11 Aralık 2008 Perşembe

Metallica Üzerine...



1983 senesinde çıkardıkları ilk albümleriyle birlikte müzik dünyasına sıkı bir giriş yaptı Metallica, “Kill’em All” isimli bu çalışmayı ertesi sene “Ride The Lightning”, 1986’da da gerçek bir şaheser olan “Master of Puppets” albümü takip etti. Müziklerinin kalitesi gün ben gün yükseliyordu; melodiler, sololar, vokal, her bakımdan benzersizdi, özgündü. Bu yükseliş nereye kadar gidecek diye merak ederken, neredeyse hiç bass kullanmadıkları bir heavy-metal klasiği çıkardılar 1988’de. İlk dinlediğim albümleri de oydu, ortaokulun sonuydu sanırım: “…And Justice For All.” Tıpkı Slayer’in “Reign In Blood”ı veya Iron Maiden’in “Somewhere In Time” gibi, bütün bir albüm sanki tek bir şarkıdan oluşan organik bir forma sahipti, her şarkı da aynı parçanın farklı ezgilerinden farksız gibiydi, öyle ki üzerine bir şey konulması mümkün değil diye düşünüyordum. Çıta tavan yapmıştı. “…And Justice For All”dan daha üstün bir albüm olamaz kanaatine varmıştım o zamanlar. O günlerde hayatında hiç metal dinlememiş bir arkadaşıma, ‘ya bu heavy metal nedir, bana bir kaset versene [o zamanlar cd henüz yoktu] dinleyeyim” isteği üzerine o kaseti verip iki şarkıdan fazlasına dayanamaz diye geçirirken içimden, ertesi gün kaseti bana iade ederken söylediği “mükemmel çalışan bir makine gürültüsü bu” şeklindeki yorumu bugün hala aklımda. Üç sene sonra kendisi isimlerini verdikleri albümü çıkardı Metallica, 1991 yılıydı. İşte orada koptum. Sözün bittiği noktaya geliyoruz; ‘işittik ve itaat ettik” denilen ayet gibi, kendi adlarıyla çıkardıkları bu çalışma hakkında Arjuna’nın Krişna’nın gerçek kimliğini görüp anladığında nasıl delirecek kadar büyülendiğine, Musa’nın Tanrı’yı görmek için Tur Dağı’na çıkmasının ardından Tur Dağı’nın nasıl yok olduğuna veya Euro 2000’de Turnuvanın futbolcusu Figo seçilirken, aynı turnuvada Zidane için ‘O zaten bu dünyadan değil, farklı bir gezegenden gelmiş, diğer oyuncularla aynı kefeye konamaz” yorumu yapılarak yüceltilmesine atıfta bulunabilirim. Başka bir şey diyemem. Ben bile haddimi biliyorum bazen, o albümde öyle şarkılar var ki, bu dünyaya ait değil.



Derken bir şey oldu. Metallica dağıldı ve dağıttı. Tıpkı Michael Jordan’ın kariyerinin zirvesinde, tüm zamanların en büyük basketbolcusu olarak anılırken birden basketbolu bırakıp kıytırık ve sıradan bir baseball oyuncusu olmaya soyunması ve 1,5 sene salakça baseball liginde oynaması gibi, Metallica da tarzını değiştirdi. Yapmaya başladıkları müzik öyle saçma ve anlamsızdı ki, onların müzikografisinden haberdar olan ve hayranlıkla dinleyen insanlar yeni şarkılarına kıçlarını silmek için dahi bakmaya tenezzül etmediler. Özgünlüğü yoktu, eskisi gibi duyulmamış tınılar söz konusu değildi, piyasa zaten yapmaya başladıkları bu müzikle, hem de çok daha iyileriyle doluydu. Cepten yediler, savrukça ortalıkta gezindiler, elleriyle yarattıkları devasa birikimi şımarıkça harcadılar kendini bilmez bir şekilde. 1996 tarihli “Load”, 1997'de çıkardıkları “Reload” ve aralarda piyasa sürdükleri single’lar, hep bu şaşkın ördek durumunun tatsız meyveleriydi, ağaçtan bedavaya koparmaya bile değmeyecek türden.



Metallica bozulmuştu, tefessüh etmişti, özünü yitirmiş ve aslında kendisine ihanet etmişti. Gerçekte “bu” değildi ama “öylemiş gibi” davranıyordu. Olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmak arasında ciddi bir ikilem yaşıyordu grup: Daha iyi olabilmek için cesaretleri yoktu belki, kendi isimleriyle çıkardıkları “Metallica” albümlerinin üzerine bir tuğla koyamayacak olmanın endişesiyle, özlerini inkar edercesine kaçmışlardı masadan. Ama son planda, sebep her ne olursa olsun bir başıboşluk hakim oldu müzik hayatlarına; yoz, sefilane, abesle iştigal ettikleri anlamsız ve bir o kadar da değersiz bir hal almıştı Metallica.









İnsanın kendisine çeki düzen vermesi kolay olmaz. Lekeler hemen çıkmıyor, türlü kimyasallar kullanılmadıkça ne kadar yıkasanız da, bazı kir ve pisliklerden arınmak ve temizlenmek kolay değil. İstemek yeterli olmuyor. İrade ve gayret de gerek. Metallica düzelmek istedi; bunun için ne kadar çalıştıkları bilinemez elbette, kaç geceyi uykusuz geçirdikleri, ne kadar kafa yordukları, teşebbüsleri, yanılgıları, kendileriyle mücadeleleri ve benzeri konular hakkında her hangi bir tahminde bulunulması mümkün değil. Ama çaba gösterdiklerinin işareti, 2003 senesinde sundukları bir üründü: “St. Anger.” Kendisine çeki düzen vermek isteyen insanın başarısız bir denemesinden farksızdı bu çalışma, hem de tam anlamıyla fos çıkan bir adım. Öylesine boğuk ve çirkin bir sound ile, bir borunun ucundan böğrülüyormuş hissi yarayan Hetfield’in vokalinin birleşmesi, ortaya bok çukurunda debelenen şişko domuzların Cyrano de Bergerac tiratlarıyla birbirlerine serenatlar düzmeleri kadar absurd bir görüntü arzediyordu. Tam anlamıyla berbat bir denemeydi: Metallica 12 sene önce terk ettiği kimliğine geri dönmek istiyor, ama başaramıyordu. Doğrusu bu durumun çok acıklı göründüğünü itiraf etmeliyim. İlk defa Priştina’dan yola çıkıp Mitrovica’daki Danish PX’e gidiyorken, Yuri’nin dinlediği Sırp kanallardan birinde denk gelmiştim St. Anger’a. Vokal Hetfield’a benziyordu, O olsa gerekti, ama Hetfield’ta alkol ve belki uyuşturucudan geriye pek bir şey kalmamıştı. Gene eskisi gibi müzik yapmak istedikleri belliydi, sert ve hızlı olmaya çalışmışlardı lakin ipin ucunu kaçırmışlığın sinir bozucu farkındalığında, ortaya acınası ve çirkin, yani hem sıkıcı hem de keyif bozan bir sonuç çıkmıştı. Kadınların gözdesi olan her açıdan harika bir delikanlıyı bir hücreye koyarsınız; 12 sene boyunca dişi sinek yüzü göremez, bu süre zarfında diğer mahkûmlarla türlü eşcinsel ilişkiler yaşayarak (ziker-zikilir vs.) ihtiyaç giderir ve geçirir hayatını. Ardından çıkar hapisten ve bunca zaman sonra tekrar ilk heteroseksüel ilişkisini yaşayacağı an geldiğinde, ne ön sevişme kuralarına riayet edebilir, ne de beraberindeki kadını öpüp koklamayı bekleyebilir: Haşırt diye penetre olur ve muhtemelen 35 saniyede de işi bitirir, kenara çekilir. Yaptığından ne kendisi memnundur, ne de memnuniyet verebilmiştir. İçini kötü bir his kaplar; böyle olmamalıydı diye. Kaybedileni bulmak kolay değildir. Âdem cenneti kaybetmiştir ve yüz binlerce yıldan beri dünyayı hür iradesini kullanarak ziyan ettiği cennete benzetmeye çalışmaktadır; ama hala mutsuzdur O’nun oğulları. Metallica da kaybettiği yeteneğini ve çamura buladığı cevherini tekrar bulmaya, bulduğu taşları elmas sanıp parlatmaya uğraşırken, aslında beyhude bir uğraşla debelendiğini hep görmüş, hem de gören gözlere zahir kılmıştı “St. Anger” albümünde. Hayal kırıklığı yaşadılar ve yaşattılar.



Tövbe; pişmanlık, istek ve ümit sacayaklarında yükselen bir binadır. Yeni bir yapı inşa etmekten farkı ise, eski malzemenin kullanılmasıdır. Eski malzemenin bazen çürük ve kullanılamaz çıktığı olur; kolonlar çatlar, kirişlere aşırı yük biner. O katı, belki de binayı yeniden yıkıp yapmak gerekir öncesinde harcanan zahmete ve verilen emeğe rağmen. Metallica'nın tövbesi başarısız olup, iyiniyeti yetersiz kalmıştı “St. Anger”da, sevdiğimiz bir insanın akîm kalan düzelme/kendini düzeltme denemesi gibi acıklı bir halleri vardı gözlerimizin önünde. Üzüntü vericiydi, “yapamayacaklar” demiştik…



Eylül Ayında, Death Magnetic isimli yeni bir albüm sürdüler piyasaya. Almadım, dinlemedim. Benim Metallica’m geçmişte kalmış, 1991 senesinden sonra “benim” olmaktan çıkmıştı. Geri dönmeye dönmeye çalışıp kapımı çaldığı 2003 yılı "St. Anger" albümünde öyle çirkin ve bayağı bir hali vardı ki, insanın eski sevgilisini adi bir orospuya dönüşmüş, uyuşturucuya gömülüp bok çukuruna batmış halde görmeyi reddederek sevdiği zamanlardaki gibi hatırlamak istemesi gibi, ben de Metallica’yı The Call Of Ktulu ile, My Friend of Misery ile, The Four Horsemen’le anımsamak istiyordum. Albümü almadım. Umursamadım. Ta ki “benim jenerasyondan” bir arkadaşım, “Death Magnetic”i mutlaka dinle. Adamlar Master Of Puppets gibi yapmışlar, inanamadım, mutlaka dinle!” şeklinde geçen hafta beni arayana kadar. Referans kuvvetliydi, "acabalar" içinde de olsa, albümü aldım.









Master of Puppets değildi kuşkusuz, ama işte, Metallica bu olmalıydı, özlenen sevgili... 17 koca sene sonra, hayatımın tam ortasında bıraktıkları çizgiye dönen, heretikliği bir kenara bırakıp tekrar sırat-ı müstakime yüzünü döndüren, zirveye yerleşmeye aday hale gelen Metallica… Bu defa tövbeleri kabul edilmişti işte, aforoz hükmünü kaybedebilirdi. Kapı ardına kadar açıldı... Bu Metallica'ya kapıyı kapatmak başlı başına büyük bir günahtan farksızdı.



Başardılar. Metallica bile kendisini toparlayabiliyorsa, bu dünyada her şey olabilir.





Ümit güzeldir.

18 yorum:

  1. hic unutmam; nothing else matters'i ilk dinlediginde de "bunlar manita muzigi yapmaya baslamis" demistin..

    YanıtlaSil
  2. O bile güzeldi be abi...

    hadi, gözlerinden öpüldün... o şirin gözlerinden...:)

    YanıtlaSil
  3. You say you want diamonds on a ring of gold
    You say you want your story to remain untold

    But all the promises we made
    From the cradle to the grave
    When all I want is you

    You say you'll give me a highway with no one on it
    A treasure just to look upon it
    All the riches in the night

    You say you'll give me EYES in a world of blindness
    A river in a time of dryness
    A harbour in the tempest

    But all the promises we make
    From the cradle to the grave
    When all I want is you

    YanıtlaSil
  4. ben ümidi kestiğim için albüm falan almamıştım.

    "al diyorsun" alıyorum

    -sana inandım, sana güvendim. sen soktun sen çıkar yarabbim"

    bende bir metallica yazın daha vardı geçmiş tarihli, yüzüme bakmıyor. çünkü silmişim sanırım. hani mercan yokuşundaki arkadaşının da yazıya dahil olduğu.

    YanıtlaSil
  5. daha iyisini yapabileceklerini gösterdiler. gerçi bütün albümü beğenmedim ama st.anger'dan sonra herşey güzel gelebilirdi.

    ümit güzel olduğu için her albümü alıyoruz.

    YanıtlaSil
  6. Benim için hala bitikler. Dinlememeye devam ediyorum. Yaptıkları hötlükten (kimileri kendini yenileme çabası dese de) sonra dünyadaki en iyi albümü yapsalar dinlemem. Eski şarkılarını da dinlemem. Last.fm bazen açıyor, anında engelliyorum. Metallica anı olarak kalacak eski headbanger günlerimin kralları olarak. Dio, Judas Priest gibi babaları dinliyorum bangır bangır. Metallica died magnetic benim için.

    YanıtlaSil
  7. Gregor,
    senin şu "sen soktun sen çıkan yarabbim" deyişine bayılıyorum ya :)
    O sözünü ettiğin yazıyı çok aradım. St. Anger'a kadar gelmiştim o yazıda. O zamanki sevgilim için yazılan bir saçmalıktı. Kimde kalmıştır o yazı? (2003 veya 2004^te zırvalanmış olmalı) Haklısın, bu Mercandaki o çocuk.
    Demek siliyorsun sen benim yazılarımı... Çok incindim...

    Magnum Opus,
    Hiç bir ölümlüden yeni bir "...And Justice For All" veya "Black Metallica" bekleyemeyiz, ama en azından Metallica gibi davranmışlar bence. Lars'ı fazla çalıştırmışlar, James zaten yarı ölü... Bunlara rağmen gene de sevdim ben.

    Buzcevheri,
    Dio, Judas, Black Sabbath gibi ağır abilerin yeri zaten sofanın baş köşesinde:)
    Benden de katısın sen. Tercih senin, ikna edemem ki seni dinlemeye. [Ama ne olur şu Death Magnetic'i bir dinle:-))) ]

    YanıtlaSil
  8. 2003 filan olmalı o yazının tarihi ve silinme tarihide 3-4 ay önce pc de yaptığım temizlik sırasında.

    hesap edecek olursak o yazın bende 5 yıl saklı kalmış. eski sevgilin okuduktan 5 gün sonra unutmuştur.

    beni anlamadın ya ben ona yanıyorum oğuz :P

    YanıtlaSil
  9. Tövbe; pişmanlık, istek ve ümit sacayaklarında yükselen bir binadır. Yeni bir yapı inşa etmekten farkı ise, eski malzemenin kullanılmasıdır. Eski malzemenin bazen çürük ve kullanılamaz çıktığı olur; kolonlar çatlar, kirişlere aşırı yük biner. O katı, belki de binayı yeniden yıkıp yapmak gerekir öncesinde harcanan zahmete ve verilen emeğe rağmen.

    metalica filan dinlemem ben.. yani özellikle dinlemem, denk gelmesi gerekir..

    Metallica bile kendisini toparlayabiliyorsa, bu dünyada her şey olabilir...

    Olabilir ozaman.. Neymiş.. Bekleyelim görelim...

    YanıtlaSil
  10. 1996 Metallica jöleyi keşfetti. Jöle kullanmayı bırakmışlarsa ben bile alacağım son albümlerini (son 10 yıldır metal dinlememiş biri olarak)

    YanıtlaSil
  11. cliff gitti mertlik bitti.
    mi?
    öyle sanki.

    (and justice for all, cliff'in etkisini hala taşıyor olduğu için eski rüzgardan bir nefes taşır diye düşünmüşümdür hep)

    YanıtlaSil
  12. Gregor,
    İnsan sorardı 'bak siliyorum, düğmeye basmadan söyle, son arzun nedir?" diye...

    noname.morosophe,
    'bekleyelim, görelim' sözü aslında bir tür ötelemek gibi... İnsan bazen dilinin ucuna Fat Boy Slim'in şarkısı gibi demek geliyor, "Right here! Right now!"

    Passiflora,
    Ben de otuzlu yıllardan sonra jöle sürmeye başladım ne olmuş yani... (2000'lerde) Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler. yeter ki adam gibi müzik yapsınlar.

    WindRider,
    And Justice For All öncesi hayatını kaybeden Cliff'ın anısına adamlar o albümde bass kullanmadılar zaten. O albüm supernatural.

    Ama ölenle ölünmüyor...
    öyle sanki...

    YanıtlaSil
  13. Ya'brak yahu dinlemem ben metolika det magnetic falan Death'im var Chuck'ım var Chukarım var. =)

    YanıtlaSil
  14. Bilmem bize büyüklerimiz bekleyelim, görelim diye öğretmişti.. Demek bizi kandırmışlar... Canları sağolsun...

    YanıtlaSil
  15. hiç tarzım olmadı ne on'lu ne yirmi'li yaşlarımda..bu saatten sonra muhtemelen pek işim olmayacak metalle..

    tek diyeceğim şu ki,
    Unforgiven I-II hala içimi sızlatır bir yerlerde karşıma çıkınca.

    yeni nesile bakıyorum,
    bkz:14-15-16 yaş, ellerinde ipodlarıyla bangır bangır nothing else matters, unfffffforrgivenn two gibi şeyleri biliyor ve dinliyor hatta sözlerini anlamaya çalışıyorlar.

    bu ciddi bir şey aslında ve emek fikrimce..

    bu yüzdendir belki Frank Sinatra, Pavarotti, Dean Martin, Zeki Müren, Saadettin Kaynak, Münir Nurettin, Ella Fitzgerald ve türevleri hala içimdeki bilumum organları ısıtıyor..

    bu dünyada her şey kalite.. ben bunu bilir bunu söylerim..

    p.s.:
    kalite = emek + detay + sevgi + emek + emek + özveri + emek + aşk

    YanıtlaSil
  16. Adamın biri camımın altına, siyah sprey boyayla Metallica'nın logosunu pek güzel çizip aşkını ilan etmişti:)) Sene 90 küsürler.. Metallica'yı hiç eleştiremem, sırf bu olayın hatırına:))) (James'in hatırı ayrıdır..)

    YanıtlaSil
  17. load benim için de metallicayı bitiren albüm olmuştu ama ne tesadüftür ki (yaşlandığımdan ve dolayısıyla geçmişe özlemimden mi nedir, bilmem) son bir-iki yıldır loaddan sonra hiç dinlemediğim albümleri dahil metallicaya dönüş yapmıştım, hissetmişim herhalde death magnetic'i. değdi de hani. son zamanlarda dinlediğim, hatta dinlemeye doyamadığım tek albüm diyebilirim. bir taraftan şaşırdım yine de, böylesini beklemiyordum açıkçası. ve son olarak "my apocalypse" diyorum.

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!