4 Aralık 2008 Perşembe

Portakal Üzerine...



(Beni) “Ya sev ya da terk et…”

İnsanın muhatabına söylemesi aslında çok zor bu cümleciği.

Cesaret ve irade ister.

“Seninle olmayı isterim ama gidersen de git, çok da skimde” demekten farksızdır bu sözü bir erkeğe/kadına söylemek.

Güçlü olmayı gerektirir.

Kişinin kendine güvenini gösterir. Tavır almaktır.

Sensiz de yapabilirim’in kısacık manifestosu.

“Ben portakalım, eğer portakalı sevmiyorsan, beğenmiyorsan yürü git, benden ne elma olur, ne de lahana.”











Biten ilişkilerde daha çok, “sen sev ama terk et” havası sezinlenir.

Dominant taraf bunu hissettirir karşısındakine.

Miadı dolan bir ilişkiyi bitirmek istemektedir, ayak bağı olmasına da karşıdır ex’inin.

Ama ötekinin oralarda bir yerde dolandığını bilmeyi, ‘elinin altında olmasını’ içten içe arzular.

Dilediği, seslendiği zaman tekrar geleceğini düşünür ve rahatlar.

Yalnız kalmaktan endişe ettiğinde, can simidi olarak görür diğerini ve yedeklediğinin varlığıyla emniyette hisseder kendini.

Özü zayıf insan, ilişkide baskın taraf da olsa, zayıftır gene.

Çürük bir portakal kimileri için leziz olabilir, ama o kişilerin duyumsadığı ve sevdiği lezzet, portakalın çürük olduğu gerçeğini değiştirmez.

Biraz feminendir bu durum.

Çürümüş olsam da beni sevmeye devam et ama yemeye kalkışma...





Bir başkası “sevme ama terk de etme” hali.

Bu söz, işiten kişiye onun kaldıramayacağı bir yük sırtlamasını buyurur.

Öncekilerden daha karmaşık. Daha çelişkili. Daha riyakarâne.

Gitme diyen kişi, gerçekte sevilmek ister çünkü.

Ben artık aynı ben değilim, sen de benim için aynı sen değilsin o nedenle beni eskisi gibi sevme gibi bir şey. Ama farklı bir şekilde sevmeye devam et.

Portakal sevdalısı bir insana, artık portakalın evrim geçirdiğini ve soğana dönüştüğünü ikna etmeye gayrettir bu.

Soğanı sevmese de bu ex-portakalın yeni formunu seviyormuş gibi davranmasını bekler beraber olduğu kişiden.

Bir soğanın “beni hala bir portakalmışım gibi sev” demesi, karşısındakine beni bırakma, ama daha önceki tadı da bekleme uyarısında bulunmasına benziyor.

Nispeten maskulin bir tutum.

Değişen insanın, eski takıntılarına set çekmeye yanaşmaması.

Evrimin sadece görsellikte kalması.

Evrim var ama devrim yok...



Portakal görünümlü biberler var bunların yanında. Onların şerrinden ayrıca sakınmak lazım.

17 yorum:

  1. Bu yazının üzerine açalım kara/kırmızı kaplı defteri.. Ortaya çıkan: Remla'nın bir "elma"sever olduğudur.. Manası da şudur: ilk ısırıkta alınan tadı sonraki ısırıklarda alamıyorsunuz (solveg).. Bu iyi bir şey midir? Üzerinde düşünmeye zamanım olmadı:P Sonucu bildiğimden, ilerisini getirmek çok sıkıcı oluyor:))
    Bahaneyle: iyi bayramlar..
    Bahanesiz: çekiştireceksek, çekiştiririz ve hatta abartırız:) Ama yine de "falaka" biraz ağır olmamış mı?

    YanıtlaSil
  2. cins-i latif portakalı seviyorsa portakalın suyunu çıkarmayı da sever genelde. soğan suyu ise tavsiye edilesi değildir herhalde.

    öte yandan çürük portakal da iğrenç kokar.

    hepsi bir tarafa, lahana, portakal, soğan ya da elma fark etmiyor sanırım. sonuç itibarıyla hepsini gregor samsa'nın "post-politik" yazısına bağlamak mümkün gibi geliyor bana.

    (bir yorumda iki blogu birden idare ettim galiba, mutluyum.)

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Virgilius,
    Tam huzur içinde yatağıma gidiyordum ki yazını gördüm!
    Bir portakal sever olarak endişelendim doğrusu. Hani demişsin ya portakal görünümlü biberler var diye. Üstadım şimdi bi anlat bakalım biz bu biberleri nasıl ayıracağız esas portakallardan?:)))

    YanıtlaSil
  4. Remla,
    Bu yazıda düşünecek bir şey yok, sabah okuduğumda düşündüm, ne dediğimi ben bile anlamadım.:-)
    Elma güzeldir ve günahı simgeler.
    bahane: sana da iyi bayramlar. iyi yolculuklar.
    banane: dilediğini yap, söyle, çemkir. senden rahatsız değilim:-)
    Ama falaka canımı acıtmasa da beni epeyce şaşırtmıştı, onu da belirteyim. Olsun biz seni böyle de seviyoruz.

    Joa,
    Bütün meyve suları o meyvelerin çürüklerinden yapılır biliyorsun.
    Gregor'un post poılitik yazısına alt başlık olarak görmene gelince, seni gregor'a havale ediyorum, o hakkından gelir senin :-)

    Fortunata,
    Bu yazıda kaale alınacak bir fikir yok, on üzerinden dört veriyorum kendime.
    Biber meselesine gelince... ah bir bilsem.

    YanıtlaSil
  5. Süslü tabaklar içinde duran plastik parıl parıl parlayan süs portakalları vardır ya.Yenmez,kokmaz,al gözüm seyreyle içindir.Onlardan birtane olmak nasıl bir duygudur kimbilir ?

    YanıtlaSil
  6. Dün gece bu yazın bloguna düştüğü esnada "ismi lazım değil" biriyle sohbet halindeydim. yazını o sohbet esnasında okudum ve şöyle dedim :

    "Virgilius yazı yazmış ve hayatımda gördüğüm en kötü Virgilius yazısı"

    Bu da böyle bir anımdır.

    YanıtlaSil
  7. AnnePeri,
    biz onlara kokoş diyoruz.

    Gregor,
    daha da kötüsü, bu (gerçekten) berbat yazıyı senin post-politik yazınla bir tutmaları:)
    Bana 'kısa yaz' diyorsun ama, işte bende size does matter:)

    YanıtlaSil
  8. Bu gün blogunu 4. ziyaretim ve 4. yorum yazışım. Ama nedense netin azizliği yorum yaz yolla arası net gidiyor.

    Sanırım yazına söyleyeceklerimi okumamanı istiyor ilahi kudret. Ben de o yüzden sustum yazmıyorum.:)

    YanıtlaSil
  9. sataşma var, müdahale etmesem olmaz:) bir tutmadım efenim, hatırlatayım: sonucun, gregor samsa'nın post-politik yazısında bahsi geçen (hatta resmi görülen) "insan üretimi şey" ile aynı olduğunu söyledim.

    YanıtlaSil
  10. Portakalı severim, portakal olarak kaldığı sürece.. Değişen, dönüşen şeylerden hoşlanmıyorum. Soğanı bile sevebilirim.Ama soğan olarak kalmayı başarabilirse...Konsantre meyva sularından hiçbir zaman hoşlanmadım, çürümüş portakallardan yapılırlar ve insana o portakalı soyma keyfini bile yaşatmazlar..Kapağı açıp içmek herkesin yapabileceği bir eylem, halbuki potakalı soymak çok da kolay değildir sanılanın aksine..
    Hele şu sevme ama terketme kısmı tahammül edilir gibi değil.. Bu durumda aklıma bir takarlama geliyor ama, soyulan portakal portakal değilse, başucumuza filan da koymuyorsak biri birimize bakıp sadece biz bir yalan uyduduk, duma duma dum diyebiliriz ..
    Bu arada sanırım en sevdiğin meyve portakal,zira en nadide konularda bu portakal adı muhakkak geçiyor.. bkz. Hamlet'ten gına gelmes üzerine yazına yazdığım bir yoruma verdiğin cevap..Bilgi incidir ama inci portakal bile soyamaz demiştin.. Portakalla bir hesabın var ama bilemei ben...

    YanıtlaSil
  11. fotoğraftaki dejenere olmuş mandalina,senin sürekli yakınıp durduğun göbeciğine mi benzemiş? =)yazının bu kısmından tırtıkladım.

    YanıtlaSil
  12. Esrik Öfke,
    Tüm blog mazimde bundan berbat bir yazı yazmadım, big blogger yorum yazmanı istememiştir olsa olsa:)

    Joa,
    Sonuç olarak bu yazıya "Gregor'un boku" demek istiyorsan, bu kadar üzerime gelmemeni rica ederim. Ben de itiraf ettim zaten. Yeter ama yaaa!

    noname.morosophe,
    Küçükken annesi kapıdan "kim o?" diye sorduğunda "portakal!" şeklinde cevap veren bir çocuğun kazık kadar adam halini almış biri olduğumu söylersem, ne dersin?

    ben,
    sen söyleyene kadar onu portakal sanıyordum ben!
    Göbeğime gelince... nolursun gelmeyelim:)

    YanıtlaSil
  13. cidden kötü bi yazı, iler tutar yanı yok :) "eski" takıntılarına set çekmeye yanaşmayan insan zaten nasıl değişmiş/değişen insan oluyor ki? kendi içinde çelişik...ayrıca hangi soğan kendisinin portakalmış gibi sevilmesini isteyecek kadar sapık olabilir? hele portakal görünümlü biber için, direk sapkın insan zihninin sebze dünyasına kendini bilmezce saldırısı diyorum :) bu yazıdan çok malzeme çıkar sevgili virgilius :)))) ben çok eğlendim şimdi.

    YanıtlaSil
  14. yazının niteliği hakkında daha fazla konuşup seni sinirlendirmeden, yazında kullanılan portakaldan mamul fotoğraftan daha fazla seni tanımlayacağını düşündüğüm ve net gezintim sırasında bulduğum bir portakal fotosunu paylaşmak isterim :P

    http://www.imeem.com/people/NcJwvYx/photo/8hjZi9QHAZ/

    YanıtlaSil
  15. bu yazının ve yorumlarının üzerine sana Fool's Garden'ın bahçesinden bir adet Lemon Tree şarkısı yolluyorum..

    "I'm driving around in my car
    I'm driving too fast
    I'm driving too far
    I'd like to change
    my point of view
    I feel so lonely
    I'm waiting for you
    But nothing ever happens and
    I wonder..."

    YanıtlaSil
  16. muet,
    tımarhanedeki akıllı, diğerlerinin gözünde "kaçık" değil midir?

    ben delirmek istiyorum...

    YanıtlaSil
  17. bir portakalı çok sevdim, o beni hiç sevmiyor

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!