“Katiyen olmaz; biz kehaneti reddederiz, bir serçenin düşüşü bile ilahi takdire göredir. Takdir bugüne ise, yarına değildir; yarına değilse, bugünedir; bugüne değilse bile yarın gerçekleşecektir; hazır olmaktır tüm gereken. İnsan hiçbir şeyi yanında götüremediğine göre, zamansız gitse ne çıkar? Bırak olsun, ne olacaksa.” [5:2’den]
Bugün telefonda onun bunun dedikodusunu yaparken, annecim birisi için “Allah ihmal etmez, imhal (zaman tanımak, mehil vermek) eder.” dedi. Aklıma doğrudan Hamlet’in serçesi düştü o cümleyi duyunca. Gün içerisinde de Fortunata’nın omletli Hamlet yazısına denk gelince bu kadarı fazla dedim kendime.
Martin Lings’in dediği gibi Shakespeare, Dante’nin kurduğu dünyada, ortaçağda yaşıyordu. Bizlerse Descartes ile startı verilen, Rousseau ile şekillenip Hegel-Scopi-Nietzsche üçlüsünün tamamladığı, öncekinden çok başka, yeni bir evrende doğup büyüdük. Materyalizmin dibine vurduğumuz/vurulduğumuz bu modernist çağın insanları olarak bizler yukarıdaki kısacık tiradı tam ve hakkını verir şekilde anlayamıyoruz. ‘Anlıyorum lan ben, kendine bak, sensin o salak’ diyecek kişilere önce özür sonra da takdirlerimi sunayım.

Bizler mutlu olmak için değil, galip gelmek için yaşıyoruz.
Huzura ermek için değil, herkese karşı verdiğimiz üstünlük savaşını kazanmak için çalışıyoruz.
‘Canavar büyümezse ölür’ sözü, bize öğretilen rehber prensibimiz.
Maddi güç, yegane kriter.
Geçen hafta perşembe günü, bir sebepten ötürü sinirlerim allak bullak bir halde, patlamaya hazır bomba veya kopmasına az kalmış fırtına gibi hissediyordum, doğruca eve gelip votka şişesini başıma dikme ihtiyacıyla bir taksiye attım kendimi. Atmış yaşlarında, tombalak yüzlü, cascavlak bir şoföre denk geldim. Dikiz aynasından bana bakıp “oğlum hasta mısın, yoksa çok mu yorgunsun?” diye sordu henüz elli metre gitmeden. Zorlukla cevap verdim, “Pek iyi değilim abi, başım ağrıyor.”
Aradan birkaç dakika geçince, evvelki gibi babacan ve sıcak bir sesle, gülümseyerek sordu:
“Oğlum üzerinde bozuk para vardır di mi? Vallahi tek bir kuruşum yok, hepsini hanıma bırakıp çıktım.”
“Hallederiz abi, bende yoksa bile sigara alırım bir yerden, bozarım.”
Bunu dedikten sonra bir an düşüncelerim dağıldı: Adamın cebinde tek kuruş yok, tüm parasını evine bırakıp işe çıkmış… Müşteri çıkmasa su alacak parası yok, karnı acıksa simit bile vermezler buna diye düşündüm.
“Abi, bir kuruşu olmadan nasıl çıkar insan sokağa ya?”
“Kısmet oğlum, senin bu arabaya bineceğin benim kısmetimde yazılıydı. Ben teslim olup çıkarım işe, Allah kerim. O çalışana rızık verir. Vermzse de kendi bilir”
“Benim için fark etmez, sen nereye dersen oraya. Senin götüreceğin yerde trafik sıkışır belki ama bu caddede düz devam edecek olsam bir kaza da gelebilir başıma. Ha, kaza yapsam da elden bir şey gelmez, hayır da şer de Allahtan. Bizim içimiz rahat olsun yeter.”
Yuh dedim içimden. O berbat halimde, alt üst olmuş vaziyette taksiye binerken ben, aklımın duvarlarında ve kalbimdeki derin boşlukta tüm şiddetiyle yankılanan haykırışlara adam Hamlet’çe cevap veriyordu kendi tarzında. İçimde kabaran bir isyan vardı, “Neden oldu?! Nasıl bu hale geldi?! Böyle olmamalıydı!” diyordu sesler o sırada.
Bu adam hayatı boyunca Hamlet’i izlememiş, okumamıştır. Muhtemelen omlet onun için çok daha fazla şey ifade etmektedir.
Güler yüzle aldı uzattığım parayı. Güler yüzle gitti. Kayboldu gözden.
Bizim dünyamız, insana ve bireysel akıla odaklı, sınırları insanca kavranılabilir olduğu kadar sadece insanla sınırlandırılmış bir dünya.
Hamlet bunların yanında bir üst-akıla da inanıyordu.
Cebinde bir kuruş para olmadığını gayet mütevâzı bir şekilde söyleyip kakara kikiri yapan, hayatım boyunca bana “oğlum” diye hitap eden ilk taksi şoförü de öyle.
14- Yeşaya'nın şu peygamberlik sözü onların bu durumunda gerçekleşmiş oluyor:
`Duyacak, duyacak, ama hiç anlamayacaksınız,
bakacak, bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz!
15- Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı,
kulakları ağır işitir oldu.
Gözlerini de kapadılar.
Öyle ki, gözleri görmesin,
kulakları işitmesin, yürekleri anlamasın
ve bana dönmesinler.
Dönselerdi, onları iyileştirirdim.'
(Matta, 13. Bölümden)
amacımızın ne olduğunu unuttuğumuzdan oluyor bunlar. parayı, o pozisyonu, o işi ne için istiyorduk? unutup sırf onu istemek haline geliyoruz baştan ayağa.
YanıtlaSilkaderciliğin son noktasına vurmuşsun sanki.
YanıtlaSilkendini avutuyormuşsun gibi geliyor bazen.
ama bilmiyorum ben de aynı şeyleri yapıyorum rahatlamak için...
bir nevi meditasyon olmuş bu.
hoş olmuş güzel olmuş sen hep yaz blogun kapanmasın hiç.
noldu yahu silinmiş yorumlar hep. teşekkür ederim link için, burda psikolog olarak yazmıyorum ama tabi.
YanıtlaSilPassiflora,
YanıtlaSilAmaçlar araçların gölgesinde kalıyor. Nicelik, niteliğin önüne geçiyor. Thoreau'nun Walden'ini okuyoruz, "vay be, ne muthiş insanlar var!" diyoruz, ama çivilenmişçesine dünyaya, olabildiğince kök salmaya çabalıyoruz. Sidharta'nın nasıl Buddha olduğunu/olabildiğini öğreniyoruz, biz de o yoldan gitmeyi hayalimizden bir an geçirdikten az sonra plazma tv almak için broşürleri karıştırıyoruz. Yükselmek gerekirken, yayılıyoruz...
ikinci bölüm:
evet sen psikologtan öte, bir toner sevdalısısın :)
Sevgili Virgilius, bazı yazılarıma yorum gelmeyince, bazılarına ise gelince sinir oluyorum. Şimdi sen, "yazma o zaman " diyeceksin ama mikrop işte içimdeki, duramıyorum.
YanıtlaSilSenin bu yazının içtenliğine, kırgın, yorgun haline ve mutlu taksicinin gerçekliğine inanıyorum ben. Hepimiz çıkışı arıyoruz...Sese doğru yürüyoruz, hani şu "dönselerdi, onları iyileştirirdim" diyen sese. Ya da bana öyle geliyor!
not. annenin lafına bayıldım, saygılarımı ilet lütfen.
aeiou,
YanıtlaSilBuna kadercilik demeyelim. "Akıl üstü" ve "akıl dışı"nı karıştırmak da modernist yaklaşım...
Şairin söylediği gibi, bir şey bu...
(...)
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
(...)
Blog kapanmıyor, ama arada bir mağaraya çekiliyor... Hem hangimizin mağarası yok ki?
Fortunata,
Ben o mikrobu anlayamadım?
Taksici gerçekti valla:)
not: anneme iletemem saygılarını, şımarıyor kadın. Narsizmin ondan geçmiş bana.
Mikrop:yazmadan duramama halinin benim sözlüğümdeki kısaltması sadece. Bu arada şarkı inanılmaz güzel, duygulandım durduk yere. Ne zamandır dinlememişim meğer.
YanıtlaSilAnneleri de arada bir sımartmak lazım canım, yoksa adımız "hain evlat ökkeş" diye yankılanacak semada!
İyi geceler Virgilius.
Fortunata,
YanıtlaSilYaramaz bir mikrop o, bilirim.
Annem beni kabul etmiyor zaten, "senin gibi bir çocuğuna annesi ben olamam, bir yanlışlık olmalı" diyip duruyor gün aşırı. :)
:)))))sevdim anneni, benimkine benziyormuş!!!
YanıtlaSilfortunata,
YanıtlaSiliyi geceler:)
Oluyor öyle tuhaf etkiler arada..
YanıtlaSilBu ve benzer durumlarda hep şey düşünürüm, keşke daha az okuyup daha az bilsek de bu farkındalık kaybolsa, zira ağır gelebiliyor insana, bazen.
Taksi şöförü ne güzel devam etmiş hayatına. Ama sende soru işaretleri..
Kadercilik hep yerilen bir kavram oldu. Çünkü, eğer "nasıl olsa olan olacak, gücümüz yeteni değiştirelim, gücümüz yetmeyen içinse duruma bakıp, onu kabullenip, ona göre çizelim rotamızı" dersek hırslarımızdan arınıp bugünkü dünyanın istediği gibi hep huzursuz, hep kaygılı biri olamayacak kaygılarımızı yatıştırmak, huzursuzluğumuzu gidermek için saçma sapan yollara sapıp birilerinin isteklerine hizmet ediyor olmayacaktık. Tembel bir teslimiyetçilik değil önerdiğim, sadece iç huzuru ile yaşamak için belirsiz geleceğin kaygılarından kaçınmış geniş bir ruh hali. Bu ruh hali kimi neden sınırlasın ki? Genişlik hem çabayı tutar içinde hem de değiştirelemeyeni kabullenmeyi...
YanıtlaSilIraz,
YanıtlaSilFazla bilginin acı vermediği ne zaman görülmüş...
Soru işaretlerine gelince, aslına yorumladığın bu yazı alttaki (bir önce yazılan) postun 'ilk' bölümüne dair bir şerh gibi olmuş: Bilinen cevaplara hala soru [imiş] muamelesi yapan 'modern' insanın 'aşkın' idrake geçiş aşamasında geçirdiği evrim.
not: bu yazdığımı ben bile anlamadım:)
Aydan Atlayan Kedi,
Aeiou'ya dediğim gibi, kadercilik olarak algılanıyor bu bakış açısı, ama senin de gördüğün gibi aslında "tembellik" değil vurgulanan. Borsada kaybettiği para yüzünden intihar eden adamın, sevdiği kızın ağzına sıçtığını gören adamın hayata küsmesinin, Fenerbahçe yenildiği için klüp binasının camlarını indiren taraftarların haleti ruhiyesine 'karşı' bir uyarı ve 'sen dene, olmazsa da isyan etme' anlayışı... Bizler ise her konuda başarılı olmayı sanki yaşamın olmazsa olmazı gibi algılıyoruz, yenilgilerimizi kabullenemiyoruz. Bu çağın hastalığı. Ailelerimiz böyle yetiştirdi bizi, okullardaki eğitim de bu yöndeydi. Yarış ve başkalarını geçme üzerine koşullandırıldık. Başarısız olanı aşağılayıp küçük gördük, kendi başarısızlıklarımızda da dış faktörlere kabahat bulduk.
Sonrasında peter gabriel "don't give up" diye bir şarkı yaptı...
http://www.dailymotion.com/relevance/search/kate%2Bbush/video/x49b3_peter-gabriel-kate-bushdont-give-up_music
cok sevdiğim birinden öğrendiğim bir şey var .. ne zaman kabullenemdiğim bir durumla karşılaşırsam kendi kendime bunu uyguluyorum..hayatımdan "neden" sorusunu cıkardım hiç bir şey için neden diye sormuyorum..zor oluyor ama zorlanıyorum acıda çekiyorum geçiyor.. neden yok ..bu kadar var sadece ..
YanıtlaSilneden demek geçmişi çözmeyeceğinden "ne" diyebiliriz misal, ne yapsam gibi... (bariz tutamıyorum, illa bişe önericem).
YanıtlaSilburaya yazacağım; high hopes çok iyi olmuş.
YanıtlaSilan(ı)lık,
YanıtlaSilZor gerçekten. Kudretimizin yetmediği konularda/olaylarda istemediğimiz sonuçlarla yüzleşmeyi kabul etmemiz, "tanrı olmadığımızın" itirafı değil mi sence?
passiflora,
haklısın o dediğinde. (tutamadığın konusu değil, önerin için söyledim.) Fakat işte, gene aynı yere geliyoruz, 'Sfenks, kendi çözmeli kendi bilmecesini.'
aynasilgisi,
ne söylersen, nereye yazarsan yaz.
Başka bir şarkıda geçtiği gibi, "Speak the word, The word is all of us."
(not: Hep Slayer hep Slayer, nereye kadar?)
Takıldım..
YanıtlaSilKula düşen tedbir almaktır,takdir Allah'ındır.Taksicinin aldığı tedbir hangisi işe çıkmak mı?Bu uğraş değil mi?İşe ortasından atlayıp acıktığında Allah bugün benim aç kalmamı takdir etti demek teslimiyet mi?Bana kolaycı basit bir teslimyet anlayışı gibi geldi.
(not: Hep Slayer hep Slayer, nereye kadar?)
YanıtlaSilevetttttt
Anne Peri,
YanıtlaSilO Zaman sana da şu gelsin Matta'dan:
«1Göklerin Egemenliği, bağında çalışacak işçi tutmak için sabah erkenden dışarı çıkan toprak sahibine benzer. 2Adam, işçilerle günlüğü bir dinara anlaşıp onları bağına göndermiş.
3«Saat dokuza doğru tekrar dışarı çıkmış, çarşı meydanında boş duran başka adamlar görmüş. 4-5Onlara, `Siz de bağa gidip çalışın. Hakkınız ne ise, veririm' demiş, onlar da bağa gitmişler.
«Öğleyin ve saat üçe doğru yine çıkıp aynı şeyi yapmış. 6Saat beşe doğru çıkınca, orada duran daha başkalarını görmüş. Onlara, `Neden bütün gün burada boş duruyorsunuz?' diye sormuş.
7«`Kimse bize iş vermedi ki' demişler.
«Onlara, `Siz de bağa gidin, çalışın' demiş.
8«Akşam olunca, bağın sahibi kâhyasına, `İşçileri çağır' demiş. `Sonunculardan başlayarak, birincilerine kadar, hepsine ücretlerini ver.'
9«Saat beşe doğru işe başlamış olanlar gelip kâhyadan birer dinar almışlar. 10Birinciler gelince daha çok alacaklarını sanmışlar, ama onlara da birer dinar verilmiş. 11Paralarını alınca bağın sahibine karşı söylenmeye başlamışlar. 12`Bu sonuncular yalnız bir saat çalıştılar' demişler. `Ama sen onları, günün yükünü ve sıcağını çeken bizlerle bir tuttun!'
13«Bağın sahibi onlardan birine şöyle karşılık vermiş: `Arkadaş, sana haksızlık ettiğim yok! Seninle bir dinara anlaşmadık mı? 14Hakkını al, git! Sana verdiğimi bu sonuncuya davermek istiyorum. 15Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu? Yoksa elim açık diye kıskanıyor musun?'»
İşte, bu posta sözünü ettiğim ve [kendi adıma] "anlayamadığımı" ifade ettiğim şey bu yaklaşımdan ibaret.
'Anlayamıyorsun, ne diye yazıyorsun o zaman?' diyeceksin...
Dün bir dostuma söylediğim gibi... Astronomlar kimi gökcisimlerinin üzerindeki etkiden ve salınımlarından hareketle, görmedikleri bir gezegenin "var olduğunu" söylerler ya... Ben de hesap. Görmüyorum ama olduğunu biliyorum...
Bir gün o gezegeni bulabilrsem, işte o vakit nirvana...
(ulan her yorumum bir post uzunluğunda oluyor... kusura bakılmasın.)
Özet olarak şunu diyebilirim ki,taksici aslında tedbirsizliği teslimiyetle karıştırıyor yada dinde (islamiyette)teslimiyetin ne demek olduğunu tam anlamıyla bilmiyor.
YanıtlaSilMatta'dan alıntıya gelirsek Kur'an sıkça Allah'ın cömertliğinden bahseder.Çocuklara büyükler herzaman sen bir iste Allah beş verir diye tembihler büyükler bu yüzden.Bu mevzuda da bağ sahibinin yaptığı cömertlik,lütuf,ihsan,Sabahın erken saatlerinde rızkını arama peşine düşen işcinin gün sonunda 1 dinarı alıp hamdolsun adeletinden şüphe edilmez demesi teslimiyet.
Sana ne oldu şimdi dersen,böyle tedbirini almayıp dara düşüncede ben kendimi Allah'a teslim ettim o bana bunu layık gördü bunada şükrolsun diyenlere gıcık oluyorum sadece o kadar :)
Anne Peri,
YanıtlaSilUzun zamandır bu blogu takip ediyorsun ve bundan çok memnunum.
Bununla beraber, şöyle bir yoklarsan, bu yazı dahil, hiç bir psstta ne genel olarak dinden ve dini bakış açısından, ne de islamiyetten ve islami görüşten bahsetmişimdir.
Hakikat ve Hikmet, bir "kurallar manzumesi" olarak ifade edebileceğimiz dinden özü ve niteliği itibariyle farklıdır.
Dinden bahsetmiyorum çünkü zaten dindar değilim.
Aslında Hikmetli biri de sayılmam.
Sadece o gezegeni görmesem de, varlığına inanıyorum.
İnançlı olduğumu da yazmıştım.
Çok karışık oldu farkındayım:)
Ayrıca bu yazıda "tedbirsizlik" olarak niteleyeceğin ne gördün, doğrusu anlamadım. Adam karşısına aniden çıkan birini görünce frene basmamazlık etmiyor:) Ama ona rağmen kaza yapacak olursa, bundan dolayı da kafasını duvara vurmayacak.
Canınızın istediği gibi anlamayın kardeşim!
Yazına genel olarak yorum yapmadım dikkat ettiysen sadece taksicinin sözlerini ve Matta'dan verdiğin hikayeyi ele alıp yorum yaptım.Yazımı bölmeyin kardeşim ya genel yorum yapın yada susun diyosan özür olsun.Yazında anlatmak istediğini anladım zaten ilk yorumdada söylediğim gibi taksiciye takıldım.Taksicinin sözlerini düşüncesini okuyan herkes dini inancı İslam olan biri olduğunu anlar sanırım.Kendi bilgilerim bana adamın anlattığının teslimiyet değil tedbirsizlik olduğunu söylesede yazının bu kısmını ayrıca 3 ilahiyatcıyla daha paylaştım.Buna teslimiyet değil tedbirsizlik dendiğine emin oldum ve yazdım.Canımın istediği gibi anlamış olmamak için araştırma gereği duydum.Umarım anlatabilmişimdir derdimi.
YanıtlaSilAnne Peri,
YanıtlaSilYorumundaki 'özür olsun' ifadesini okuduğumda, kendi kendime "haydaaaa, kızı kırdık galiba, özür dilemiş, hadi bakalım şimdi temizle bunu oğuz" dedim. Cevap yazmadan evvel sigara yakayım diye pakete uzanırken kültablasının tepeleme dolu olduğunu gördüm. Boşaltayım diye mutfağa gittim, ama izmaritleri çöp kutusu yerine o kafa karışıklığı ile lavaboya boşalttım. Aptal aptal lavaboya bakarken, gene "yediğin halta bak, hadi temizle şimdi bunu" dedim.
İzmaritleri sildim, lavaboyu temizledim. Hatta bulaşıkları yıkamaya da karar verdiğimden, tabak çanağı sıcak suya attım, biraz çözülsün pislikleri, onları da temizleyeceğim.
Şimdi senden özür dileyeyim. Canın ne istiyorsa onu düşün, dilediğin gibi yorumla, bana katılmazsan da katılma, maalesef benim sözlerim kanun değil ve ne yazık ki insanlar benim gibi düşünmek zorunda değiller. O nedenle, eğer az evvel ki yorumumla bana acı veren bu gerçeklere arkamı dönüp seni incittiysem, özür dilerim.
Bu sorunu da temizlemiş olduğum ümidiyle, şimdi bulaşıklara geçiyorum. Esas mücadelem orada:-)
Not: daha önceki düşüncelerimin arkasındayım, seninle ve ilahiyatçı üç arkadaşınla kesinlikle aynı fikirde değilim, ama saygım kocaman.
Bildiğim tek şey, Allahın kendine kul olmayanı mutlak birşeye kul edeceği.Para, kadın, içki , kumar ama mutlak kul olacak insan..Fıtratın kul olmak üzere üzere kurulduğu..Ve bizler en kolay olanını seçiyoruz belki de, bize hizmet etmesi gereken eşyaya kul olmak. Edinmek, sahip olmak..Çıldırmışcasına sahip olmak.. Susayan birinin benzin bidonunu dikip içmesi gibi, sahip oldukça coşan bir sahip olma arzusu ile hep daha çoki hep daha fazla.. Oysa gördüm, gördük gördünüz.. gereken sadece 2mt. toprak ve birazcık bez.. tabii eğer kefenlenerek gömülmeyi tercih etmişsen.Yakılacaksan ona bile ne hacet.. İlahiyatçı değilim.Ahkam kesmek de değil niyetim.Sadece, bu yaşamın şehirler arası bir yolculukta 30 dak. uğranan bir mola yerinden ibaret olduğunu düşünürüm bazen..Çay güzel olsa ne olur olmasa ne olur.. En fazla tuvaletler kötü kokuyorsa burnunu tıkarsın.Kader mevzuuna gelince..Üstad koymuş son noktayı:
YanıtlaSilKadar beyaz kağıda sütle yazılmış yazı / Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı
noname.morosophe,
YanıtlaSilmodern hayatın bizi koşullandırdığı materyalist savaşçılık ile yenilgi durumunda hissedilen isyan üzerine bu yazıyı zırvalarken, aklıma meselenin kader-kadercilik bağlamında ele alınacağı doğrusu bu ya, pek gelmemişti. "Eskilerden" farkımızı olumsuz bir bakış açısından ele almıştım sadece.
Ölüm tuhaf bir şey.
APylaşımın için teşekkür ederim.
insanların nedense konuşmaya bayıldıkları (belki de içinden çıkılmaz olduğu için )bir mevzuudur kader.. Sanırım bu yüzden oldu..Karakoç'a ait dizeleri görmek ayrıca hoşuma gitti..Belirtmeyi unutmuşum.Bir de merak ettiğim neden Alperle olan söyleşine yorum fırsatı vermediğin di.. Yoksa Bu bize "size ne" demenin başka bir yolumu..Bu arda yazdıklarınla ilgili "zırvalama" ifadesi kullanmanı hiç yemedim.. Aynı yöntemi ben de kullanırım hayatta.. O yüzden yazıların zırva değil gerçekten çok güzel demiyeceğim :)
YanıtlaSilnoname.morosophe,
YanıtlaSilBazı resimler yorumlanmak istemiyorlar. Ne kullanılan boya, ne çerçeve, ne ekol, ne de kompozisyon hakkında bir başkasının düşüncesini bilmek istemeyen, "ben de böyle bir tabloyum" diyen resimler onlar.
Okudukların benim hayatım. Hemen hepsi inci tanesi, değerini anlayana. Ama inci yenilmez, içilmez, şifa vermez, bulaşıkları yıkamaz, seks de yapmaz, portakal da soymaz, mutlu etmez. İnci kendisine atfedilen tüm kıymetine rağmen sadece süstür ve insanın kendisini başkalarına güzel göstermesine yarar. Bu açıdan bakarsan son planda birer zırvadan ibaret yazılanlar.
(yersen!)
Bilen bilir pırlantanın kıymetini bilmeyene cam görünür cam gelir diyorlar ya..
YanıtlaSilSüs. evet ..ama bazen insanın süslenip püslenip aynada kendini seyretmesi bile hoş oluyor..Bazıları beğeniyor, bazıları rüküş buluyor ama olsun.. İnci değerlidir.
Bazı resimler yorumlanmak istemiyorlar. Ne kullanılan boya, ne çerçeve, ne ekol, ne de kompozisyon hakkında bir başkasının düşüncesini bilmek istemeyen, "ben de böyle bir tabloyum" diyen resimler onlar.
Birgün biri narsist ne der diye soracak olursa bunu kullanacağım. Kişinin anladığı üzerinde telif hakkı vardırdan yola çıkarak..
Senin olsun telif hakları :-)
YanıtlaSileyvallah.. Hoş burda da sanki anlattıklarımdan birşey anlayak mısın kinayesi sezdim ya olsun..bu arada son sözü söyleme takıntım var.. Lütfen cevaplamayınız.. Aksi takdirde bu yorumlaşmalar diğer okurların canını hayli sıkabilir..
YanıtlaSilKafası rahat olmak mesele. Kafan rahat oldu mu pek sallayamıyor yaşam rüzgarı seni.
YanıtlaSilBana toprağın suyu yutması nasıl bir şey diye sormuştun. Yağmurlu bir gecenin sonunda çık dışarı kendin dinle. Ki yapmışsındır eminim. Ama gece olsun, sessiz olsun.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilNe Hamlet'in tiradı, ne de ona yaklaşmış taksici...
YanıtlaSilBöylesi bir teslimiyeti kabul etmemden eminim ki Yaradan bile hoşnut olmaz.
Siniri Bozuk,
YanıtlaSilHamlet alıntısında kadercilikten ziyade, "ölüme hazır olma hissiyatı" sezinliyorum ben. Ben toparlak yüzlü taksi şoförü amcada da bunu gördüm.
'Ölüme hazır olmak' şeklinde ifade ettiğim hal, bir alttaki yazıda 'kelebekleşme süreci' olarak elimden geldiğince tasvir ettiğim ruh halinden farklı bir şey değil.
Yorumlarda kadercilikten, teslimiyetten bahsediliyor. Bakış açımın daha farklı olduğunu söyleyebilirim -ve söylüyorum.
Aynı şeyi okuyup farklı anlayabiliriz, ama benim anladığım bu.
Post zaten 'irade'yi inkar etmekten değil, 'irade dışı' olanı kabul etmekten bahsediyor.
Dilerim tanrı hepimizden hoşnut olur.
Buzcevheri,
O dediğini uzun zamandır yapmadığımı hatırladım, senin 'toprağı yutma sesini duymak' cümleciğini okuduğumda...
Öncelikle benim de temennim Yaradan'ın her kuldan memnun olmasıdır.
YanıtlaSilNe kadar farklı algıladık desen de, ölüme her an hazır olmak en büyük kadercilikdir bence. Eğer hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanmasa bu gelişimi gösterir miydi insanoğlu tartışılır bence.
Antep Kalesi'nin hikayesindeki final cümle işi özetler bence.
"Yüzdoksandokuz yaşadım yaş,
Bir oğlum var, yüz yaşında kart traş,
Bileydim bu dünyada ölüm var,
Koymazdım taş üstüne taş."
aklıma şu geldi
YanıtlaSilbayılırım şu düzenli dünyaya
altta ölüler
üstte diriler
gel keyfim gel!
melih cevdet anday