5 Ağustos 2009 Çarşamba

Kendi Kuru Gürültü'm Üzerine...

Sıradan bir Benedick tiplemesi iken, benden umulmayacak bir şekilde bir kadına aşık olmak, kendime dışarıdan baktığımda beni fazlasıyla şaşırtıyor. Benim gibi kendine zerre kadar güvenmeyen, her an her boku yiyebilecek kapasite ve eğilimde, bir adım sonra – üstelik nereye adım attığının bilincinde- fosseptik çukuruna düşmesi pek olası birinin bir kadına “seni seviyorum” demesi her şeyin başında bir risktir o kimse için. Riski oluşturan ilk faktör öncelikle kendi açımdan bağlayıcı olabilecek bir tutum sergilemekle ortaya çıkıyor. Kadınlarla ilişkisini yıllar boyu “suçu olmayan katil” şeklinde sürdüre gelen, hiç kimseye hiçbir şey vaat etmemiş ve bu rahatlığının şemsiyesi altında “ben seni adam ederim”, “sen hastasın ama seni iyileştireceğim” iddiasıyla (siz Avustralyalıların challenge dediğiniz durum) benimle beraber olan kadınları canım istediğinde/sıkıldığımda önce yürümediğine inandırır, sonra da yolun açık olsun diye pışpışlardım; kısaca karşı cinsle ilişkilerinde hasta olmayan ama hasta taklidi yapıp onların ilgi ve alakalarını çeken, hastalıklı bir adamdım işte. (Bu cümlede çelişki yok, demagoji var.)



Hastalıklı kişiliğimin ikinci saç ayağı kadınlara olan güvensizliğimdi. Gözyaşlarından kahkahalarına, şuh tavırlarından akıllı uslu duruşlarına kadar hiçbir zaman samimi bulmadığım, içten ve candan olma iddialarının koca bir palavradan ibaret olduğunu düşündüğüm bu türden birilerini ancak zekâlarına ve duruşlarına duyduğum saygıyla arkadaşım olarak sevebilirdim, yani insan olarak görebildiklerimdi bunlar, diğer bir değişle kadın olarak ele aldığım karşı cins, ne sevgi ne saygı göremezdi benden. Sahteyi sevmek nasıl abes ise, yalana inanmak nasıl ahmaklıksa bir kadına duyulan sâfiyane duygular da o derece absurd olurdu. Bu yüzyıla kadar dünyanın hiçbir yerinde, tarihin hiç bir döneminde adam yerine konulmamış kadınlara verilen değer de modern çağın apokaliptik yanılgılarından farksızdı benim düşünceme göre.



Derken karşıma bu hatun kişi çıkageldi. İşler karıştı. Benedick’in Beatrice’i gibi değildi. Üstünlük iddiası yoktu, bir mücadele içinde değildi benimle. Her şeyin ötesinde sakin ve dingin, tuhaf derecede rahat ve öz güvenliydi. Kadınların çok iyi becerdiği bir riyakarlık olan, özen ve titizlik kisvesi altında yapmacıklığı ve bayağılığı gizlenmeye çalışılan sahip çıkma, kontrol etme ve nefes aldırmayacak kadar insanın üstüne düşme tutumu yoktu kendisinde: “Her ne yaparsan yap, kendin yapmış olacaksın, ben senin eylemlerine ne şekil ne de yön verebilirim, sana ne mani olabilirim ne de bir şeyi yasaklayabilirim.” Hiçbir kadından görmediğim –ve söylemesi çok basit görünse de, kadınların pek azının inanarak söyleyebildiği bir şeydir bu. Hepsi bunu söyler ama kimse uygulayamaz. Kadın-erkek ilişkilerinde en hassas kırılma noktası da budur aslında: Güven ve özgürlük. Özgürlük tehlikelidir çok kişiye göre. Özgür ve yabani olanı evcilleştirip kölesi haline getirmiştir insanoğlu, atları, köpekleri, sığırları. Vahşi ortamından koparıp bağlamıştır dizinin dibine. Jack London’ın Beyaz Diş’i ise asla tam anlamıyla evcilleşemez, kadınların hükmetmeye çalıştıkları erkekler ise sadece mutsuz ve bengin birer organizmadır. Güvenilmezliğimi görüp de (bu da bir challenge) bana inadına güvenen, itimadını da müdahale etmediği özgürlüğümle bana gösteren bu kadın, Büyük Engizisyoncu’nun İsa’ya attığı fırçada sarfettiği “hür imanı” veriyordu bana: Engizisyoncu ‘hür imanı’ aşağılayıp otoriteyi ön plana çıkarıyordu belki, ama On Emir’in ilki gibi “Benim için senden başka kimse olmayacak” sözümü yeterli buluyordu işte. Kafamın içinde duran et yığınının evcilleşemeyeceğini ve hep bir parça yabani kalacağını nasıl anladıysa, başımın zırt pırt okşanmasından nefret ettiğimi, üstüme düşüldüğünde nefes alamadığımı fark ettiği gibi beni serbest bıraktığında kaçmayacağımı, arkasını döndüğünde bacağını ısırıp ortadan kaybolmayacağımı da görebildi. İnsan sevebildiğine hırlamaz, güvendiğini ısırmaz.



Isırmaz ama serde de vahşilik var: Hayat boyu monogaminin ne menem bir şey olduğunu anlayamamış, kendisine asla uymayan bir elbise gibi düşünüp onu giyen başkalarına da tuhaf tuhaf bakan biri, yedi aydır nasıl olur da sapma göstermez? Mesele sadece aldatma boyutuyla alınmamalı, sıkılmak daha doğru bir kelime burada. Geçenlerde bebişim Augurous ile telefonda konuşuyorduk:

A- Akşam ne yapacaksın? Bebeğine mi gideceksin?

V- Yok abi, hep aynı sevgili hep aynı sevgili, nereye kadar? Sıkıldım ya.

A- Hahaha, abi evliler ne yapacak o zaman?

V- Ne bileyim evlenenlere sor sen onu.



Burada anahtar kavram özlemek. Eğer ben bu konuşmayı yaptıktan bir gün sonra sevgilimi çok özlediğimi fark edip O’nu arıyorsam, o görüşme benim için bir anlam ifade ediyor demektir. Aksi takdirde rutine binen bir göreve dönüşür ilişki. Yalnızlık sevgiden daha az önem taşıyan bir ihtiyaç değildir, tazelenme ve yenilenme nevinden, “hür iman”a ait en önemli feed-back öğesidir insan içinde. Birbirini seven kadın ve erkek beraber olduklarında aşkı yaratırlar, o an, o yerde, belki tünedikleri bir cafede, belki martılara simit attıkları vapur kenarında, belki paylaştıkları yatakta veya el ele yürüdükleri sokakta aşk yaratılmaktadır. Üstelik birlikte oldukları hiçbir an birbirine benzemez. Nasıl İbn-i Arabi, Tanrının evreni her an yeniden yarattığını söylüyorsa, nasıl her nefes alışımızda hayat doluyorsa içimiz ve soluk verişimizde ölüyorsak, nasıl bitkin düşünce uyuyor ve sonra dinç bir şekilde uyanıyorsak, aşk da sürekli yenilenir durur. Fakat onu yenileyen aralardaki küçük yalnızlıklardır. Bir kitabı bitirdikten hemen sonra yeni bir kitaba başlayamayız, arada mutlaka –kitabın ağırlığına göre- fasıla vermek zorunda kalırız ki kafamızda otursun bir şeyler, dinlenebilsin düşüncelerimiz. Sofradan en sevdiğimiz yemeklerden birini (biber dolması mesela) tıka basa yiyip mutlu bir suratla kalkmamızın hemen ardından bir başka gözde yemekle (mesela hünkar beğendi) önümüze konan yemeği ancak kendimizi zorlayarak, biraz da yüzümüzü asıp iğrenerek yeriz. Öncelikle hazmetmeliyiz. Yalnızlık verilen özgürlük ile “hür iman”ın arasındaki bağlantıdır.



Denilebilir ki, “hep tek taraftan, kendi açından bakıyorsun, sen özleyeceksin de, sen yalnız kalacaksın da, sen görüşmek isteyeceksin de, bu ne bencillik böyle?”

Bana haksızlık etmeyin. Karşımdaki bir güneş gibi beni sarıp sarmalarken, yeri geldiğinde tedavi edip, gerektiğinde yoluma ışık, bana hayat verirken, ben nasıl kendi içimdeki 75 voltluk ampullerle yarışa kalkarım O’nunla? İnsanlar ne denktir, ne de eşit.



Melvin, şöyle der Carol’a: You make me want to be a better man.







Kafama düştüğün güne şükürler olsun.



43 yorum:

  1. tebrik ederim..gerçekten çok beğendim..

    YanıtlaSil
  2. tabii senin gibi yahşi adamı elimden kaçırdığıma yanarım. orası ayrı mesele. ama başka kelam etmek isterim.

    şimdi bu yazdığın monogami hadisesi, insanın kişiliğiyle ilintili. benim sıkılmadığım kadın tipi de daha farklı, oradan varıyorum bu sonuca. hani böyle kısıtlamaya çalışır, ama nasıl yapacağını bilemez, çırpınır, üstünlük kurmaya çalışır; ama beceriksizdir. işte öyle bir kadından sıkılamıyorum, başka birine gidemiyorum. "you make me want to be a better man." hadisesi öyle durumlarda vuku buluyor benim kişiliğimde.

    ama senin hayatın gibi kadınlar var bir de. hatta şu an var olsun, benim başımda da var. ne anlatmak istediğini çok iyi anladığımı düşünüyorum. tabii yanlış da düşünebilirim. neyse işte; ama böyle bir kişiliğe sahip kadına sadık kalma gibi bir isteğin zerresi uyanmıyor içimde.

    bundan dolayı "10. ayda görürüm ben sizi." diyorum. tabii güzel şekiller yapmışınız, değerlerini alçaltmak gibi bir niyetim yok. yanlış anlaşılmasın.

    hatta yanlış anlaşılmaya karşı sigortam da var: "yorumu ne kadar düzensiz ve anlaşılmaz yazmışım görmüyon mu? kaale almasaydın be hacım."

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Virgilius,
    Bazen sana sevgili dostum Virgilius demek istiyorum. Biliyorsun ki bu duyguyla takip ettiğim sadece bir blog daha var.
    Burada okuduğum her şey bana daima keyif vermiştir. Ama bazı yazılar sadece keyif değil "umut" da veriyor. Yaşadığın/dığınız paha biçilmez ilişkiyi keyifle izliyorum. Sanki her olayın ötesinde bana umut vermek için orada duran masal kahramanları gibisiniz. Ama bir o kadar da gerçek!
    Kucak dolusu sevgiler.... Sana güveniyorum Virgilius.

    YanıtlaSil
  4. klişe romantizmi barındırmayan bunu bulmak için okumaya yeltenenlerin 0 sonuç ile okumayı bitirdiği satır aralarında civa yoğunluğunda onore etmeler bulunan bu yazıyı pek sevdim.umarım birileri de bana böyle şeyler yazabilir.nitekim zor olan tüm o duyguları normal görünen bir yazı arasında yayabilmektir.hatta bu biraz ford prefectin mineral ve besin emdirilmiş havlusuna benzemiş.
    öpüyorum.


    umarım kısmından yola çıkarsak yakışıklı ve böyle şeyler yazbilen bekar blog yazarlarına(erkek tabii) selam olsun.

    YanıtlaSil
  5. sevgili virgilius,
    yazını okurken aşıklar gibi şendim.. yorum penceresini açarken de sadece "eyooo... " yazmak vardı aklımda.. aşk ne güzel, değil mi :)

    kadın milleti konusunda neredeyse tamamen aynı fikirdeyiz.. feminist olmak gerçekleri görmeye engel değildir :)

    yine içimde uyanan duygulara uygun olarak laylaylaylaylaaayyyyy :)

    YanıtlaSil
  6. aşk sen nelere kadirsin :))) darısı benimde başıma...

    YanıtlaSil
  7. -bencesi-

    evet bu bencillik. sana haksızlık yaptığımdan da değil üstelik. hem sadece yazdıklarından bir nebse tanımaya çalıştığım bir insana ne kadar haksızlık yapsam da bu onu yaralamaz sanıyorum ki.

    hepimiz, kendimizi kollarına bırakmak istediğimiz; ama bizi kasmayan, yormayan insanlar istiyoruz.
    kaç kere "beni germe" cümlesini kullanmış ve bunu da ayrılık sebebi olarak ortaya sunmuşumdur allah bilir.

    bir sevgilim beni "fazla rahat"lıkla itham etmişti örneğin.
    kısacası herkesin hamuru feci farklı. hamuru o kıvamda sevenini bulunca mutlu olunabiliyor, ki onu da eliyle tepeni gördük. duyduk. bildik.

    YanıtlaSil
  8. Sevgili Virgilius,
    Öncelikle çok şanslısın yaa..
    "Üstünlük iddiası yoktu, bir mücadele içinde değildi benimle. Her şeyin ötesinde sakin ve dingin, tuhaf derecede rahat ve öz güvenliydi." Böyle demişin ya, ben de istiyorum böyle bişeyy.. Olur da uzun mesafeye yenik düşersem "hayatın" için seninle mücadele edeceğim. Benim olacak oo. Aha delirdim :) Küçük bir "sexual orientatiton" değişikliği yaşamam gerekecek ama olsun.
    Güzel güzel :)
    Ha ama birşey merak ettim ay dur iki şey:
    1- Peki artık kadınlarla ilgili saçma sapan önyargın değişti mi yoksa, "bir tane iyi varmış onu buldum, gerisi aynı" şeklinde mi düşünüyosun?
    2- Senkron sağlamak zor bişey mi? Yani mesela sen yalnız kalmayı istiyosun onun o sırada sana ihtiyacı var ya da o yalnız kalmak istiyor ama sen çok özlemişin gibi.
    Bu ikinci özellikle önemli çünkü bu yalnız kalabilme konusunda seninle ayn fikirdeyim sadece bu senkron olayı nasıl aşılıyor onu bilemiyorum.

    YanıtlaSil
  9. Canikom,

    İlişkide bu tat işte olması gereken tatdır, tutulunsun. Bunun bir adım ötesi ki ona birlikte yaşamak, evlenmek falan gibi adlar verilebilir.
    Şimdi bu mecradan evlilik düşmanlarına da açık vermek istemem -tüm kastırık kısımlarına rağmen evli ve mutluyum ülen-ve fekat evlilik o mola dediğin hadiseye pek imkan vermemekte. Bu da bir süre sonra ilişkinin içine mütemadiyen 3., 4. şahısları sokma istemi yaratıyor. Arkadaş bazında diyorum yoksa her gece başka biriyle takılayım heyoo mokoko değil.
    Sen anladın ne demek istediğimi.

    YanıtlaSil
  10. Melvin'in lafı üzerine senelerdir düşünürüm ve kendi adıma bir insana söyleyebileceğim en büyük, önemli ve güzel laftır.

    YanıtlaSil
  11. hayatın da sen de, birini aldatmanın kendini aldatmak olduğunu, yalnızlığın -aynen dediğin gibi- sevgi kadar önem taşıyan bir ihtiyaç olduğunu unutmadığınız sürece (aslında insanlar bunu hep bilirler ama unutmak isterler bir yerinde yolun, unutmak kolay gelir, sonra herşey bok(*)a sarınca, anımsarlar yeniden) birbirinizi belki karanlıklarınızda kaybedip kaybedip yeniden birbirinizin ışığıyla bulacaksınız. dilerim fortuna'nın dediği gibi içinde umut ışıldayan yazıları bol bol görürüz bundan sonra bu blogda..kalbinize sağlık...her ikinizin de...sen kendindeki inancı diriltmişsin virgilius...herşey, ancak o inançla hayat buluyor...hayatını buluyor :)

    sevgiler

    * bu bok, o bok :)

    YanıtlaSil
  12. comandante ile yaşadığım güzellikleri düşününce kendi kendime sevinip duruyorum bazen. senin abartarak "enfes" dediğin romantik yazılar genellikle o zamanlarda çıkıyor zaten. sen böyle yazılar yazdığında, hiç işim gücüm yokmuş gibi senin için de seviniyorum virgilius. vallahi seviniyorum yahu. maşallah diyeyim.

    YanıtlaSil
  13. enkebit,
    teşekkür ederim.

    madafaka,
    beraberliğin ilk günlerinde "sanırım en fazla altı ayda biter bu ilişki. Bunalırım ben, patlarım, ne öyle sevgilim canım cicim, nereye kadar" diyordum ben, hatta altı ayın sonu olarak belirlediğimiz güne gerisayıma kadar vardırmıştık işi bakalım ne olcek diye. Süreç devam ediyor, güzelliğin dışında bir şey olduğu da yok işte.
    Hayallerinin beceriksiz despotuna gelince, hatun kişi eline aldığı ponpon tüyleri olan plastik bir kırbaçla sana vursun istiyorsun anladığım kadarıyla, bu nasıl bir fantezi hocam?

    Fortunata,
    Benim yer aldığım masal olsa olsa Tim Burton filmlerinde yer alanlara benzer ya :) Hoş, alıntıladığım filmdeki Helen Hunt ablamız da zamanında porno sektörüne hizmet etmiş, sonra tövbekar olmuş :)

    pudra,
    Ben böyle aşk temalı postlar yazacak adammıydım be... Neler oluyor bana:)
    Blogger cemaatini en az benim kadar bilirsin. %80'i kadındır, ayrıca dörtte üçü uzak durulası sorunlu tiplerdir. Yani bu rakamların ışığında, hem bunun gibi (öpülesi olduğunu söyleyip beni onore ettiğin) havluları yazabilecek, hem yakışıklı, hem bekar bir erkek blogger bulma şansın arka arkaya üç düşes atman kadar bir olasılık:P

    demo,
    son yazılarında aşk ve romantizmi öyle dikkat çekici bir şekilde satırlara üflüyorsun ki, sendeki (beavis and butt-head'in unutulmaz cümlesinde geçtiği gibi) "I'm ready to do you now" havasını sezmemek imkansız. Hazırsın, kararlısın; bunca tahkimat ve lojistik boşa gitmez umarım :)

    beenmaya,
    Sadece aşkın kudreti değil bu... Aslında sevmek öğrenilen bir şey, ve tabii sevilmek de... Bir tür hazır olma meselesi. Ena zından ben öyle algılıyorum bu meseleyi. (Bu cümleden de yeni bir post çıkar aslında.)Evet, darısı başına!

    akşamdan kalma çorba,
    defalarca söylemişimdir, yazmışımdır: altı milyar insan var şu kapının ardında, ve altı milyar farklı ruh var, bir o kadar da farklı kalp ve zihin. Herkesin anlayış kapasitesi, duygu eşiği ve söylediğin gibi hamuru farklı. Huzur arıyoruz değil mi? Ama baksana, ben tatlıyı "tatlı" severim, krema olsun, şekerle dolsun, çikolata ve kestaneyle süslensin. Ötekisi "ekşi" bister tatlısını, vişne koydurur, kivi ekletir, frambuaz da olsun diye tutturur. Bazısı sofraya oturur oturmaz tabağındaki yemeğin tadına bakmadan tuz döker üzerine. Birinin iştahla yediği acılı lahmacunun kokusu bir başkasının boğazını yakmaya yeter. Herkes farklı. Farklılıklar içinde uyumu bulmak ise bambaşka: "İki resim arasındaki sekiz farkı bulunuz" şeklindeki bulmacalara, bir de aynı iki resim arasındaki 78 ortak yanı bulma gözüyle bakarsa insan, işte o zaman hayatı başkalaşıyor. (valla harika bir açıdan yaklaştım, bazen güzel şeyler yazıyorum be)

    YanıtlaSil
  14. Talisman'ım,
    mücadele edilecek bir adam değilim ben. çünkü elimin ayarı yok, herhangi bir hırlaşma olduğu takdirde umulmadık ölçüde sert ve acımasız olabiliyorum. eskiden mücadeleyi yaratan kişiler sonuçlarına katlanmıştır zaten. halbuki savaşmayıp sevişmek lazım:)
    Gelelim sorularına:
    1- Güzelim talisman'ım, senin önyargı olarak niteliğin benim "yargı" dediğim şey. Yargı, önyargı ve genelleme olgularını açımladığım bir post bile yazdım ama sen hala yanlış kullanıyorsun bunları. Çok ayıp. Ayrıca o yargılarım senin söylediğin gibi sapma sapan değiller, o nasıl hafife alma öyle, caaart diye yırtarım adamın ağzını ben! Saygısız!
    Şimdi, betimlediğim kadın karakterini ve hali hazırdaki durumumu (passive apathetic gene benimle dalga geçecek) eski bir yazımda kitaplar hakkında söylediğim şu cümlecikle sana örneklendireyim: "Hazin olan şu ki, bir kitapçıya girdiğinizde, 99,5% fuzuli kitabın arasına saklanmış, sesini duyuramayan ve “aradığın bende gizli” diyemeyecek kadar gururlu 0,5% kitaba ulaşmanız mucizelere kalmış oluyor…"
    Bilmem buy soruna cevap verebildim mi :)
    2- Bu soruya vereceğim cevap tek taraflı olur, objektiviteyi koruyamam. Sanırım içtenlik ve doğallık, özen ve saygı yardım ediyor senkronizasyona... Hepsi bir yana, bu ikinci soruya tatminkar bir yanıt vermek beni gerçekten aşıyor, aşkta ve düzgün bir ilişkiyi yürütmekte çok acemiyim ben:))) Bu kdar laf geveliyorum diye prof mu sandın beni :-)

    Canikom Polente,
    Evlilik konusunda bir tür "Death after Live" görüşünde olduğumu biliyorsun. Nefes alamazsan ölürsün, istersen girdiğin deniz Kekova'nın büyüleyici suları olsun :)
    Ben anlıyorum seni canikom.

    Müge,
    Bunu sana söyleten biri çıkar umarım, ama pişman etmesin seni.

    Kelebeklerözgürdür,
    küllerimden doğmuşum gibi hissediyorum düşündükçe.

    JoA,
    senin comandante'ye mektuplarındaki romantizm dozu kimi okuyana -mesela bende- kaşık kaşık bal yedikten sonra boğazını yakacak kadar tatlı geliyor:) O kadar saf ve derin. Benim romantizmim de buncacık işte, illa rasyonalleştirip kafamda bir yerlere oturtacağim, keçi boynuzu gibi çiğneyip duruyorum kendimce:)
    İkimiz de sevinelim. Herkes mutlu olsun, hayat bayram olsun.

    YanıtlaSil
  15. güzel dostum; çok güzel. soğuk bir rakı ve sıcak bir çorbayla seni kutluyorum; kutlanacak birşey varsa.

    YanıtlaSil
  16. hmm.. sen diyince döndüm baktım da, son yazılarımda pek öyle bi mod bulamadım sanki..
    senin mi gönül gözün açılmış, benim mi kapanmış sevgili virgilius?
    ya da asabiyye'deki yazımdan mı bahsediyosun? eğer öyleyse şimdi sadece -ama hala- "aaah ahhh" dedirten eski bir hikayedir kendisi :)
    yine de güzel dileğine katılıp hemi de teşekkürlerimi sunuyorum :)

    YanıtlaSil
  17. kaç yıldır tanışıyoruz bana böyle bir yazı yazmadın bee.

    yenge sevildiğini bil :P
    saygılar.

    not: yenge bu adamın bu ay doğum günü var haberin olsun.

    YanıtlaSil
  18. İlk satırlardan ağzımın suyu aktı valla, bu yazıyı sabah kahvesine bırakayım hehe :)

    YanıtlaSil
  19. Aganti Aga,
    Nazar etme başka ihsan istemem:)

    demo,
    asabiyye evet :) ayrıca doğum günü temalı yazın da o çerçevede ele alınabilir aslında. Ayrıca gönül gözü felan yok bende ama benim burnum fazla gelişmiş- kan kokusunu iyi alırım:)

    Gregor,
    Sen de hünkar beğendi yap, sana da yazalım:)
    O'nu bırak da, hacı yazdıktan sonra "gregor kendi sevgilisi hakkında hiç böyle bir şey yazmadı, üstelik anadolu'nun derinliklerine gitti kızı bırakıp, bu post ilişkilerine zarar verir mi ki?" diye düşünmedm değil:) Malum, seninkisi biraz "eli sopalı hatun" profili çiziyor:))

    demo,
    afiyet olsun:)

    YanıtlaSil
  20. demo değil demet!
    Ay... rezalet...

    YanıtlaSil
  21. allah beni ne yapmasın, bu yazıyı fonda amon amarth'tan "tattered banners and bloody flags" çalarken okudum pek içli, pek duygulu oldu. ki ben gibi her okuduğunu o an çalanla eşleştiren insanevladı şimdi bu yazıyı nereye konduracağını bilemedi.

    ama pek hoş pek güzel pek sıcakmış, sürsün gitsin be yahu böyle bu, okuyalım uzaktan uzaktan, avcumuzu yalayalım bize böyle kısmet yok diye hayatta :)

    YanıtlaSil
  22. Ben zaten masal denilince Tim Burton beyefendiyi pek kayda değer bulurum. Yakışır sana Virgilius. İzin verirsen kostümcü olarak çalışabilir miyim?:))

    YanıtlaSil
  23. neden ben bu yazıda yorgun bir adam gördüm bilmiyorum ya da neden evcilleştirilmediğinden bahsederken seni kulağa takılan o şeylerden biriyle bir milli parkta düşündüğümü de bilmiyorum, okuduğum ilk andan beri yorum yapmak istiyorum bu yazıya ama yanlış anlıyormuşum gibi geliyor, yani aslanlar kaplanlar en nadir türler gözümün önünde tüm görkemiyle duruyor, et ve kan var, açlık ve tokluk var, az bulunur türden rengarenk çiçekler falan, her şey doğal ortamında elbette ama ben neden aşkı hissetmedim okuduklarımda anlamıyorum... Oysa özlemek, yenilenmek deniyorken aşka dokunmaya ramak kaldı gibiydi, güneş ampül falan derken yüzüme flaş yemiş gibi mi oldum acaba!?... tuhaf...

    YanıtlaSil
  24. Windrider,
    okuduğunu o sırada dinlediğin müzikle eşleştirmek çok sakat bir şey olsa gerek, Megadeth'in 'This Was My Life'ını dinlerken karşına çıksaydı bu yazı veya Deep Purple'ın 'Perfect Stangers'ı çalsaydı, kim bilir neler düşünecektin:)

    Fortunata,
    Seni senarist olarak alırız kadroya, ayrıca merak etme mesai sırasında dilediğin kostümü giyebilirsin, döpiyes şart değil :P

    pusarık,
    Hmmm...
    Hmmmmmmm...
    Hmm.
    Bu yazı kendini anlamaya, geçirdiği değişimlerle duygusal yolculuğunda vardığı noktayı anlamaya çalışan bir adamın sayıklaması gibi. Aşk dediğimiz şeyin "dünyevi bir cennet" olduğu düşüncesi, yani aşk halinde her şeyin kusursuz olduğu yanılsaması var insanlarda. Sanki aşık olunca kişi, hiç bir üzüntüsü kalmayacak, depresif halleri buharlaşacak, çiçekler böcekler her yer günlük güneşlik, Arcadia'nin bir köşesinde birbirlerine şiirler okuyan el ele tutuşmuş iki insan gibi bir şeyi hayal ediyor çğu kimse aşk denilince.
    Ben öyle anlamıyorum. Bu yazı "nasıl" anladığımı dile getiriyor. "Alper'e" ve "Alper'e 2. Bölüm" ü okumuştun sen. Kanaatimce aşk, "dünyevi cennet" değildir, "kayıp vatan" daha doğru bir isimlendirme olabilir. İllüsyonist yaklaşımlarla var olmayan bir cennet bahçesi aramak yerine, aslında kendisinin bir parçası olduğum ve aynı şekilde benim bir parçammış olup aradığımı bile bilmeden her köşe bucakta kendisine bakındığım bir vatan toprağı gibi...
    Pusarık, kimisi Sibirya'da yaşar... Onun vatanı orasıdır ve onca soğuya, yoksunluğa, ucubeliğe karşın başka bir yerde sürdürmeyi düşünemez hayatını. Zaten beceremez de. (Bakınız Dersu Uzala)
    Bir başkası Londra'da doğar ve her nereye giderse gitsin başka yerde nefes alamadığını farkeder. Onun vatanı da Londra'dır. Ötekisi İstanbul'da doğup büyümüştür, bu şehirden başka yerde yaşayamayacağını sayıklarken kader onu Antep'e yollar ama O biliyordur ki vatan bildiği yere dönecektir.

    Her tilki, kendi kürkçü dükkanını arar.

    (senin için aforizmavari bir laf bile uydurdum, artık yeter pusarık!) :-)

    YanıtlaSil
  25. bir an kurbanının yaklaştığını hissetmiş (aslında bu durumda kendine söylenmiş) bir kaplan gibi hissettim :))

    daha bi şenim haliyle :)

    YanıtlaSil
  26. valla virgilius cum, biz ilişkimizi reklam kokan yazılarla afişe etmek gereği duymadığımızdan, aramızdaki saf sevgiye birilerini okur olarak ortak etmeyi de uygun görmüyoruz.

    (vazelin getireyim mi? kolay girer:)

    YanıtlaSil
  27. şimdi sevgili ve zeki virgilius,

    bu yukarıda bahsettiğin ponpon tüylü kırbaç benzetmesinden ziyade; kırbacı nereden alacağını bilmeyen insan benzetmesi daha uygun düşer benim hayalime. istediği kadar despot düşünsün, bir zarar gelmeyeceğini bilirsin. kafan rahat eder. ama şimdi benim bok attığım, seninse hayatın yaptığın tip; zaten zekidir. zarar verecek kapasiteyi hayli hayli barındırır. evlilik yoluna girmişsin işte, daha ne olsun.

    diyerekten kaçayım.

    YanıtlaSil
  28. çok yararlanıyorum ben bu blogtan.

    YanıtlaSil
  29. gregor samsa,
    ben burada kendimi afişe ediyorum ya. Saf sevgiden bahsetmişsin, hayatımda hiç bir zaman saf bir duygu yaşamadım sanırım. Saf olsam bile saf olduğuna inanmam.
    Ama genel olarak yorumun bana vazelinsiz de girer, alıştım senin sokmana üstelik zevk de alıyorum a.q. :-)

    madafaka,
    "Sıradan bir Benedick tiplemesiyim" demiş olabilirim ama o kadar da Benedick değilim be hocam!
    Yok artık!

    elma,
    çok yararlıyım ben, kuyruğumdan yağ çıkıyor, mememden süt veriyorum. Tüylerimden de yün eğiriliyor :P

    YanıtlaSil
  30. Benedict'le Beatrice birbirlerine umutsuzca asiktir ama ikisi de karsisindakinin askla meskle isi olmadigini dusundugunden asklarini laga lugayla ortmeye calisirlar. Yoksa saftirik degillerse ya da kanal d'nin yarisma programina katilmamislarsa kimse uc arkadasinin lafiyla sap diye guya hic sevmedi birine asik olmaz. Benedict tum o guvenilmez havasina ragmen oyundaki en durust, en mert, en vicdanli adamdir, Beatrice'in sivri dili ise ustunluk iddiasindan degil, incinmis yuregini koruma kaygisindandir. Sana Shakespearean manada Benedictlik uyuyor mu emin degilim Virgilius, bana kalirsa sizin kadinlara olan tutumunuz zahirde ayni gibi gozukse de temel saikiniz farkli. Senin Hamlet, hayatinin da oyundaki miy miy Ophelia tersine basiretli, guclu, ayaklari yere saglam basan zarif bir Ophelia olmasi anlattigin hikayeye daha uygun sanki. Jack Nicholson ile Helen Hunt da Benedict ile Beatrice'den cok bahsettigim turden bir Hamlet ile Ophelia aslinda bana gore.

    Evlilik meselesine gelince, yaklasik bir sene once Gregorun Samsan, Pinar Altug evliliginin uzerine Pinar'i anladik da Yagmur neden guluyor diye sormustu. Bu sorunun altinda da bir suru kadinlar cicektir bocektir, ottur oktur, aslinda biz yiyen icen kanatsiz perileriz de aramizdaki fitne fesatlardan siz ne muhtesem oldugumuzu anlamiyorsunuz cinsinden yorumlar donmustu. Ben de pek eglenerek ve her turlu kadinlar cicektir bocektir aforizmasina gicikligimdan soyle bir yorum yapmistim ki normalde Gregor'a hiiiic bulasmam: "Yagmur neden guluyor? Basina geleceklerden haberi yok da ondan guluyor. Bes sene sonra da hala guluyorsa o zaman Pinar Altug hakikaten de goz boyayici bir cadiymis diyebiliriz ama evlendikten sonra neden goz boyamaya zahmet etsin ki?
    Much Ado About Nothing'de Shakespeare muzmin ve alayci bekar Benedict'e `Olunceye kadar evlenmeyecegim dedigimde evleninceye kadar yasayacagimi bilmiyordum.` dedirtir. Ne zaman bir erkek evlenme hakkinda bir soz soylese aklima Benedict gelir. Korkunun ecele faydasi yok, senin de bir gun basina gelecek bu hal, hatta Tanrinin espri anlayisindan deneyimlediklerimle soyluyorum ki hatun kisinin pesinde epey kosacaksin boynuna kemendi gecirmesi icin. Ama elini cabuk tutsan iyi edersin, birak Pinar Altuglari falan Beatriceler bile belli bir yasin ustundeki kart horozlara burun kivirirlar. Omrunun geri kalanini Schopenhauer gibi gecirmek istemezsin sanirim.
    Ve evlendigin gun esin zafer naralari atarken sen de gulumseyeceksin, Virgilius da perdelerin arkasindan bakip Allah Allah niye gulumsuyor ki bu simdi diyecek... Ta ki... (Nihahaha Cadi Sheela gulusuyle ekran kararir)"

    Abdala malum olurmus, geyik diye yazdiklarim cikiyor. Istediginiz kadar gurleyin, sonunuz belli. Sen yine de cok keskin ifadeler kullanma evlilik aleyhtari, yoksa millet Hamletin anasinin dedigi gibi The lady doth protest too much, methinks diyebilir sana.
    Selam eder, hayatina da sevgi ve muhabbetlerimi yollarim.

    YanıtlaSil
  31. No döpiyes Virgilius,
    Ben de Helena'nın bol dantelli gotik elbiselerinden isterim. Bir kadah de porto şarabı. Arada bir canlı müzik olursa şahane olur. Ama dalga sesi de kabulümdür, zira bugün bana çok iyi geldi.
    Maaş, hiç dert değil. Film hele bir vizyona girsin:))

    YanıtlaSil
  32. No döpiyes Virgilius,
    Ben de Helena'nın bol dantelli gotik elbiselerinden isterim. Bir kadah de porto şarabı. Arada bir canlı müzik olursa şahane olur. Ama dalga sesi de kabulümdür, zira bugün bana çok iyi geldi.
    Maaş, hiç dert değil. Film hele bir vizyona girsin:))

    YanıtlaSil
  33. No döpiyes Virgilius,
    Ben de Helena'nın bol dantelli gotik elbiselerinden isterim. Bir kadah de porto şarabı. Arada bir canlı müzik olursa şahane olur. Ama dalga sesi de kabulümdür, zira bugün bana çok iyi geldi.
    Maaş, hiç dert değil. Film hele bir vizyona girsin:))

    YanıtlaSil
  34. No döpiyes Virgilius,
    Ben de Helena'nın bol dantelli gotik elbiselerinden isterim. Bir kadah de porto şarabı. Arada bir canlı müzik olursa şahane olur. Ama dalga sesi de kabulümdür, zira bugün bana çok iyi geldi.
    Maaş, hiç dert değil. Film hele bir vizyona girsin:))

    YanıtlaSil
  35. No döpiyes Virgilius,
    Ben de Helena'nın bol dantelli gotik elbiselerinden isterim. Bir kadah de porto şarabı. Arada bir canlı müzik olursa şahane olur. Ama dalga sesi de kabulümdür, zira bugün bana çok iyi geldi.
    Maaş, hiç dert değil. Film hele bir vizyona girsin:))

    YanıtlaSil
  36. No döpiyes Virgilius,
    Ben de Helena'nın bol dantelli gotik elbiselerinden isterim. Bir kadah de porto şarabı. Arada bir canlı müzik olursa şahane olur. Ama dalga sesi de kabulümdür, zira bugün bana çok iyi geldi.
    Maaş, hiç dert değil. Film hele bir vizyona girsin:))

    YanıtlaSil
  37. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  38. Passive Apathetic,
    Öncelikle görüşündeki keskinliğe bir kez daha hayran kaldığımı belirteyim: B&B'den ziyade H&O'ya daha çok benzerlik gösteriyor bu postta anlatılan kişiler... Hele Hamlet'in "Ey Peri, dualarında af getirilmesini dile tüm günahlarıma" deyişi, sanki cuk oturuyor gibi durumuma.

    Bendeki nüshada -senin de alıntıladığın- "ölünceye kadar evlenmeyeceğim dediğimde evleninceye kadar yaşayacağımı bilmiyordum" cümlesinin altını çizmiştim okurken. Gülümsedim oraya atıf yapınca sen. Evlilik konusundaki kat'i tavrım, her iş olup bittikten sonra Muaviye'nin karşısına dikilen sivri dilli bedevinin sözleri kadar pervasız:
    "Ey Muaviye, vallahi senden nefret eden kalplerimiz göğsümüzde attıkça ve seninle savaşırken kullandığımız kılıçlar boynumuzda aılı durdukça, biz sulh yapamayız. Aramızdaki kılıçların musalahasıdır ya Muaviye!" Şimdi, evlilik denilen halt, resmi bir kurumdur. Aşkı zaten ne şekilde algıladığımı seni bıktıracak kadar anlattım bu blogta. (Bıktığın referanslara girmeyeceğim korkma.) Gene -bitmez tükenmez teşbih hazinemden yumurtluyorum- bir örnekle anlatacak olursam, aşk şehit olmak gibi, evlilik ise şehidin geride kalan ailesine devletin bağladığı aylık misali bir uygulama. Kimse annesine babasına eşine çocuğuna aylık bağlansın diye şehit olmaz. (ölür en fazla.)
    Son olarak, bu devirde abdal olmaz, arif olabilir. Sendeki dikkat çekici marifet potansiyeline saygılarımı sunar, sheela'nın yanaklarından öperim.
    Not: Lütfen Gregor Samsa'mı bu işlere karıştırma.

    Fortunata,
    Aynı yorumu yedi defa yazman yedi kadeh porto şarabı istediğini mi gösteriyor? Açmaya kıyamadığım bir ŞArköy Şisesi var evde, Ramazan'ın geçmesini bekliyorum, onu veririm sana :)

    YanıtlaSil
  39. Virgilius, İnan şaraptan değil. Bilgisayarıma söz geçiremiyorum!! Ölüyor galiba:))) Affet!

    YanıtlaSil
  40. Virgilius, İnan şaraptan değil. Bilgisayarıma söz geçiremiyorum!! Ölüyor galiba:))) Affet!

    YanıtlaSil
  41. Gregorun 2. yorumuna kadar hmm hmm layarak yazını ve yorumları okuyor kendi kendime yorumluyordum ki Gregorun yoruma gelince koptum olaydan :)Gregorsuz bir Virgillius düşünemiyorum :)
    Hayatınla sana bir adet elemtera fiş kem gözlere şiş yolluyorum.

    YanıtlaSil
  42. Virgilius,

    bu postun yorumları arasında dikkatimi çeken nokta şu oldu: Ben başka bir yazının yorumları arasında yengemize ağız alışkanlığından mütevellit "yenge" deyince bana tarafınca "Pöh!" denmişti. Her ne kadar seninle olan yakınlık bahsinde kendimi, kendisi ile karşılaştırmayacak olsam da, Gregor Samsa'nın da yengemize -hem de iki kere- "yenge" diye hitap ettiği fakat bir uyarı almadığı gözümden kaçmadı.

    Bu arada benim dünkü postun yorumlarına bir bak lütfen.

    YanıtlaSil
  43. egoist,
    gregor hicret etti. ben de seneye peşinden gideceğim inşallah.
    amin!

    Müge,
    sen temiz kalbinden dedin o "yenge"yi ama ben temiz kalbe inanmam, sevgililiği abartmanın alemi yok.
    gregor ise, provakatif eylem amaçlı o mel'un "yenge" kelimesini kullandı, bunun ayrımını yaptığımdan ona "pöh" demedim. Farkındaysan adam vazelin filan demiş yorumunda, uzak durmak lazım böylelerinden.
    Kısaca, gücüm sana yetiyor:)

    dünkü postunla ilgili olarak gereğini yaptım.
    arz ederim.

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!