6 Temmuz 2009 Pazartesi

Parmaklarımla göz kapaklarımı kaldırıyorum ben, o halde bile karşımdaki perde gizliyor görmek istediklerimi. Kitaplarımın kenarına, defterlerime, olmadı hafızama sürekli aldığım notlar, Hansel ve Gretel’in ormanda yollarını kaybetmemeleri için arkalarından serptikleri çakıl taşlarından farksız. Gittiğim yerler çoğu zaman korkutuyor beni ve geri dönmek zorunda hissediyorum kendimi. Ama görmem gerek, göz kapaklarıma asılmak zorunda kalsam da, önümdeki perdeye inat. Biliyorsun, seninle paylaşıyorum kimini; geri dönmekte başarısız olur da kaybolursam bir yerlerde, elini uzat beni kurtar diye… Yok beceremezsen 155’i ararsın en azından.



Senin gözlerin kapalı. Benim aksime, onları açık tutmaya da gayret etmiyorsun. Öyle bir derdin tasan yok. Bununla beraber sende benim sahip olamadığım bir şey var, gözlerin kapalı yürüyor, benim kendimi kasarak, yorarak, zorlayarak yanıma aldığım harita ve pusulayla çıktığım seyahatlere gözü kapalı dalıyorsun. Benim yolculuklarım öncesi yaşadığım seremoniler sende yok, törensel uğurlamalara da yer yok sende. Yorgun ve bıkkın ama hala kendini genç ve diri zanneden kokoş nöronlarımla dalga geçercesine dinç bir kalbe sahipsin, üzerinde yerleşmiş bir çift şahin göz olan. Biliyorsun ki kendimi, hayatımı, yaşadıklarımı, hatta hissettiklerimi dile getirmedeki beceriksizliğime karşın, düşündüklerimi, kafamdakileri, kurduğum bağları, birleştirdiğim örgüleri, uçlarda karşıma çıkan manzaraları anlatıyorum sana, ince ince betimliyorum, gözlerin kapalı ya güya, seni aydınlatmaya çalışıyorum.

Sonra birden öyle bir laf ediyorsun ki, sözlerin “ben oraya kalbimle gitmiş, senin şimdi anlattıklarını görmüştüm… Yolu bilmiyorum, nasıl gideceğini tarif edemem, ama orası şöyle bir yer…” diye başlıyor sanki, sadece birkaç kelime çıkıyor ağzından ve ben anlıyorum senin aslında bildiğini. Nutkum tutuluyor. Ulan benim canım çıkıyor o noktaya varmak için! Yamaçlarda taban tepip, bunca ağırlığımla yuvarlanmadan tepeye ulaşacağım diye tırmalarken ben, sen sanki uçarak üzerimden geçiyor, o coğrafyanın panoramik görüntüsünü, topografik yapısını temaşa ediyorsun. Ardından sana savaştan dönen gazi modunda gördüklerimi fısıldarken ben, Sidharta gülümsemesiyle her şeyi bildiğine dair iki kelime ediveriyorsun.



Kalp gözünle eriştiğin bütün/birlik, benim parçaları birleştirerek ancak derme çatmasını yapabildiğim iskambil kağıtlarından saray misali yargılarımdan çok daha değerli, gerçek ve önemli. Gözlerimi parmaklarımla açıp bir de perde arkasındaki siluetlere kendimce anlamlar yüklerken, senin o perdenin arkasında ne olduğunu gözü kapalı bildiğini fark edince karşında ezilip kalıyorum.



Bunları bir yana bırakalım… “En büyük hayranınım, nasıl kafanda bu kadar şeyi bir arada tutabiliyorsun, çok zekisin, inanıyorum ki şimdi çektiğin sıkıntılar ve verdiğin emek ileride seni çok mutlu ve aydın biri haline getirecek, bıdı bıdı” gibi laflar edince sen, itiraf edeyim ki sana şöyle oturaklı bir kafa atasım geliyor. Yapmıyorum tabi böyle bir şey, hayatım olduğundan tanım gereği gözünü patlatamam. Etik olmaz.



Ama göz kapaklarını benim gibi parmaklarıyla kaldırıp yolunu kendisini çevreleyen perdelerin arkasında bulmaya çalışan biri, senin gibi bir kalbe, sezgiye ve ferasete sahip olmayı çok isterdi. Hayatım olduğun için sadece imreniyorum… Yoksa çok pis haset ederdim. Ciddiyim.

12 yorum:

  1. kiskanabilir miyim bebisim?

    YanıtlaSil
  2. bebişim,
    kıskanmaman için sana bir bira ısmarlasam?
    (müjgan'ı hala konuşmadık biliyorsun)

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Virgilius,
    Bu blogda okudugum en güzel yazı.... Hayatını, hayatının kalbini, senin keskin zekanı ve zaman zaman kıskandıran külliyatını, sizin birbirinize yakışan varlığınıız sevgiyle izliyorum. İmrenerek ve olabildiğince uzun olmasını tüm içtenliğimle dileyerek... Bütün başaramayanlar adına; talih sizden yana olsun!

    YanıtlaSil
  4. Fortunata,
    teşekkür ederim, güzel olması belki içtenliğiyle orantılı gelmiştir sana. Senin güzel kalbine de hem mutluluğu, hem huzuru, hem neşeyi, hem hüznü ve diğer insanî durumları paylaşabileceğim bir komşu çıkmasını diliyorum. Başkaları gibi (e.g. gregor) haset etmediğini biliyorum ama nazar da etmezsen sana bir kaç diyalog yazayım, benim yüzüm gülmesin de kiminki gülsün sen karar ver:

    -Biber dolması var, bir de Ara Cafe’de yediğimiz gibi meyve salatası yaptım. Hangisini istersin?
    -İyi ama senin sorduğun Adriana Lima’yı mı yoksa Scarlett Johansson’u mu tercih edersin gibi bir şey oldu. İkisini de istiyorum ama aynı anda yiyemem ki hem dolmayı hem meyve salatasını? Psikolojideki çatışma halini yaratıyorsun sen bende.
    -İkisini de sevdiğini biliyorum, söyle hangisini yiyelim?
    -Meyve salatası o zaman.
    -Scarlett Johansonn yani.
    -Yani… Ama gene de meseleye bu açıdan bakmamalısın.
    -Hıh!

    Veya, Mahler’in 2. Senfonisini izlerken,

    -Konçertoyla senfoni arasında ne fark vardı?
    -Allahım, bu ikisi arasındaki farkı bilmeyen kızlarla ne işim var benim ya…
    -Kızlar?
    -Yok yani, senden bahsediyorum canım.
    -Öyle olsun, hıhı yedim ben de.
    -Şimdi, Barcelona’nın oyun tarzı bir konçerto karakterindedir ama Real Madrid senfoni gibi top oynar.
    -Bu takımları biliyorum ama nasıl oynadıklarını nereden bileyim ben?
    -Tamam örnek değiştirelim. Magnolia’yı izlemiştik beraber. American Beauty’i seyretmiş miydin?
    -Evet seyrettim.
    -İşte, Magnolia senfonidir, American Beauty ise konçerto. Veya Karamazov Kardeşler için Senfoni, Suç ve ceza içinse konçerto denilebilir.
    -Anladım. Konçertoda biri daha öne çıkıyor o zaman.
    -Evet aynen öyle. Bir de resital var, mesela İvan İlyiç’in Ölümü olsun, Yeraltından Notlar olsun, hep resital kıvamında eserler.
    -Resitalin ne olduğunu biliyoruz artık. O kadar da değil!
    -Pardon kaptırdım gidiyorum işte.

    YanıtlaSil
  5. Ah minel aşk :)
    Kalemine rastlamak mı denir buna bilmiyom ama pek güzel birşey.Maaşallah..
    Yalnız hayatını da takdir ettim, ben olsam "Ay her boku da çok biliyosun" deyip karnına da bir dirsek çıkarırdım. Bizim ilişkimiz biraz böyle sevgilimle. Devamlı bir manda ve yavrusu modundayız. Manda ve yavru rolleri değişiyor sadece.

    YanıtlaSil
  6. Talisman,
    tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş gibi bir şey bizimkisi. Bizde de tencere ve kapak yer değiştiriyor o kadar:)
    not: şimdilik katlanıyor...

    YanıtlaSil
  7. Yazini okurken hissettigim sey, Axxis'in Eyes of Darkness'daki Angel parcasini dinlerken hissettigim sey ile hemen hemen ayni, lezzetli, icten...

    YanıtlaSil
  8. Çok tatlısınız Virgilius:))) Gerçekten güldürdün beni!

    YanıtlaSil
  9. Sindar,
    Aramızda kalsın ama cidden sinirim bozuluyor bazen. Ben İbn-i Rüşd'çülük oynuyorum, banse konu kişi İbn-i Arabi gibi haşırt diye lafı geçiriveriyor...

    Fortunata,
    :)

    YanıtlaSil
  10. Virgilius, hic kusura bakma guzelim, burada nazardan sakinilmasi gereken tek sey sevgilin, ben okurken sistim, melek gibi sevgilin var. Pamuklara sar sarmala oyle bak ona. Ben sevgilime sevdigi iki seyi birden hazirlicam, o da yuzume Scarlet Johansonn, Adriana Lima diyecek... Adami alir mese diye bahceye dikerim valla. Hem, yahu kizcagiz guzel guzel, masum masum sormus, metrelerce uzatmanin, olayi tesbihe bogmanin ne manasi var, verecegin iki satirlik cevap, de ki canim benim, guzel hayatim koncetro suna denir, senfoni de buna denir. Yok real madridin oyunu, yok su kitabin bilmemnesi... Seni tavuskusu kuyrugu gibi satafatli, hindi gibi kabarik egonla, tum drama queenliginle seven, yazdiklarindan anladigimiz kadariyla da bunu catlakligindan, manyakligindan yapmayan gayet hos birini bulmussun, azicik uysallas canikom, kibrin geri kalanini universite proflarina birak biraz da, kir dizini, tut dilini biraz, hayatinin sabrini cok zorlama. Millet mercedeslere burun kiviriyor artik ama bir cadillac her zaman cadillactir, ona gore.

    YanıtlaSil
  11. Rica Üzerine Yayınlanmış ve Benden Tümüyle Bağımsız Yorum:



    kendimi sevgilimin gözüyle görebiliyor olsam, bu yazıyı okurken kibre kapılmamak için kendimi çok zorlamam gerekirdi. çok şükür ki öyle görmüyorum. ama virgilius'un gördüklerine de müdahale edemiyorum haliyle (hafiften bir yan cebime koy durumu var, kabul ediyorum :-P).

    bir sürü güzel söz söylenmiş benim hakkımda. sevgilim de neredeyse yerden yere vurulmuş yani, aşkolsun. burada bir haksızlık var bana kalırsa. virgilius'un yazdıklarının hepsi ona ve bana bağlı. yani o "o" olmasa, ben "ben" olmasam böyle olmaz elbette. dolayısıyla sizin okuduğunuz şey içtenliğin bir ifadesinden ibarettir. ve ben bu adamın içtenliğini de, ukalalığını da, teşbihlerini de, pırıltısını da, özenini de seviyorum.

    passive apathetic'e not: sevgili passive apathetic, bulmacaları seviyorum ben. üstelik birimiz direkt, diğerimiz dolaylı konuşunca sohbet tadından yenmiyor. ayrıca bulmacayı çözdüğüm zaman kendi egomu da tatmin etmiş oluyorum:)
    virgilius'a not: aşkım, hâlâ "katlanmıyorum" sana.

    YanıtlaSil
  12. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!