"Bir şey yaptırmıyor" demek isterdim ama bu herifin yazdıklarını özlüyorum a.q. Ayda ortalama 15-20 post döşeyen adam son 45 günde 8 defa geçmiş blogunun başına. Yok blogspotu başka bir siteyle filan aldatıyor da beni (direkt kişiselleştirdim) sallıyorsa çok incinirim valla. Tamam taşınma, toparlanma, ambalaj, nakliyat gibi sorunları var bu sıralar, bir yandan sevgili bir yandan Fenerbahçenin transferleri ve apartman yöneticiliğinin devir işlemleri derken çok yoğun olduğunu tahmin ediyorum ama benim de canım var, ihtiyaçlarım ve hatta iptilâm söz konusu.
Üşenmedim, neredeyse tüm yazdıklarımı gözden geçirip Gregor'un düştüğü yorumları okudum, hüzünlendim gece vakti. Ne de olsa "Aleyhinde delil olarak kullanılabilir" notunu düşmüşüm yorum penceresinin tepesine, hasretin dayanılmaz yakıcılığı ile göz yaşları eşliğinde okumak isteyen varsa buyursun:
***
virgilius ağır abilik adamın biraz kanında olacak. güneş gözlüğü ve kravatla olunsaydı polat alemdar da adam olurdu. en büyük yanlışı yanında bir bayan olmamasına rağmen arka koltuğa geçerek yapmışsın. ön koltuğa geç ve adamın trafiğe takılmasını düşüneceğine öncelikle onla aynı seviyede bulunarak kravatlı, güneş gözlüklü adamlarla aynı statüde olduğunu hissettir. ondan sonra az sonra uzatacağı yakarsın (ha taksilerde artık yasak di mi)
bugün nadir olarak yaptığım şeyi yaptım ve halkla kaynaştım. bakırköy taksim dolmuşuna bindim. haftasonu formula1 pistine 200-300 tl vereceğinize 3,2 TL ye sahilden bu dolmuşlara binerseniz çok daha fazla adrenalin oluşacağına eminim. uzun zamandır binmiyordum, adamlar çılgın gibi, unutmuşum.
neyse bir kişi eksik kalkan dolmuşu samatya sahilinde durduran bir vatandaş "sultanahmet2 e gidiyormusun?" diye sordu. evetti hayırdı derken durakta bekleyen adamın yabancı olduğunu ve yanında türk parası bulunmadığı yakın bir yere bırakmasını rica etti. şortuyla, sırtındaki çantasıyla ve elindeki istanbul rehberi kitabıyla ablak ablak etrafa bakınan turist arkadaşı yenikapıda indiren şoför, ingilizcesi olan bir yolcunun yardımıyla tramwayı gösterdikten sonra adamın peşinden seslendi ve tutarını tam göremediğim bir miktar bozuk parayı turistte verip türkçe "bilet alırsın" dedi.
***
this is spartada ne yazdığımı hatırlamamam üzerine ve blogda bu yazıyı bulmak zor olacağından google'a "this is sparta+gregor samsa" yazdım ve yazımı buldum. bi ara önümde açık olan yahoo sayfasında arama kutucuğuna "google" yazmışlığımda vardır.
this is sparta ile karşı atağa geçmene cevap vermeden önce o yazının yorumlarında talis' in bize "siz" diye hitap ettiğini gördüm:) o zamanlar saygılı kızmış ya da biz saygı uyandırıyorduk. ikisi birbirinden çok farklı şeyler ve güneşe bakmaktan gözleri kamaşan birfincanın olan biteni algılıyamamasıda buna benzer bir hadise.
bu arada fincancım(samimiyete gel:) senle bir ara oturup, bi bira içtik bir ara. şu adama yıllardır ha bugün ha yarın derken gördüğün gibi kaçırdık kuşu:)
şimdi ben kuş dedim ya, hakkımda delil olarakta kullanılabilir :)
sparta' ya dönecek olursak; hayatı bir şekilde anlamaya algılamaya çalışan herkesin sahip olduğu bir karanlık kuyu orası.
bugün birisine dediğim gibi: ilk aşkı ve onun kişide bıraktığı travmatik etkiyi anlarım. ondan sonra gelenlerin hepsi öğrenmene yardımcı olur. o öğrenme sürecinde kalınan karanlık ortamı ilişkilerde kişilerin birbirine anlatması yersiz.

***
günlerdir uykusuzum.
hastanedeyim.
bir işte bir eczanede bir ortopedik ürün satan merkezlerdeyim.
ordan dönüp müşterideyim. müşteriden dönüp birilerini işe aldım sonra müşteri velinimet diye hoooppp personeli tazminatsız kapının önüne koydum. şimdi dava açıldı onla uğraşcam bi de.
annem tuvaletini yapabilecek şekilde ayağa kalkamadığı için ona tuvaletini yaptırıyor, yemeğini yediriyor, ilaçlarını veriyorum. bugün gittim hastaneden pansuman için birini getirdim. bu arada alışveriş yapıyor, yaptığım alışverişleri yemeğe dönüştürüyor, çamaşır yıkıyor ve kurutuyorum.
tüm bunların ardından yarına işim kalmasın ve sevgilimle buluşabileyim diye az önce 12 gömlek 3 pantalon ve 10 yastık kılıfından oluşan ütüyü yaptım.
yani oğuz, kız olsaydım tam sana göreydim
ama değilim ve sen maalesef kötü emellerin için başkasını kandırmalısın :D
(bu yorumumu lütfen kişisel alma sadece bir iş:)
***
sevgili virgilius,
seninde bildiğin gibi kitap okuyamayı bırakalı epey zaman oluyor.
seni geçmiş dönemlerde çağırıp "bi yazı yazsanda okusak" dediğim günleride hatırlarsın.
bir kitaba tahammül edemeyecek durumda olmak ve senin yazılarını merakla beklemek yıllardır iki değişmez durumum.
fakat kitap kadar uzun yazmak skine devam edersen geçmiş dönemde sana söylediğim ve seninde hoşlanmadığın "cumhuriyet gazetesi gibi blogun var" cümlesini tekrarlamak zorunda kalacağım.
hadis-i şeriftir : "zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız" (aşkı ilahi bir platformda değerlendiren alper e uygun referans vereyim dedim. yoksa ben halk çocuğu olduğum için -kısa kes aydın havası olsun-derdim:)
bir gün alper, sen ve ben içelim.
ama sadece içelim yoksa bu kadar derin sohbetin olduğu ortamda içtiğimden de bir şey anlamam.
içkiye yazık biliyonmu, para veriyoruz para.
aşağıda yazıdan aldığım kesit ise sadece aşk için değil hayata dair her şey için geçerli:
“Şöyle: Aşktan söz ediyorsun. Aşktan bahsediyorsun. Ama aşklın ne olduğunu bilmiyorsun sen. Çocukluğunda kırmızı rengi siyah diye öğrenmiş birini düşün; hayatı boyunca siyah zanneder giydiği kırmızı renkli kıyafetleri. Ve sonra bir davetiye gelir eline, üzerinde ‘yalnızca siyah takım giyilir’ notu olan, o davete katılırken siyah sandığı kırmızı renkli bir takım elbise giyer, ama kapıdan içeri alınmaz. Yanlış biliyordur, yanlış öğrenmiştir renkleri, işte bu yüzden de davetli olduğu bir ortama dahi giremez. Senin halin buna benziyor. Aşkın ne olduğunu bilmeden, daha doğrusu ne olduğunu bilmeden âşık olmuşsun, kapının eşiğinde kalmışsın, bu arada kendi kapının eşiğinde bekleyenlere de dudak büküp içeri buyur etmemişsin. Şimdi gene bir davet bekliyorsun. Üzerinde ise kırmızı var, şıkır şıkır çingene kırmızılarıyla bir takım elbise. Siyahın ne olduğunu bilmiyorsun. Aşkın aslında ne olduğundan senin haberin yok güzel dostum.”
Son olarak yıllarca ATV de gösterimde bulunan (sen o yıllarda türkiyede olmayabilirsin) -Böyle mi olacaktı? dizisinin şarkısıyla sana veda etmek istiyorum
"Böyle mi olacaktı?
Böyle mi olacaktı?
Tanrım ne oldu bize" :)))
Başbaş
***
son dönemde kadınlar konusundaki fikirlerine ben yaklaşıyorum,
küfür konusundaki fikirlerime sen yaklaşıyorsun.
daha fazla yaklaşmayalım. ikimizde böyle mesud kalalım:)
http://postmortemofvirgilius.blogspot.com/2008/08/aile-balar-zerine-son-blm.html
tek kadeh rakının dışında bir şey yok kanımda. ona eşlik eden eski trakya kaşarı rakıdan daha güzel gelince rakıyı içmeyi bıraktım.
anneperi bence bizi anlıyor. ve çocuğunun bizim gibi olmaması için ona yolda göstermiş oluyoruz.
sana olan rakı borcum bir ara bilahare kapatacağım virgi. 578 promille buraya gönderme yaptığınıda anladım(hem kaybeden hemde gurur yapan götler gibi davranayım biraz:)
marla nın yanakları kızarmaz fondoten kullanıyor.
***
Gregor Samsa: evet sayın virgilius yine sexist suçlamasıyla karşı karşıyasınız. konuyla ilgili ne diyeceksiniz bilmiyorum ama bence bi kökünden kestirin bakalım, bu suçlamalara devam edebilecekler mi?
kavanoza koyar, arkeoloji müzesinde "bir zamanlar virgilius" adıyla sergileyebiliriz.
üstelik "neler oluyor hayatta III" bile gazete matbasında dizgiye hazır olmuş olur:)
***
spor programına yorumcu diye ahmet çakar'ı veya adnan aybaba' yı konuk edip reytingi tavana vurdurmak neyse, bu yazıda işbu blog için o olmuş.
not: elin kızı zamanında(zamanı ne onuda bilmiyoruz) ne tekme attıysa götüne, içine mi oturdu, kanına mı dokundu bir türlü anlayamadım bir ömrü heder ettin a.q
grup seks teklifini kime yaptın virgi. bunca yıldır böyle bir eğilimin olduğunu hiç belli etmedin. bi haber ver yeter (yabancıya gitmeyesin :P)
***
şimdi ben uyuyordum güzel güzel ama uyku vakti değildi aslında yani böyle akşam üzeri kestirmeye yatmıştım. yatakta böyle gözlerimi açmışım uyandım (yani ben öyle sanıyorum) yatağın üstünde gözlerimin hizasında bir karaltı bana doğru yaklaşıyor. ancak yaklaştıkça belirginleşiyor. belirginleşip yaklaştıkça benim nefesim kesilmeye başladı. net bir şekilde belirgin olduğunda tahmini 2 yaşında bir çocuğun elleriyle boğazımı sıkarak beni boğmaya çalıştığını gördüm. sonra çocuğun yüzü şekil değiştirmeye başladı (takan ve sen buna metaformoz diyorsunuz:) bi baktım değişen şekil benim kafamdaki Allah imajıyla örtüşüyor. ama boğazımı nasıl sıkıyor biliyon mu nefes falan alamıyorum, son dakika golüyle ayetel kürsü okuyayım desem arapçasını bilmiyorum, aklıma sürekli nisa suresinin "kadınlar sizin tarlanızdır, ister ekin ister nadasa bırakın" sözleri geliyor. sonra beyne oksijen gitmediğinden onuda yanlış hatırladığımı anlıyorum. farkındayım ben uyumuyorum ama yataktan kalkmakta mümkün olmuyor, ben "ya allah bismillah" deyip kıçımın üstünde yatakta doğrulmayı başardığımda karşımdaki allah silüeti yavaşça önce çocuğa sonra bir karaltıya dönüşüyor ve ortadan kayboluyor. işin entresan yanı ben hala nefes alamıyorum ve içeride bulunan anneme seslenmek istediğimde sesim çıkmıyor.
bi şekilde nefes yollarımı açıp yataktan kalkmayı başardığımda donumdaki ıslaklığı görüp altıma işediğimi düşünüyorum sonra atletinde aynı ıslaklığa sahip olduğunu görüp rahatlıyorum.
vurup kafayı tekrar yatıyorum demek isterdim ama göt korkusuyla odayı acilen terkedip akşam yataklarına gidene kadar anne ve babamın yanından ayrılmıyorum.
sonra sabaha kadar cnbc-e de ally mc beal falan izliyorum.(o zamnalar oynuyordu ne güzel diziydi be) sabaha karşı içim geçmiş.
karabasan hali tanımlanabilir bir haldir.
polente niye böyle yapıyorsun. hep yanlış yönlendiriyorsun.çocuk falan yapmasın. çocuğun geleceğiyle niye oynuyorsunuz.bunun yetiştirdiği çocuktan ne olur. ben yıllardır "bir alış veriş merkezine elinde makinalı bir tüfekle girip katliam yapan biri çıkmadı henüz şu ülkede" diye sevinip, muassır medeniyeti yakalayamadığımız için keyif içindeyken illaki bunun çocuğuna bırakacağı ruhsal mirasla bizi muassır medeniyetin içine sokacaksınız. adam ana sayfaya schopenhauer' in sözünü yazmış ki bu sopen denilen amca üremeye, cinselliğe hepten cins bakan bir amcaydı.
eq biz tahlil yapıyoruz, tedaviye karışmıyoruz. zaten tedaviye cevap vermiyor, son nefesinde elini tutup "acı yok rocky" safsatasıyla biraz kandırabilirsek ne mutlu bize.
tabi yerse...
şimdi bu virgilius gelir yarın "kendi aranızda konuşmayın, bana acıyın lannn" diye feryat eder.
***
anderleth maçı sonrası canlı yayında "çok gol atamıyorum ama kritik gollere imza atıyorum" diye kadıköy arenasındaki seyircilerle barışma çabası içine giren kezman efendi isa resimli tişörtü ve kolundaki isa dövmesiye televizyonlarımızdan salonumuza dahil olduğunda, babam "bu adamlarınkide hiç yenilir yutulur bir şey değil. bizimkinin anası belli, babası belli, amcası belli. bu isanın bir tek anası belli. babası kim ? tanrıymış,pehhh. bi de hala inanıyorlar buna..." diye benle konuştu.
kezman golü attı mı baba, boşver gerisini.
annenden bu kadar zılgıt yiyeceğine (ki haklı) bu tip konularda beni arayıp sorabilirsin.
sıçmayı bildiğim kadar temizlemeyide biliyorum.
klozetin kapağını işerken kaldırırsan fena olmaz.yine üzerine koku sinebilir diyecem ama hiç bir zaman senin gibi klozet kapağına koklayarak yanaşmadığım için sağlıklı yorum yapmam doğru olmaz.
duck diye bir şey var. siz ingilizler ona ördek diyorsunuz ama biz türkler onu su rezarvuarının içine atıyoruz. sifonu çekince suya kattığı kimyasallar hem klozeti temizliyor, hem kokuyu önlüyor, hemde mavi rengi sayesinde bokun çişin rengiyle muhattap olmuyorsun. tavsiye ederim dicem ama senin sifon bozuktu galiba.
borsalino nun uyarısıyla iyelik eki bile gelmiş. oğuz evlen artık. sende kurtul, annende kurtulsun, bizde kurtulalım :)
bu postunun meali : ey sevgili bi eve gelsende temizliğe yardım etsen olabilir.
Not 1: Sana benden başka kimse böyle bir yazı ithaf etmez a.q.
Not 2: Bu haftayı da sayende böyle bir yazıyla idare ediyorum, iyi ki varsın Gregor. Ortalarda görünmesen de aslında kalbimde yaşıyorsun.
Not 3: Ulan bari bir sevgilim yokken kaybolsaydın da meydanı bana bıraksaydın! Adi herif iş işten geçti, ortalık sorunlu, hüzünlü, mutsuz ve ilgi bekleyen hatun kaynıyor ama ben eski vampir Virgilius değilim ki... Yanlış zamanda gittin a.q.
Not 4: Lütfen bu a.q. 'leri kişisel alma. Onlar lafın gelişi, süs diye kullanıyorum.
Not:5: Görsel Gregor'un eseridir, blogundan arakladım.
Not 5.5: Talisman sen şimdi "Rusya'ya gittim, altı ay kayboldum, buralara hiç uğramadım da benim için böyle bir yazı zırvalamadın adi herif" diye çemkirirsin biliyorum; ancak biz seni Moskova'daki hurileri gördükten sonra lezbiyen olmaya karar verip oraya yerleştiğini sanıyorduk.
Not: 6 Sayfa düzeni ve fontları bir türlü beceremedim. Sebebi İkinci efes mi yoksa Gregor'un cenabetliği mi bilemeyeceğim.
allahın kelbi, peygamberin merkebiyle gregor samsa'nın koltuğuna adayım. hem ne o öyle depresik depresik nickler falan.
YanıtlaSilgregor un şahsıma fincancım diye bahsetmiş olması içimi bir an olsun hoş etti ki hala, içki içtiğimiz o masanın altında bacaklarımı okşayan ayağın sahibi failimeçhulluğunu korumakta... o gün senle kaç bira içtik hatırlamıyorum ama adetli olacak ki gözüme sende çok tatlı görünüyordun :)
YanıtlaSilVirgi, bazı şeyler senin elinde. gregor'a kuşun hala kaçmadığını göstermen lazım :)
Abi senin bu en tepede duran Virgilius kardeşin heykelinin fotosu var bende. Vondel Parkda çekmiştim Amsterdamda. Zum yaptım da çektim hem.
YanıtlaSilmadafaka,
YanıtlaSildünkü milliyet'te esra balamir'e ait şu sözleri ucundan kenarından kendime uyarlayıp yazayım buraya:
Esra Balamir, hayatını değiştiren ancak sonu hüsranla biten aşkını anlattı: “Hayatımda bir insanı sevdim, gözlerimizden yaşlar akarak ayrıldık. O bir İ.K. cıydı. Ailesinin zoruyla evlendi, şimdi bir çocuğu var. Benim artık bir bloggerı sevme şansım yok.”
Olsa dükkan senin anam :)
birfincankahveiçinbirpenny,
o gün cidden çok içmişsin belli, ben değildim o, hiç olmadın orada... ayrıca ben masa altından bacaklarımı okşatmam, okşarım. fesüphanallah.
ama Gregor gelsin küpelerimizi takıp Deep Purple konserinde elimizde biralarla sarmaş dolaş fotoğraflarımızı buraya koyarım nazire olsun diye:)
Travis&Tyler Durden,
Bunun heykeli olduğunu bilmiyorum, yukarıdaki 1561 yılındaki the oricinıl çizim. Merak ettim o heykeli. Bana getirir misin? Beni ona da götürebilirsin. Veya bunlara üşenirsen resmi mailime gönder seni seveyim:) Yalnız resimde zumu neresine yaptın? o da önemli yani.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilyorumu yazarken içkili olmalıyım, zira sana anlatırken birden gregorcuğuma seslenmeye başlamışım:)
YanıtlaSilsen hiç orda olmadın, ama gregorla aramızda geçenlerede engel olamadın :)
zaten sende bira içecek bir tip göremiyorum, elinde bir şarap kadehi, kokusundan 1964 bordeaux falan diyecekmişsin gibi geliyor... halbuki gregor, henry chinaski modunda fondip yapıp yapıp koyuyordu bardağı kenara...
niyeyse aklıma nuri alço ile tecavüzcü coşkun ikilisi geldi :)
Birfincankahveiçinbirpenny,
YanıtlaSilsadece anason kokusundan midesi bulandığı için rakı içemeyen bir muhallebi çocuğuyum o kadar, yoksa aristokrat görüntümün altında perdeli sıkı sıkıya kapattıktan sonra çinekopu elleriyle yiyen fıtrî bir adam yaşıyor:)
Travis and Tyler Durden,
Sildiğin yorumda virgilius heykelinin fotoğrafını çekerken zoom yaptığın yerde dikkatini celbeden kabaraklık hakkındaki düşüncelerini neden sildin anlamadım? Hani şu kuşların konduğu hatta bir de pislediği kocaman şey yani... Silmeseydin keşke.
Utandın mı yoksa?
(not: Farkında mısınız gregor'un blogu etrafında çiçek böcek gibi uçuşan hatun blogger'ların esamesi okunmuyor bu postun yorumlarında, ya bu herifi okuyanlar virgilius'u okumuyorlar, ya da Gregor Samsa bizim gibi bir kaç sap dışında kimsenin Mickey'inde değil.
Çok hüzünlü ya...
o kadar adına methiyeler düz, gregor gelip buraya yorum bile bırakmasızn, senin ki karşılıksız aşk virgilius
YanıtlaSilpolente,
YanıtlaSilbaşına/kıçına bir şey gelmeiş olmasın bu herifin?
Belki de Gregor dün sabah uyandığında kendisinin devcileyin bir böceğe dönüştüğünü görmüştür?
YanıtlaSilBence Talis, adi herif beni kendi basina bir not olmaya bile layik goremedin de mi 5.5.cu not yaptin diye de cemkirmeli.
YanıtlaSilVirg, al senin olsun Gregor aq. Nasıl olsa gitçek.
YanıtlaSilTravis and Tyler Durden,
YanıtlaSilaslında pek mümkün bir senaryo. The Original GS'nin de bir kızkardeşi vardı, biber dolmasına asla hayır diyemeyen ve boş zamanlarında keman çalan bir İ.K. çalışanıydı.
Passive Apathetic,
Farkındaysan Talis de yok ortalarda. Kendisini provake edecek ve konuşturacak her türlü terbiyesizliği yapmaya çalışan birini böylesine sığlıkla itham etmen ne acı...
Seni tanıyamamışım Passive. Hayalkırıklığı içindeyim. Talisman'ı bile senden çok seveceğim artık. Gregor'u hepinizden çok seviyorum. Allah Slayer'ı başımızdan eksik etmesin. Long Live Queen!
Püsküğüt,
Herifi ben mi gönderiyorum a.q.?
geç okudum, geç yorum düşüyorum.
YanıtlaSilbakkala ayırttığımız gazeteleri bu akşam aldım. Bakkal pazartesiden cumartesiye kadar çıkan altı gazeteyi de verdi. durumumu anlayın diye yazıyorum yoksa gazeteleri pazartesiden itibaren okumaya başladım epey zaman aldı, senin bloguna anca vakit geldi, mealinde değil.
ikimizde gay olmadığımızı biliyoruz. gayliğe karşı mıyız? hayır değiliz ama kıllı bir göte bir çift göğüsü her zaman tercih ederim. gay olmadığımıza göre bu ithaf edilmiş postun altında böyle bir şey aramak yersiz olur.
insan sevgisi tabi ki buna alternatif olabilecek bir görüş ama el insaf, virgilius ve ben geçmişimizle insani bazı özelliklerimizi kaybetmiş durumdayız.
bu iki olasılık elenince "öldüm de arkamdan ağıt mı yakılıyor lann" diye düşünmedim değil. durumun gerçek olup olmadığını kontrol etmek için hemen mail kutumu açtım ve spam maillerin hala geldiğini gördüm. demek ki ölmüş olamazdım. oturup yazıya yorum katmadan önce bana spam mail gönderen "hey man hello" adlı kişiye "senin anana bacına -enlarge your penis- diye mail atsalar hoşuna gider mi şerefsiz" diye bir saydırdım.
sonra tekrar klavye tuşlarına geri dönünce "ulan bilmem kaç sene önce tanıştığımız ve sadece klavye tuşlarının yardımıyla iletişim kurduğumuz adam ne kadar duyarlı çıktı" diye düşünüp hüzünlendim, hüznüme bir çorba kaşığı sevgi katıp kulak memesi kıvamına gelinceye kadar şüpheyle yoğurduğumda "lann bu virgilius gay olmasın sakın, zaten kadınlardan yeterince çekti. tercih filan değiştirmiş olabilir mi?" diye içime bir kurt düştü.kurdu derenin bir kenarında bırakıp sandala koyun ve otu aldım ve karşı kıyıya geçtim. otu karşı kıyıya bırakıp. Koyunla, kurdun yanına geri döndüm. koyunu derenin kenarına bırakıp kurdu sandala alıp tekrar kaşı kıyıya geçtim ve kurdu otun yanına bıraktım. kurt açlıktan otu yemek üzereydi ki koyunu tekrar gidip almak gerektiğini fark ettim. “Hadi gel koyun kardeş son bir tur kaldı” dediğimde “sikerim senin yazacağın yorumu, başım döndü göt” diye cevap verdi. Kitle psikolojisidir diye üstelemedim.
Üstelemedim ve tekrar bana ithaf olunduğu söylenen yazıya döndüm. İsmini vermek istemediğim bir hocamızın yazdığı ve ismi “borçlar hukuku” olan ve içinde sadece TBMM nin yasalaştırdığı borçlar kanunu hükümleri ve önsöz bulunan kitabı annesine ithaf etmesi geldi aklıma. İçinde sadece benim yorumlarım ve bir önsöz bulunan yazının bana ithaf edilmesi, kendimi TBMM gibi hissetmeme yol açtı. TBMM üyelerinin dokunulmazlıları olduğunu düşünerek çıktım kürsüye ve başladım konuşmaya:
yorumda karakter sınırlaması varmış aq. bu da devamı...
YanıtlaSilSevgili Virgilius;
Aynı departmanda çalıştığımız iki kişinin ani ayrılığının ardından, iki seneden beri aynı kurumda çalıştığımız kişi öğlen vakti bakkala gidiyorum deyip bir daha dönmedi. Kendisinin başına bir şey geldiğine dair en ufak bir şüphe içine girmedim çünkü kişinin kaçacağını tahmin ediyordum. Bir iki saat sonra evden gönderdiği maille artık işe gelmeyeceğini yazdıktan sonra “herkes benim hikayemi bir başarı hikayesi olarak anlatıyordu ama benim ki bir tükenişin hikayesiydi. Ben bu işi beceremedim bundan sonra kim becerirse o yapsın” yazmıştı. Ayrılma kararımı vermiş, yerime yeni alınan elemana işleri devrederken aynı zamanda daha önce ayrılan iki kişinin yerine gelen yeni personellerin oryantasyon adı altındaki “nasıl kaşar olunur?” sorusunun cevaplarını belleklerine kazırken, becerilemeyen işi kimin becereceği konusunda “gregor” isminde karar kılındı. Hafta başında bakkala giden kişinin masasına oturdum ve bilgisayarı açtığımda “bu iş monica belluci olsa onu bile beceremem” dedim. Tabi içimden. Ondan önceki günler şemsiye girmişti. Şimdi içeride açmaya çalışıyoruz. Bu arada iki kişi daha istifasını verince erkek olanı asansörde kıstırdım ve “ay bitmeden gidersen Sedat Peker’ e seni vurdururum” dedim. Kız olanın yanına gidip çocuğunun gittiği yuvanın krokisini içeren kağıdı masaya koyup “hiçbir şey demiyorum, sadece ay sonuna kadar buradasın” dedim. Bu arada hafta boyunca yıllık iznini kullanan bir diğer arkadaşımın müşterilerine baktığımı ve üstelik onlarla toplantılara katıldığımı da belirtmek gerek. Kaba bir hesapla 10 kişilik departmanda bir ay öncesinde fiili olarak bulunan beş kişinin işini yapıyorum ve görevde olan beş kişide bir yöneticileri olmasına rağmen benim kerizliğimi görüp tüm sorularını bana soruyorlar. Hafta içinde genel müdürümüzün departman çalışanlarıyla yaptığı toplantıda “gregor bizim ilahımızdır” cümlesinin ağzından çıkması benim keriz olduğum gerçeğini değiştirmiyor. Her şeyden önce ilahlar gazla çalışmıyor.
Tüm bunlara rağmen 45 günde 8 post hiç fena sayılmaz. Üstelik günde 8 posta üzerimden geçildiği düşünüldüğünde.
Haaa “Yok bende isterim” dersen
“Yol açıldıktan sonra üstünden geçen çok olurmuş” deyip, ha sekiz ha dokuz fark etmez, evimiz Mevlevi tekkesi, her kim olursan ol sen de gel aq derim :)
Durum budur arz ederim, en uygun zamanda ve tercihen en kısa sürede yeni ve seri postlarda buluşmayı bende isterim.
Not: püsküğüt yapma lütfen bunu konuşmuştuk.
Gregor,
YanıtlaSilBu post pek çok şeyi gün ışığına çıkardı. Öncelikle Madafaka senin yokluğunda bana asıldı, ardından sürekli uzaklardan birbirimizi seyrettiğimiz Travis geldi yanıma ilişti. Tamam biz ikimiz gay felan değiliz ve böyle bir ithaf postu için gay olmak gerek-şart değil ama işte adamlar "boşta kalmayasın" düşüncesiyle hemen damladılar buraya. Allahtan Talisman strapon bulup "yettim gayri" diye zıplamadı, ondan da beklerdim o ayrı.
Ya abi onu bırak da valla gay değilim:-)))
Zaten bir vakitler iyice zıvanadan çıktığımızda hellö mello bu blogta gay ilişkileri yasakladığını yazmıştı bir yorumda, senin spamdeki "hey man hello" çağrıştırdı kızın nickini ve yorumunu. (Tek uğramışlığı da budur bloga)
Neyse,45 günde 8 posta impotans değil ama performans düşüklüğü ile açıklanabilir. Stres çağımızın en önde gelen sorunudur. Neren meşgulse oraya kan gider. Kafan böylesine fazla mesai yaparken elbette geçici bir takım sorunlar ve performans sıkıntıları yaşayabilirsin. Dönemsel krizler atlatılır, sayılı gün çabuk geçer, muson yağmurları sellere sebep olsa da bittikten bir hafta sonra sular çekilir, hayat normale döner.
Son olarak dolaylı yoldan yaptığım nazik konser davetimi skine bile takmadığını görüyor, ben de halk nezdinde prestijime daha fazla halel gelmesin diye yanaklarından öpmeden uzaktan selam ediyorum sana.
Not: Şu "gregor bizim ilahımızdır" lafının benzeri şuydu geçen hafta muhatap olduğum:
- Virgilius Bey, bu sene tayinini engellemekle bencillik ettim sanırım.
- Nasıl yani, anlamadım müdürüm?
- Gitmek istiyordun biliyorum, ama ben senin yanımda olmanı istedim. Güveneceğim, yanımda duracak birilerine ihtiyacım var.
- Ben sadece işimi yaptım, başkaları işlerini yapmıyorsa son planda bundan ben zarar görüyorum farkındaysanız. Gene de sizin takdiriniz.
- Sana söz veriyorum, önün açık. Seneye gitmek istersen mani olmayacağım.
- Üç yıldır hep "seneye söz, göndereceğiz" deniliyor. Zaten seneye kim öle kim kala, seneyeye daha bir sene var müdürüm."
- Bana kalsa görev süremin sonuna kadar tutarım seni yanımda.
- Biz en iyisi 2010 yazında bu konuşmayı bir daha yapalım.
şu an ki mesai saatlerim hafta içi (haftaiçi kavramına cumartesi günleri dahil) sabah 08:00 akşam 23:00. bu şartlar altında takdir edersin ki konserde yalan ilah olmakta. ama biz "skine takmamak" demeyelim de "unutkanlık" diyelim. çünkü o mesaja cevap vermediğimi unutmuştum.
YanıtlaSilTanışıklık gerçek dünyadan olmayınca
YanıtlaSil- Aman tanrım.... Bu .. bu.. Onun sesi
Diyerek afralı ve ağır çekim bir dönüş yapamıyorsun. Yazılarından tanıdığın insanları yine yazılarından tanıyorsun.
-Aman tanrım ... Bu .. Bu ... Onun yazısı
Günümüzün uleması Google da Olric aratmıştım günlerden bir gün. Sonra bir yazıya denk geldim. Kelimeler o kadar tanıdıktı ki o mu değil mi derken bütün yazıları okumuşum. Sonra yorumlara bakayım derken diğer ulu manitum ile denk gelince su götürmez onların olduğu yerdeyim dedim. ( İçimi bir huzur kapladı birden ve hayatımın fon müziğide ney taksimi olarak değişti.) Onlar zaten yazıp çiziyorken - Ne güzel keyifle okurduk o yazıları .. diyerek boşuna melankolinin kolarına atılmışız. Bir süredir gizli gizli takip etmekteyim sizi. Hatta “ Seviyoruz ulan .. Takipte mi etmeyelim.”
Gregor,
YanıtlaSilbu kadar alttan aldığını görünce gözlerim yaşardı şerefsizim :-)
Gia,
bir sen eksiktin!
önce beni mi buldun yoksa Gregor'u mu, esas onu merak ediyorum ben.
Siz birbirinizin aynası gibisiniz Virgilius ... O nedenle ilk hanginize denk geldiğimin ne önemi olabilir... (Madem bir merak yarattık gizemi devam etsin)
YanıtlaSil"google da olric arattım" diyo kız, seni bulacak değil herhalde :P
YanıtlaSilgel gia gel, sende gel. hazine arazisine yapılmış gecekondulardan, ucuza kapattığımız orman vasfını yitirmiş arazilerilerimizdeki kaçak villalara terfi ettik biz.
not: bu saatte işten geldim. umarım deep purple konseri bok gibi geçmiştir.
Ben Virgilius'un üstünde çimen bitmiş ay gibi götünden tatmak, bira göbeğinin deliğinden cek denyıls yudumlamak istiyorum.
YanıtlaSilGregor! Gidiyorsan temelli git, kalıyorsan kal. Araya girip parazit etme; biz de iki arada bi derede kalmayalım. Hani başka avlar da var blog aleminde. Rotamızı düzgün çizelim.
Virgilius! Seni hala seviyorum. Ne olur benim ol :((((
Gregor,
YanıtlaSilKonser fena değildi ama ben çok fazla keyif almadım. İstediğim şarkılar yoktu her şeyin ötesinde.
Not: Olric'miş!
madafaka,
Beni herkes seviyor ama ben herkes vermiyorum. (ulan bu cümleyi uzun zaman evvel bir hatuna yazmıştım bu blogta, devir değişti Lut kavmine selam olsuyn bu arada)
Ben de seni seviyorum madafaka ama Virgilius okuyucuları bu yorumlara henüz hazır değil. Zarif, narin, ince, kibar ve hassas kimseler var buraları okuyan.
Ama illa fantastik bir şeyler yapalım dersen, bir kulağına votka-limon döküp diğer kulağından akacak damlaları yalamak isterim o ayrı :)