etmediklerine yönelirler.





Nuri Alço eve gizlice girip odasında ders çalışan lise son sınıf öğrencisi kıza tecavüz etmez. Onun hedefi gözü dışarıda olup arandığını düşündüğü ve eninde sonunda bir çukura düşmesi olası hatunlardan ibarettir. Kral Lear'de geçen şu söz bize ışık tutar: Pravis Omnia Prava... (Güzel olan, iğrenç olana çirkin gelir, pislik ancak pislikten zevk alır.)



Bunları yazdıktan sonra farkettim ki (Bülent Ersoy çarpsın) ne Münevver'le, ne babası ile, ne Tayyip'le ne de Vali ile zerrece ilgisi yok zırvalarımın. Sadece kelebekler çağrışım yaptı o kadar.



(Zırvaladıktan bir saat sonra Edit: "Bülent Ersoy çarpsın" demiş olmamı kaale almayacak kimseler için, o parantezi "vallahi billahi" diye değiştireyim, millet Bülent Ersoy'dan ne kadar çok korktuğumu bilemeyip dalga geçtiğimi düşünebilir.)

27 yorum:

  1. Bugün tam da yaptığımız herşeyin, söylediğimiz her sözün ardından "aman ha şöyle düşünürlerse" diye bir açıklama yapmak zorunda kalıyoruz diye düşünüyordum. Son iki paragrafına bakınca aklıma geldi :) Herkesin her lafı çarpıttığı, espriyi nedense bir türlü anlayamadığı, illa ki herşeyi başka birşeyle ilişkilendirmeye çabaladığı bir toplumda bol bol açıklama yapmaktan başka şansımız yok galiba. Kızma ama "Bülent Ersoy çarpsın" lafını anlamayıp bir de buna kızacak insanlara neden açıklama yapasın ki?

    YanıtlaSil
  2. ben bülent ersoy'dan korktuğunu bilmiyordum ve hiç ciddiye almamıştım valla. dolayısıyla aydan atlayan kedi'nin bahsettiği insanlardan biriyim. ama lafı anlamayıp (gerçi anlamamaktan ziyade ciddiye almamak var burada) neden kızalım onu anlamadım:)

    yazının geneli hakkında ise "bazen" sözcüğünü kullanarak güvenli tarafa geçtiğin için sana çemkiremiyorum virgilius:-P fakat merak içinde takipte olacağımdır.

    YanıtlaSil
  3. doğadaki tetikçi kavramını kullanarak ince bir ustalıkla yazmışsınız. -kedi köpek kavgasından daha çok ilgimi çekti :)-
    Bana kalırsa, iyilik - kötülük kavramını bundan daha etkili bir örnekle anlatamazdınız.

    YanıtlaSil
  4. Aydan Atlayan Kedi,
    Sana neden kızayım? Ne zaman kızdım? En fazla terslemişimdir o kadar, huyum kurusun bu da benim çatal dilimin sivriliği yüzünden, kalbimin katılığından değil yoksa.
    Çok alakasız bir konudan yazmaya başlayıp plansızca cümleleri dizerken birden geldiğim nokta beni bile şaşırttı, halbuki kafamda bambaşka bir sonuç vardı. Neticede hoşuma da gitmedi son iki paragraf ama kafamdakini yazmazsam ne anlamı kalırdı?
    Bununla beraber çok ağır bir yargıda bulunup ne büyük konuşmayı, ne de küfür yemeyi istiyorum:)

    JoA,
    Her ne yaparsak yapalım kimsenin kimseyi anlamayacağını savunurum her zaman, blogta bunu konu alan 10 yazı çıkartabilirim.
    "Bazen" meselesine gelince, 'iyiliğin' Davud'un yegane silahı olması da bazen işe yarar, her zaman değil.
    Polemik olsun da insanlar bana saldırsınlar diye yazmıyorum. Bir haber okudum ntvmnbc'de, hakkında bir şeyler geveleyeyim dedim, vardığımız noktaya bak...

    sarya,
    tetikçilik önceki yazının konusuydu ya :) ama bu yazıyı ondan önce ele alırsak, belki daha anlamlı olabilir sözünü ettiğin şekilde.

    YanıtlaSil
  5. anlamamak konusunda aynı fikirdeyiz zaten virgilius. hatta sanırım bir yazımda sana gönderme yapmıştım bununla ilgili:)

    ayrıca ne var ki, güzel güzel okuyoruz-yazıyoruz işte. bir yere varmamız gerekmiyor. sen polemik için yazmıyorsun, ama polemik bu, çıkar mı çıkar. bazı konularda daha çok çıkar.

    içimden bir ses pikaçu olarak yine beni seçtiğini söylüyor. paparayı yemeden susayım bari:)

    YanıtlaSil
  6. JoA,
    akacak kan damarda durmaz:)
    Ayrıca papara konusunda sen sıranı savdın biliyorsun, hala ne cüretle buralara uğrayıp yorum bırakıyorsun bilmiyorum doğrusu:) "Trafik Eğitimi" başlıklı yazına da çok gülmüştüm o yüzden.

    Aydan Atlayan Kedi,
    Bir de şunu ekleyeyim: ciddiyet problemim olduğundan millet ne zaman geyik ne zaman ciddi olacağımı da bilemiyorum. (ben bile bilmiyorum ki)

    YanıtlaSil
  7. cahil cesareti ya da can çıkar huy çıkmaz diyelim virgilius:) evet ya, o yazıyı senden yediğim fırçayla bağdaştırmak da mümkün. kocaman bir kahkaha attırdın bana, allah da seni güldürsün.

    YanıtlaSil
  8. "Kızma ama" diye lafın gelişi söylemiştim :) Hani lafı baştan yumuşatmak için söylenir ya benimki de o hesap :) Bana neden kızasın ki zaten bu biraz garip olur. Sonuçta sana küfür etmiyor di mi ama :)
    Bizim senle bir anlaşılamama ya da yanlış anlayıp sonradan düzeltme problemimiz vardı di mi :) Uzun zamandır yorum yazmayıp sen de benim yazdığım yoruma dolayısıyla cevap verememiş olduğundan unutmuşum bu durumu :))
    Not: Hepsi şaka stop. Pek ciddiye alma stop. Sadece takılıyorum stop. Saygılarımı sunarım stop :))))

    YanıtlaSil
  9. “İyi”nin kaynağı empati, “kötü”nün kaynağı ise derin bir kuyudur. Önceden olsa salt kötü yok derdim ve eklerdim
    —Herkes özünde “iyi”dir Virgilius. (Başkalarının ve kendinin özüne inememiş insan modeli )
    Şimdi ise şunu söylüyorum;
    —Herkes özünde hem iyi hem kötüdür Virgilius.

    En büyük korkum ise gelecekte
    -Herkes özünde kötüdür Virgilius demek…:)

    YanıtlaSil
  10. JoA,
    fırça atmamıştım, günahımı alıyorsun:) Sadece yabancılara alışma sorunum var, aşina olana dek süren. herkes gülsün, hayat bayram olsun.

    Aydan Atlayan Kedi,
    benim ne yapacağım belli olmaz, bir üstte JoA'ya neler yazdım, yabaniyim biraz...
    Aslında anlıyoruz birbirimizi, fakat ben dolaylı yoldan uzun uzatıya geveliyorum, orada işler biraz karışıyor:)
    not: ben seni her zaman ciddiye aldım. Saygılar.

    Gia,
    Aslında burada 'sevgi' kavramı da işin içine giriyor. İyiyi seversin, kötüyü sevmezsin tanım gereği. Fakat insan ne iyi ne de kötü olduğundan, iyi olmaya en hazır olduğu an kötülüğe, kötü olmaya en meyilli iken de iyiliğe dönebiliyorsa, biraz karmaşık bir canlı üzerine konuşuyoruz demektir.
    Kafanı karıştırmak için iki alıntı sana:

    1“Gerçek ve biricik erdem kendimizden nefret etmek [çünkü bizdeki şehvet/aşırılık bizi nefret edilmeye layık hale getirir] ve sevilmeye gerçekten layık bir varlığı aramaktır. Lakin dışımızda olan şeyi sevemediğimiz üzere, içimizde olan bir varlığı sevmeliyiz; ne ki, nefsimizi değil. Ve bu herkes için eşi derecede geçerli olan bir durumdur. Yegâne evrensel varlık, Allah’ın melekûtu [God’s Spiritual Kingdom] içimizdedir, külli hayır ve iyilik içimizdedir... Biz hem her ikisiyiz, hem ikisi de değiliz.” Bu Pascal'dandı.

    2- Bu da Çestov'un "Nietzsche ve Tolstoy’da İyilik Fikri" adlı eserinden bir alıntı:

    Söylemek istediğim şey, olgunluk yaşına erişmiş bir insanın, yeryüzünde hüküm süren kötülüğe ilgisizce bakmayı öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği değildir. Tam tersine, olgun bir insanın, komşusunun bahtsızlıklarını genç birinden daha yürekten hissetmesi mümkündür. Ama Tolstoy’un [ziyarete gittiği] Liyapin Düşkünler Evi’nde görmüş olduğu şey hakkındaki duygularını bizim için daha esrarengiz kılan da budur. Öncelikle, düşkünler evi sakinlerinin burada bulunuş ve yaşam koşullarından öylesine etkilenmiştir ki, gözlerine yaş dolmadan ve öfkelenmeden bundan söz edemez. “Ben farkına varmıyordum ama dostlarımla konuşurken gözyaşları içinde bağırıyor ve el kol hareketleri yapıyordum. Bağırıyordum; Bu koşullarda yaşamak imkânsız, imkânsız, imkânsız!” Ama tüm dostları- diye bize anlatmaktadır Tolstoy- bu şekilde heyecanlanmasının nedeninin, gördüğü şeylerin korkunçluğundan değil, kendisinin çok iyi ve yumuşak bir insan olmasından kaynaklandığını kanıtlamaya koyulurlar. Ve bu laflara inanır. Seve seve inandım buna” der, “ve farkına bile varamadan, başlangıçta hissetmiş olduğu sitem ve pişmanlık duygusunun yerinde, kendi erdemlerimden belli bir memnuniyet ve kendi fikirlerimi başkalarına sergileme arzusu hissediyordum”. Çok sonraları Tolstoy dostlarının onu safsatalarla ustaca aldattıklarını, asla erdemli ve iyi bir insan olmadığını anladı: Hatta çok kötü bir insandı.

    YanıtlaSil
  11. Her insan hem iyi hem kötüdür.Hatta iyiler de bazen kötü olmaktan zevk alır.
    Son paragrafı okuyana kadar bu post Münevverciler ve Tayyipciler arasında sıkı bir düelloya sebep olacak,blogun en çok yorum alan postu olacak,hatta belki blog mahkeme kararıyla kapatılacak ve kim bilir bir akşam ana haber bültenlerinde bir blogcunun bıçaklı saldırıya uğradığı haberini duyucaz diye aklımdan geçmeye başlamıştı ki Bülent Ersoy'un veya "vallahi billahi"nin son anda durumu kurtardığını gördüm.Geçmiş olsun diyorum :)

    YanıtlaSil
  12. Nietzsche ve Tolstoy’da İyilik Fikri ni okunacaklar listeme ekleyip, Pascal gibi bende "Biz hem her ikisiyiz, hem ikisi de değiliz" dedikten sonra tatil öncesi daha fazla kafa karışıklığı yaratmana izin vermeden uzaklaşıyorum. :)
    (Sevgiyi neden es geçtim ben ya.. )

    YanıtlaSil
  13. Egoist,
    Münevver'in başına gelenin "iyilik/kötülük" ile ilgisi yok aslına bakarsan. Kızcağız kafası kesilerek öldürülmüş, vücud parçaları valize konup çöpe atılmış. Bunu yapan "kötü" filan değil, acilen kliniğe yatırılması gereken ileri düzeyde antisosyal kişilik bozukluğuna mustarip bir zavallıdır ancak. İşte, bu noktayı gözden kaçıran sığ beyinler (örnek Vali, Cerrah vs.) kızınıza sahip çıkın diye saçma sapan laflar ettiler. Ne demek bu, "kızınıza sahip çıkın yoksa kafası kesilir" mi demeye getirdiler yani?
    Bu salakça sözleri işiten kimileri de baban "et tu, virgilius?" demesinler diye yeminler ettim öyle, hep kelebekler yüzünden oldy bunlar:)

    Gia,
    Tatil kitabın mı olacak Çestov?

    YanıtlaSil
  14. Bugün çocukları uyuturken "ne güzel,ne saf,ne masum bir yüz"diye düşündüm,aklıma yazın geldi direk "ne iyi bir yüz"dedim.Şu dünyada bir tek çocuklarda var bu yüz.Bütün çocuklar iyi, gerisi iyiyi oynuyo olsa gerek.

    YanıtlaSil
  15. Egoist,
    çocukları uyurken aklına buradaki yazıların gelmesi hayra alamet değil :-)))
    "Gerçekten" iyi olanlar, iyi olduklarını bilmezler kanımca.
    "İyi olduğunu bilen ise iyi değildir aslında" sonucuna varabiliriz üstteki önermeyi tersten okuyacak olursak.

    YanıtlaSil
  16. iyinin ve kötünün ötesine geçebilmek, virgilius...that is the question...bunun için kaç hayat yaşamak gerek, bilmiyorum tabii...bugün işyerinde bir arkadaşım, lotodan para çıkarsa haftada bir kez dalai lama ile kahvaltı etmek istiyorum dedi :) beni de götüreceğine söz verdi.

    yazı münevverle mi tayyiple mi kelebeklerle mi köpeklerle mi ilgiliydi, bilmiyorum. ama iyiydi. katılmadığım çok yeri var, ama kafam karışık.

    bilinçli iyiliği iyilikten saymıyor muyuz bu durumda?..iyi olmayı seçmek...benim için, bu, değerli...bir çiçek veya gökyüzü gibi değil, ama mesela bir kitap gibi...belki de bahsettiğin "içtenlik"tir...

    saf su katılmamış iyilik, bir insan için söz konusuysa, bence fazla iyimser bir beklenti olurdu...zaten öyle birini bulabilseydik de salak veya retarded olurdu gözümüzde muhtemelen...belki de melek...melekler sıkıcıdır ama...bu dünyada en azından...

    kötülükse, bir çeşit acz...senin dediğin gibi "bozulma, çürüme"...ama iyilik çok basitken, kötülük çok karmaşık...durup dinlediğimde hayatımda rastladığım en "iyi" insanlardan biri olduğunu düşündüğüm kardeşimin, etrafında, başta kendisi olmak üzere kötülük yapmadığı insan yok desem...onun yanında kendimi kötü kalpli, bok gibi hissediyorum. o iyi, ben iyi olmayı seçiyorum gibi geliyor sonra...sonra herşey karışıyor. :)

    birinin bir diğerine galip gelmesi ise..bence gayet random lottery...

    ha bir de demişsin ya yani shakespeare demiş. -Güzel olan, iğrenç olana çirkin gelir, pislik ancak pislikten zevk alır.- ben katılmıyorum. kötü, iyiden korkar. ama eğer galip gelebileceği bir durum varsa, iyiyi yemek, kötüyü yemekten daha zevklidir bence kötü için...doymak için kötüyü yer, ama zevk içinse, bence hedefi iyi olacaktır. ama iyi yeterince iyiyse, immune kalır, kötülüğe bağışıklığı vardır. burada da bence şüphe giriyor devreye...şüphe şeytan işidir :) girdiği bünyeyi yer bitirir.

    kafam karışık demiştim.

    YanıtlaSil
  17. Kelebeklerözgürdür,
    Kafanın karışık olduğunu biliyorum. Benimkisinin de farklı olmadığını sen biliyorsundur. O nedenle tuhaf, hatta saçma gelebilecek şeyler yazabilirim.

    Zannımca "İyi olmak" başka bir şey, "kötü olmamak" başka bir şey. Bu ikisi birebir örten değil. Kişi iyi olmayı seçemez, ama kötü olmamayı seçebilir. Bu bağlamda kötü olmamayı seçen kişinin "default iyi" bir kimseden daha değerli olduğunu öngörmek yanlış olmaz sanırım.
    Bir de bilinçli iyilik, beraberinde kişinin 'ben iyiyim' demesi gibi nefsini/egosunu kendine hoş gösteren riyakarane bir yaklaşımı da beraberinde getirir. 'Ben iyiyim' demek aslında kibir kokuyor. Kötülük yapmamaya gayret eden biri ise 'ben kötü değilim/olmamaya çalışıyorum' derse, daha samimi bir içerik taşıyor galiba.

    Son olarak, "pravis omnia prava" hakkında farklı düşünüyoruz. Kötü, iyi olmadığını düşündüğünü yer demiştim, iyi olmadığını düşündüğü/kabul ettiği/öngördüğü şey veya kişi, aslında/özünde iyi de olabilir. Ama kötünün karşısındakini nasıl algıladığı önemli oluyor burada.

    Herşey bir yana, insana dair olgular üzerinde kati ve kesin hükümler vermek hiç kimsenin harcı olamaz. Yukarıdaki yazıyı zırvalayan adam kendini bir bok sandığı için atıp tutuyor işte. İdare et bu kafası karışık adamı...

    (not: seninle her yazışmamızda bir "bok" kelimesi geçmeli. Bu bizim ritüelimiz gibi kelebeklerözgürdür:))))

    YanıtlaSil
  18. Virgilius, Muhteşem bir örnekle girmişsin konuya. Bir sonraki yazın şüphe hakkında olursa sevinirim. Sessizliğin kışkırtıcılığı, yanlış anlaşılmanın anası olduğu vs vs...

    "Kafam karışık" gurubuna ben de üye olmak istiyorum. Ki zaten kurucu heyette adımın geçmemesi hata!

    YanıtlaSil
  19. Yarasalar cirkin degiller ki... Nuri Alco'dan daha yakisikli olanlari bile var...

    YanıtlaSil
  20. siz yine iyi insan kötü insana gelmişsiniz. ben "iyi/lik nedir? kötü/lük nedir?"deyim.
    insanları iyi veya kötü olarak nitelendirmek ne kadar doğru.
    peki ya doğru nedir?

    birilerinin kafası mı karışık burada :)

    YanıtlaSil
  21. fortunata,
    şimdilerde 9 yaşına yaklaşan yeğenimin bir huyu vardı bücürükken: Parmağıyla omzunu gösterir, sonra "kaşıııı" derdi, "tamam, şimdi de şurayı" der, kendi kaşıyacağı yerde bana kaşıtırdı sırtını. Hatta bir ara başını kaşıtmaya da kalkıştı ama annene söylerim diyince vaz geçti. (gitti annesine kaşıttı, ah bu zamane çocuklar)
    Sen yazsana güzelim bu konuları? senin sırtın kaşınıyormuş madem, en iyi sen kaşırsın:)
    "Kafası Karışıklar" başlıklı bir blog açın, katılmaz ve katkıd bulunmazsam bülent ersoy olayım :)

    Sindar,
    Bu yazının konusu olan yarasalar senin National Geographic heyetiyle birlikte gittiğin endonezyanın balta girmemiş ormanlarında incelediğin jack daniels-red bull içen tiki yarasalardan farklı canikom:) Bunlar için varsa yoksa bloody mary!

    Mihman,
    Yorumlar bu kadar dönmeden çok önce kelebeklerözgürdür'e "çağıralım sokrates'i, bir diyalekt çevirsin iyi ve kötünün ne'liği ve mahiyeti hakkında, o zaman görürsünüz gününüzü" yazacaktım ama üşenmiştim... Şimdi sen de 'doğru'ya bulaştıktan sonra artık "ben susuyorum, ne haliniz varsa görün, allah hepinizi iyi etsin" deyip bir an evvel yeni bir post yazmak gerektiğini düşünüyorum.
    Seni de alalım gruba:) fortunataaaaaaaa! Hadi, bize "kafası karışıklar" isimli bir grup aç:)

    YanıtlaSil
  22. Haklısın Virgilius,
    Eger şehre döndüysem yazmak lazım. Ama bilesin kar-ma-ka-rı-şık olacaktır yazdıklarım. Ayrıca gel yeni bir blog açmayalım da, karmakarışık olanlar benim misafir yazarım olsunlar. Bugün, bilemedin yarın yazmayan iki katı karışsın!

    YanıtlaSil
  23. http://mihmanhane.tumblr.com/post/150284610/yi-k-t-ve-hatta-nsan-zerine

    YanıtlaSil
  24. Benim şöyle bir inancım da var. Kötü şeyleri çok dile getirenler yani kötüleri yeren, devamlı bahseden insanlar da çok masum değil. Misal ben, gazete okurken birisi gidip atıyorum "kerevizin faydaları " tarzı bir yazıyı zevkle okurken ben nerde beni üzecek, dehşete düşürecek şey varsa onu bulur okurum. Yani algım o şekilde seçici. Henüz çözebilmiş değilim ama bu ne benim iyiliğimden, kötü karşısında dehşete düşen bi masum olmamdan ne duyarlılığımdan kaynaklanıyor. Başka birşey var bence. Belki kendi içindeki kötüden korkmak, belki iyiden sıkılarak, kötünün kötülüğünden bir çeşit zevk duymak gibi birşey olabilir. Zevkten kastım direk bir zevk değil tabii, ohhş kötü şeyler olmuş şeklinde değil. Daha mazoşistçe daha derinde birşey. Kill Bill seyredince insanların o kan gölünde (ben de dahil) kendinden geçmesi gibi. Belki o ilkellik, o hayvani doğayla bütünlük durumunun özlenmesi. Off tam çözemiyorum ama içim rahat değil.

    YanıtlaSil
  25. Şimdi 2 gün önce, akşam 11 dolaylarında balkonda otururken yarasanın tekinin gelip omzuma çarpması, son bir gayretle yalpalayarak uçması, benim ciyaklamalarımla karışmışken ne demem gerektiğini bilemedim. Yazıyı yeni okuyabildim, şaşırdım yani.

    Birde böyle garip bir ses çıkardı ama hayvancık. benden daha tiz bir sesle. Hiç yarasa sesi duymamışım ben farkettim.

    YanıtlaSil
  26. Fortunata,
    ben de bugün döndüğüme göre bu şehre, "yazmayan iki katı karışsın" şeklindeki bedduan lütfen bugünden itibaren geri sayıma başlasın :)

    Mihman,
    sokrates'i çağırmaktan bahsetmiştim:) teşekkürler :)

    talisman'ım bir tanem,
    sana boşuna susan sonntag teyzenin "başkasının acısına bakmak" isimli kitabını tavsiye etmedim, hadi beni ittir et, doktor teyze bile aynı kitaptan bahsetmiş sana.

    efsa,
    sözünü ettiğin gece sana çarpan yarasa sayesinde senin bir kelebek olmadığını anlamış olduk. Bu simgesellikle her gözüne kestiren yarasa seni yemek için üstüne üstüne geliyor demektir. O yarasaya biraz "büyük" gelmiş olabilirsin, ama daha iri ve kararlı yarasalardan kendini koru derim ben. O da olmadı kelebek taklidi yap.
    (sembolizmin de, metaforun da, a.qoydum sana yazdığımla, acilen yeni post yazmam lazım.)

    YanıtlaSil
  27. kötülüğün en kötü tarafı nedir biliyor musunuz; kişinin kötü olduğunun farkında olmaması

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!