Kısa bir kronoloji:
Son genel seçimlerde AKP'ye oyumu vermiş olmamın en büyük nedeni cumhurbaşkanlığı seçimlerine günler kala, Genelkurmay'ın bir gece yarısı internet sitesinden yayınladığı basın açıklamasıydı. O gecenin ilerleyen saatlerinde bir dostum msn'den haber vermişti bana ve ben de tüm işimi gücümü bırakıp bir post yazmıştım konu üzerine...
Genelkurmay'ın basın açıklaması içeriğindeki tehdit algılayışı ile (kendi halinde bir adamcağız olarak) benim tehdit algım uyuşmuyor. Zaten bir türlü bu arkadaşlarla ortak bir noktada buluşamadım. Benim açımdan bir kayıp olduğunu düşünmüyorum, onlar açısından da değildir umarım. Hayatım boyunca bu ülke için irtica diye bir tehdidin hiç bir zaman varolmadığını düşündüm ve ifade ettim çevremdeki insanlara, sayıları çok kısıtlı bir kaç marjinal grup dışında din tabanlı/teokratik bir devleti arzulayan kimsecikler yok. Kanaatimce tehdit, "gerçek tehdit", aşırı milliyetçilik, muhafazakarlık ve faşizmdir bu ülke için. Çoğu insan bu iki olguyu birbirine karıştırıp aynılaştırıyorlar zihinlerinde; ama aslında bunlar çok farklı şeyler. Gerekirse bunların arasındaki farkı göremeyenlere açıklama için bir post daha yazarım. Şimdilik sadece şunu vurgulamakla yetineyim, irtica bu ülkenin insanı için uygun bir zemin değil ve gelecekte de olamaz diye düşünüyorum, milliyetçi muhafazakarlıkla beslenen faşist anlayış ise devlet tarafından desteklenerek dalga dalga yayılıp hayatı yaşanmaz kılıyor, atmosferdeki oksijenin azalması gibi. Bu paragraf bu kadar yeter.
AKP'ye oy verdim çünkü devletin millete nasıl davranması gerektiğini söylemesine katlanamıyorum. "Ama devlet böyle bir şey zaten" demesin kimse, ben de Hobbes okudum, Rouesseau'yu yuttum, ancak misyonerlerin boğazını keserek öldürten de (Bakınız Malatya olayı), o devlet, en kritik noktada duran yazarı öldüren de (bakınız Hrant Dink) o devlet, kitabevi bombalayıp deşifre olan da (bakınız Şemdinli olayı) o devlet, Sakarya'da, Altınova'da, Trabzon'da ve daha pek çok yerde bilerek veya bilmeyerek herşeyi berbat eden zihniyetin sahibi de aynı devlet. Üstelik eleştirilemeyen, kendisine asla dokundurtmayan, her zaman ve her dönem en/tek haklı olduğunu iddia eden Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çekirdeği bir kurumdan, bir basın açıklaması ile "falancalara günlerini gösterin!" diye bir işaret geliyorsa, üstelik bu işaretin ardından topyekün devlet kurumları akla ve vicdana sığmayacak eylemlere girişebiliyorsa, (bakınız 367 oy gerekliliği rezaleti) ben, Virgilius, Queen'in "you don't fool me" şarkısını söyler, kendi bildiğimi okurum. Zira aklım var, vicdanım var, muhakemem var.
AKP hükümeti direnmişti Genelkurmay'ın basın açıklaması karşısında. Mert ve haklı bir direniş olarak gördüm ben bunu; cesurdu, çünkü bu ülkede siyasi irade ancak Ordu'ya karşı duruşuyla kararlılığını ve samimiyetini ispat edebilir. Sendikaların tepesine binmek, öğrencileri coplamak, memuru ezmek mertlik değil yoksa. Türkiyede hükümetlerin politik testi, Asker eksenli devlete ne kadar söz geçirebilirliğiyle, hadi söz geçiremiyorsa da duruşu ve gösterdiği tutumla belirlenir. Dedim ya, aklım var, vicdanım var, muhakemem var, AKP'nin duruşunu beğendim ben, sırtını millete yaslayıp Boris Yeltsin'in Kızıl Meydan'da tankın üzerine çıkmasına benzer bir tavırdı AKP'nin gösterdiği. Onlara oy vermemiştim bir önceki seçimlerde, ama artık hak ediyorlardı. Bu duruşun mükafatı, -ben bir kişi olsam da- oyumdu. Verdim. Ardından da bana laf atan arkadaşlarıma neden AKP'ye oy verdiğimi anlatmaktan tüy bitti; irticanın mümkün olmaması, insan hakları ve şeffalık yönündeki adımları, sivillik gibi kavramlardan, dünyaya entegre olmaya kadar pek çok laf geveledim, kimse bir başkasının fikrini değiştiremez, amacım kendimi ifade edebilmekti ve argümanlarım da kendimce/kendime göre yeterliydi, onlar bana hak verdiler mi bilmiyorum, ilgilenmiyorum da.
Seçimi kazandılar, oylarını da epeyce arttırarak.
Azınlık olan ama sesi çok çıkan gruplar; AKP'nin aslında ne yapmak istediğinden, takiyyeden, gizli hedef ve amaçlarından -ancak medyumların bilebileceği şeylerden yani- bahsedip durur ve "başımıza geleceklerden siz sorumlusunuz ey 48% !!!" diye kıyameti koparırken, aradan geçen zaman zarfında AKP, ben ve benim gibi düşünenlerin a. qoydu: İlk büyük darbeyi bu sene 1 Mayıs'ta aldı bu blogun zırvacısı, Ahmaklıklar Komedyası nevinden 1 Mayıs 2008'de İstanbul'da yaşananlar unutulur, yenir yutulur şey değildi. Her kesim ve grup zıvanadan çıkmıştı; ama benim kabul edemediğim AKP'nin tavrıydı. Şöyle yazmışım:
"
... Farklı olduğunu öne süren, özgürlüklere saygılı olduğunu her fırsatta vurgulayan, bu uğurda göstermelik de olsa “gerekli” hukuksal reformları sosyal yapıya ve türk insanının tarihten gelen doğasına aykırı olmasına rağmen gerçekleştiren, Avrupa Birliği projesine siyasi kazanımlarını korumak ve kollamak için cansiperane sarılan hükümet, kendi elleriyle oluşturup diliyle yarattığını savunduğu ümit ve özgürlük havasını “1968 Prag Baharı”nı tanklarla ezip geçen Sovyetler Birliği gibi elleriyle parçaladı, yok etti tavrıyla. Özgürlük, hoşgörü, iyi niyet ve basiret; köylü zihniyetli, sükunet nedir bilmeyen ve kavgacı bir iktidarın diline pelesenk olmuş söylemi haline geldi bu ülkede, lakin tavır ve tutumları sadece “ulan bunların ötekilerden farkı yokmuş” dedirtiyor insana. Hükümet eğer devlet güvenliğini [Milli Güvenlik Belgesini] doğrudan ilgilendirmeyen bir konuda karşısındaki grubu [yani işçi ve sendikaları] yumuşatabilecek, sakinleştirebilecek, hadi onu da geçtik provake etmeyecek adımlar atmıyorsa, “ben sizin babanızım ben ne dersem o olur” havasında elinde sopayla geziyorsa, artık o hükümetin icraatları, sürekli eleştirdiği ve kendisini “ben de onların mağduruyum” dediği devlet bürokrasisi ve faşist devlet kavramının piyasadaki farklı sürümleri olan C.H.P. ve M.H.P. anlayışının son planda kopyası olur. – ki aslında hiçbir farkının olmadığını açıkça gösterdi. 1 Mayısta yaşananlar bu açıdan bir turnusol kağıdı görevini gördü, anladık ve kesin olarak onayladık; ötekiler gibi A.K.P. de bir devlet partisidir.
...)
Bu gerçekten hayal kırıklığı yaratan bir gelişmeydi: Hani yeni sevgilinizle her haltı yedikten sonra bir de anal seks yapmak istersiniz, onun kızaran yanakları sizi gülümsetir ve utangaç bir ses tonuyla "ama ben hiç öyle yapmadım bu güne kadar" dediğinde içiniz bir hoş olur; lakin tam pozisyon alıp içine gireceğinizde çapı kocamaaan bir delik görür, üstüne üstlük bir de cup diye penetre olursunuz ya, "sfinkter kasların çok daha sıkı ve dirençli olması gerekir, böyle kolay olmamalıydı, bu işte bir terslik var" diye keyfiniz kaçar... İşte 1 Mayıs'ta hükümetin söylemi ve tavrı bende o hayalkırıklığını yaratmıştı. Gene de sevmeye devam ettim ben AKP'yi. Ağzımın tadı kaçsa da.

Dağlıca'da olan biten ve ardından üzeri örtülen, oradaki gariban çocukların bilerek-isteyerek ölmelerine seyirci kalınması olayı, AKP kükümetinin gözleri önünde oldu ve bunu en çok sorgulaması gereken kurum da zaten hükümetti. Tuhaf bir şekilde es geçildi, hakkında birazcık yazılıp çizildi ve ardından unutuldu gitti.
Aktütün'de ise artık ip koptu. Başından beri terörü bitirmek istemeyen, terörün, akan kanın ve şehitler için yakılan ağıtların, düzenlenen mitinglerin ülke içindeki ve siyasilere karşı konumunu güçlendirdiğini, otoritesini arttırdığını, gayri-resmi iktidarını pekiştirdiğini bilen Ordu, tüm istihbarata ve alınan bilgilerden sonra gerekli tebdirin alınması için yeterli zamana rağmen, 21 yaşındaki bir astsubayın emrindeki 17 eri, göz göre göre hiç bir önlem almadan -sanki bir tatbikat yapıyorlarmış gibi- harcadı. Düpedüz harcadı. bundan birileri sorumlu; komuta kademesinde, nereye kadar çıktıysa bu bilgiler, birileri inisiyatifini parmağını kımıldatmamaktan yana kullandı, o çocuklar da öldüler. Normal bir ülkede Milli Savunma Bakanı bunu sorgulardı, bu ülkede olmaz öyle şeyler. Bunu kabullendik zaten. Sonra birileri çıkıp normalde hükümetin yapması gereken şeyi yaptı, bunca istihbarata, duyuma, bilgiye rağmen bu baskın nasıl yaşandı ve bu askerler neden şehit oldu, biz bu işte bir bit yeniği sezinliyoruz, bizi aydınlatır mısınız? diye soracak oldu: Genelkurmay'ın cevabı 'hepinizin a. qorum, kodum mu da oturturum, size ne lan, ölen ölür, kalan sağlar bizimdir" oldu.
Bu kadar aptal yerine konmayı kaldıramıyor insan... Ben hani akıllıydım, vicdanım vardı, muhakemem yerindeydi? Hayır, devlet her zamanki gibi "sen bilmezsin, anlamazsın bu işlerden. Bize karışma, bunlar karışık işler" havasında devam ediyordu refleks göstermeye. Gene de, buraya kadar kabullendik.
Ama ne zaman Bu ülkede hükümetin başındaki kişi, "Asker doğru söylüyor. Siz ne zannediyorsunuz kendinizi? Ne sorusu, ne sorgusu? Kimin yanındasınız siz? Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun. Hata yok, yanlış yok, şüphe edip ne diye soru işaretleri yaratıyorsunuz kendini bilmez herifler!" tonunda bir söyleme baş vurunca, işte o zaman "Sen de mi Brutus!" deyiveriyor insan. Kendisinin yapması gerekeni biz soruyoruz, ona da yumruğunu gösteriyor beyefendi!
Sonra da "aklım başımda, vicdanım kalbimde oldukça, muhakemem yerde sürüklenmedikçe, ben bir daha AKP'ye oy vermem" diyorsunuz...
AKP'nin çok da umurundaydı demeyin.
Benim umurumda.
Onların akılları tutulmuş, vicdanları donuk, muhakemeleri tutsak olabilir.
Bense hala insanım. Tanrı olmayı beceremediğime göre, bari insan gibi insan olmaya çalışayım.
Hımm, Ne yazık ki ben politikadan ve yakın tarihten hiç anlamam. Sekiz senedir gazetenin sadece ilk sayfasına bakıyorum. Devamına gücüm yok! Yarın yazıyı anneme okutacağım, o gerçek bir anarşisttir ve güzel bir yorum yazar mutlaka:))
YanıtlaSilFortunata,
YanıtlaSilPolitikayla ilgilenmemek inan bana bir kayıp değil.
Annene okutmana bir şey diyemem ancak mümkünse yazı içeriğindeki anal seks teşbihinin olduğu paragrafı sansürle:)
perşembe öğlenleyin aklıma gelen bu yazının bir benzeri, maalesef o günün akşamından başlayan ve bir şekilde oturup uzun bir yazı yazmamı engelleyen olaylar dizisi nedeniyle gerçekleştirilememiştir.
YanıtlaSilaynı şekilde 1 mayıs günüyle ve özellikle hala vali ve emniyet müdürünün görevde olması ile başlayacak yazım diğer başka olaylarla desteklenecek ve nihayetinde oy vermediğim halde siyasi tartışmalarda arkasında durduğum bu partiden desteğimi çektiğimi belirtecektim.
sen daha önce davrandın.
ad soyad
imza
"Gregor yazmıyor, polente kılık kıyafet derdine düşmüş, gene bana kaldı bu konu" diye düşündüm yazarken.
YanıtlaSilGüya üst-orta arası devlet memuru olan benim... pööh! siz yazmıyorsunuz diye olan bana olacak!
Acaba Ordu da " Hükemet bunu bir sorsa " diyo mudur? Bir soruşturma başlasın istiyor olabilir mi acaba?
YanıtlaSilHükümet de " Cevabını bilmediğin soruyu sorma " prensibi ile sormamayı tercih ediyor olabilir mi acaba?
Ya da aslında bilinçli olarak empoze edilen bir önyargı mıdır, kafalarınızda asıl suçluyu belirlemek ve infaz etmek? Asıl suçlu gerçekten ordu ya da hükümet midir?
Ben cevapları biliyorum da seninkileri merak ettiğim için yazdım?
reşit olan her birey, vatandaşı olacağı ülkeyi seçebilse ve vergisini o ülkeye ödese mesela. ben bu yönetimi beğenmiyorum, insana değer vermemesini, çalıp çırpmasını diyebilse. o zaman her şey farklı olabilir miydi?
YanıtlaSilkonuşulmaz bu memlekette, ya da ben konuşamıyorum.
İsimler değişecek, durumlar sabit kalacak. Bu hiç değişmedi ki.
YanıtlaSilkadrolariyla ideolojisiyle muhtira oncesi ve sonrasinda ayniligiyla gorunen koyun kilavuz istemedigi bir partiydi akp.bu adamlar uzaydan gelmediler anaptan refahtan saadetten geldiler, oyle muhafazakar munevver insanlardan da secilmis degildiler, 1 mayisda tam da kendine yakisani yapti akp, dolayisiyla bu yaptiklariyla hayal kirikligina ugramak naifce brisey.bana kalirsa muhafazakarligi yogunlastiran her parti her kurum karsiya alinmasi gerekir. ozgurlukleri sirtini dine dayayan bir soyleme sahip kisilerin genisletmesini beklemek safliktir gibi gibi .
YanıtlaSilsiniri bozuk,
YanıtlaSilbir kasıt veya taksir söz konusu ise (TCK madde 20 ve 21'de tanımları var) sorumluların idari/adli/askeri bir cezaya çarptırılmalarını beklemek kadar doğal bir şey olamaz.
"Empoze" kelimesini kullanmışsın, evet, Dağlıca ve Aktütün hadiseleri hakkında "sızan" bilgiler olmasaydı, bunlar benim açımdan sorgulanmayacaktı. Başkası sorgulamayabilir.
arzu,
daha evvel de pek çok defa değinmiştim: dünyanın ağzına sıçan, fransız ihtilalidir. Zorunlu/resmi eğitimden ülke sınırlarının kapatılmasına, özgürlük putu adına yasakların buyur edilmesine kadar, acaip bir milattır o olay.
bahtsız bedevi,
değişmiyor gerçekten.
kafein,
Bu yazıyı birileri bana "saf" desin diye yazmadım.
AKP'nin kökeninin ne olduğunu, kadrolarının nerelerden geldiğini sen bu yorumu yazmadan evvel biliyordum; gene de teşekkür ederim.
Özgürlükleri genişletecek, insan haklarına saygılı, yaşanabilir bir düzen kurmaya içtenlikle inanan birilerini görürsen bana söyle. Aydınlanayım.
Seninle kelimeler ve anlamları üzerine tartışmayacağım. ( Kasıt, taksir ve empoze de dahil ) Zira ben kelimeleri doğru kullanıyorum, beni sığ bulduğun için sen yanlış kullandığımı düşünüyosun.
YanıtlaSilDoğal hakkın olduğunu düşündüğün beklentilerin için idari/adli/askeri eskilerden bir söz, " Ananı kadı becerdi, kime şikayet edeceksin." bir bildikleri var ki söylemişler diyeceğim.
Ama asıl fikrim, suçluyu doğru tespit edemeden davayı açarsan, kaybetmeye mahkumsun. Ve ben senin fikrini merak ediyorum.
Sence suçlu kim?
Canım benim,
YanıtlaSilderin derin kandırılmış olmak duygusu çok pis bir hi. İnsan kendini çok afedersin hıyar gibi hissediyor.Gregor gibi oy vermesemde pek çok mecrada can siperane savunduğun AKP'lilere karşı süngüm uzun zaman önce düşmüştü. Konuşmuş olmamız da gerek.
Off off Neydik biz %1 di mi?
Siniri bozuk,
YanıtlaSilDaha evvel bir yanlış anlama(m)dan ötürü dalgacı mahmut-vari bir yaklaşımım olmuştu, o zaman da senden özür dilediğimi anımsıyorum. ama madem yeri geldi, özrümü yineleyeyim, sığ filan da bulmuyorum seni, varsayılan (default) narsizmimden ötürü herkese tepeden bakıyor olmam -ki, bu da özünde benim aşağılık kompleksimin göstergesidir- bir yana, hiç kimseyi hafife almaya hakkım yok, bu benim haddim değil.
Suç ve suçlu hakkındaki görüşlerimi ısrarla sormuşsun; susma hakkımı kullanıyorum. Bu da kanuni bir haktır bildiğin gibi. Bu post bir suçlu tespiti üzerine yazılmadı, önceki seçimlerde bir patiye neden oy verdiğimi, sonraki seçimde de neden o partiye oy vermeyeceğime dair subjektif kriterlerimin somut olaylar üzerinden açımlaması okuduğun yazı, hepsi bu.
polente,
sen ne şirin ve sempatik bir tarzda hıyar dedin bana öyle... :)
%1 evet...
size saf demedim, bu hareketin safca olabilecegini soyledim.
YanıtlaSilneyseki bu bloglar birileri saf desin diye degil egolari sisirmeye yariyor :)
kompleksliyim ne yapayım!
YanıtlaSil:)
oldum olası az olan 'gözde' olur çok tarafından ve gözdeleşirsen 'çokları' beğenmezsin(!)..
YanıtlaSilböyle demek geldi içimden.
sürüler, kendilerini sürüden soyutlayanlar tarafından sürülürler!
biz bir/sürüyüz yoktur değerimiz!...
(hiçbirşey demek istemedim)
sittiret.)
ben allah değilim ki söylediklerimin meali yapılsın dediğin gibi İnsanım a.q ...))
ahah amiyane bir tabir kullanacağım, çok içimden geldi:
YanıtlaSilne sandıınn ...
Bu denli "donanımlı" birinin daha az taraflı yazmasını beklerdim ama bağıra bağıra narsizminizi burada da konuşturmuşsunuz.. Zamanında başka kurumlarımız da çok fazla hata yaptı, her zaman kelle istendi ve verildi de.. Ama, "sevgili"nin arka tarafına meraklı başka bir "sevgili"nin de olabileceğini gayet iyi bildiğiniz halde izin verin de kurumların çıkışları "normal" oluversin.. Ne de olsa o arka tarafın istenmesi size de normal geliyor:)
YanıtlaSilhalimdenhali,
YanıtlaSilBu öyle bir konu ki, her ne nereden bakarsan mutlaka doğru ve yanlış şeyler görebiliyor insan.
la santa roja,
bir ümitti benimkisi, ümitsizlik uçurumuna itenlere inat.
Remla,
Narsizm konusunda hep demişimdir, aşağılık komplekslerimin dışavurumu böyle galiba:)
Bu yazının odağı hükümet ve siyaset, yanlış yapan -diğer- kurumlara müdahale etme hakkım yok: Seçimle başa gelmiyor onlar.
"Arka tarafa" gelince, kendisini seçen insanlara "arka bahçe" nazarıyla bakan bir hükümete yakışır bence bu yaklaşım.
son olarak, empati gerçektir ama tarafsızlık yalandır.
Şimdi kalkıp burada sidik yarıştıracak değilim sizinle, ne de olsa tecrübe itibariyle benden ötedesiniz ama.. Sabah sabah okuyup da sinirimi bozan "nadide insan" olarak lügatıma sizi çiziktirdim.. Aşağılık kompleksiniz var-mış- gibi gösterip laflarınızın sivriliğini yumuşatmayın bence, hiç gerek yok.. Buysanız, busunuzdur zaten:).. Empatiyi samimi bulmuyorum; kişi anca kendi içindekini anlar, her ne kadar hepimiz aynı olsak da farklı olduğumuzu sanma zevkinden mahrum kalmamak adına empati falan yapamayız.. Tarafsızlık daha gerçek, nihayetinde tarafsızken de sadece kendi tarafımızdayız yani yalan yapmıyor oluyoruz..
YanıtlaSilRemla,
YanıtlaSilBana fena halde antipati duyduğunu görüyorum.
Hiç kimse bir başkasının kendisine "ıyyy" demesini arzu etmez... "Bööğkk" sesini duymak da hoşumuza gitmez.
Bununla beraber aksi yönde bir çabam olmadığını da biliyorum. Sinirini bozmaya çalışmadığım gibi, ne yapsam da insanlar üzerime çarpı atmasınlar diye özel bir gayretim de yok.
Sürekli kendi tarafımızda olduğumuz için tarafsızlığın içi boş bir kavram olduğunu belirttim kendimce.
Empati ise itinayla yapılır, hepimiz bunu becerebiliriz: Lakin empati, en çok muhatabımıza ne şekilde saldırabileceğimizi, zarar verebileceğimizi kestirmeye çalıştığımızda etkili olur.
Antipati konusuna dönecek olursam, bunu istemezdim ama çaresiz bir durum.:-)
not: ağzının tadı bu kadar kolay bozulmasın.
not iki: Adapte edersek; "sigara sefa, cana gıda, ruha şifadır."
Görmüyorsunuz.. Göremezsiniz:) Yazmanın güzel yanı da budur.. İstersiniz ve "olur":)
YanıtlaSil"Parli piu lentamente non la seguo" derken bizim İtalyanlar, İngilizler de "Speak slowly, I don't follow you" der ve bunu şöyle tercüme eder bizim Türkler: "Ne dedi, ne dedi":)
Sigaraya destan yazardım, bundan birkaç gün önce olsaydı, lakin ne yapalım, hayat bizi başka yöne doğru çekmekte ve "başka şeyler" her zaman iyidir:P
Eh, her zaman birilerinin suyuna gidecek değiliz ya, beni yazınızdaki birkaç "nokta" sıktı.. "Her gerçek her kulağa göre değildir" sözlerini sıkça telaffuz ederken ben, yazınızı okuyunca "Ne kadar da haklıymış Eco üstad" dedim yine:)
Dağıldık, toplanalım..
.)
YanıtlaSilağlanacak halimize gülesim geldi yine ve gülüyorum inanki!.
abd bölge üzerinde satrancını iyi oynayan bir takım. farenin labirentte çıkış yolunu bulamayacağını iyi gözlemleyen bir takım!
dağlıcada, aktütünde ve bir başka yerde hep karşımıza çıkacak, istediği gibi yönetiyor demokrasiyle cebelleşen ülkeleri. kan gölünde demokrasi dersi veriyor hep(!).
kuklaları yöneten ve onlar yerine konuşan 'eller ve ağızlar' çok önemli. ipler çok önemli. kuklanın kim olduğuda belli ellerin ve ağızın kimin olduğuda.
geçen yazımda 'bir/sürü' kavramını kullandım. çok olunca değersizleşiyor birşeyler sanki.
çok zaman sonra değil çok yakında EYALET sistemini kabullenecek Türkiye.
birdahaki yazında abd de oluşan ekonomik krizden sonra bu adamların parası hala nasıl değerleniyor sousunu irdeleyen bir yazı yazmanı talep edebilir miyim!
bir ay önce abd de ekonomik kriz patladı, ve her ülkeye sıçrayıp borsalarını tepetaklak etti! durum böyleyken bile doların müthiş bir artışı sözkonusu. 1400 TL olan dolar 1700 e fırladı... 10 doları olan 3-bin ytl kazandı biranda! nasıl ekonomisi alt-üst olan bir devletin parası değerleniyor?
senin blogda ağlama duvarı oldu anasını satayım .))
Türkiye Cumhuriyeti'nde bugüne kadar kurulan her hükümet, birincisinden sonuncusuna kadar, ilk geldiğinde devleti ele geçirdiğini düşünmüştür. Oysa ki devlet o kadar kolay bir lokma değildir. Devleti değiştirmeye çalışırken hükümetler değişir, dönüşür. En başta yapmayacağım dediği şeyi yapmaya başlar. Devlet kadın gibidir sen onu ağına düşürdüğünü sanırsın ama o seni ağına düşürür. Devlet de kadın gibi karmaşık bir organizmadır. Bir tarafından tutmaya çalışırsan öbür taraftan golü yersin. Eğer devletle cebelleşeceksen öncesinde dersini çok iyi çalışmış, yapacaklarını çok iyi planlamış, önüne çıkacak olan engelleri nasıl aşacağını bir simülasyon üzerinde denemiş olman gerekir. Yoksa o seni alır kucağına, sen onu yönetmeye başladığnı düşünürken öyle bir dolanmaya başlar ki etrafında çok da uzun olmayan bir süre sonra devletin sesiyle konuştuğunu görüverirsin. Bugün olan, bugüne kadar hep olan da bu değil miydi?
YanıtlaSilPaşam Osmanlı'yı yıktı da yerine sıfırdan Cumhuriyet mi kurdu? Yoksa o cumhuriyetin valisi, kaymakamı, vekili bir önceki devletin içinden mi alındı? Değiştirmeye, dönüştürmeye çalıştığın şeyin 85 yıllık bir devlet olduğunu sandığın noktada zaten 1-0 yenik başlarsın
yok canım neden kaybolsunki oyun lütfen şu ülkenin yüzde ellisi gene adalet ve kalkınma partisine versinler oyu.. blog larda yasaklandı:P
YanıtlaSilhala acımadı tabi bir daha oy verinki devam etsinler:P budefa kremle yaparlar belki.. internette kalksın gene verin allaseniz verin.:P
Remla,
YanıtlaSilAlay ettiğin için teşekkür ederim.
Halimdenhali,
Seni anlamadığım için özür dilerim.
Gökhan,
Dolaylı olarak bana katıldığın için teşekkür ederim.
blog,
sana herşey için teşekkür ederim.
est efenim.. o siz yüzde ellinin marifeti. biz teşekkür ederiz sizlere. özelliklede bu blog yasaklamasından ötürü..
YanıtlaSilGeç oldu, güç olmasın.. Yazarken kendim haricinde kimseyle alay etmem, sizinle de etmedim.. Savunmadan hoşlanmam ama bunu da belirtmeden geçmek olmazdı.. Tanıdığım biri olsaydınız belki alay ederdim, o ayrı:) Her yanda "ciddiyet" her yanda "scotland
YanıtlaSilis free" havaları beni öyle şeylere yönlendiriyor arasıra.. Ama alay yok..