24 Ekim 2008 Cuma

Bir önceki post’u okuyan kişilerden kimisi “taşımakta olduğun meslekî kimlik dolayısıyla böyle bir yazı zırvalamak senin için riskli değil mi?” diye sordu, bana empoze edilen düşüncelerden bahsedenler çıktı, bazılarınca da saf muamelesine tabi tutuldum. Varsın olsun. Kapalı, metaforik yazıyorum, millet “ne demek istiyor bu adam?” diye düşünüyor; açık yazıyorum, ya salak ya da kandırılmış diyorlar. O da varsın olsun.

Arnold Toynbee’nin Tarihçi Açısından Din ismiyle çevrilen [A Historian’s Approach To Religion] eserinde, bu kafası çalışan tarih filozofu siyasete de dört dörtlük adapte edilebilecek çözümleme sunar bizlere… Alıntıladığım metinde yazarın işlediği konu Roma İmparatorluğunca Hristiyanlığın resmi din olarak benimsenmesidir aslında. Çeviri otuz yıllık olduğundan bazı kelimeleri anlaşılır kılıyorum, o şekilde okuyunuz:

“Bir kilise kanun dışı olduğu ve her an zulme maruz kalma tehlikesiyle baş başa bulunduğu müddetçe, azalarının [üyelerinin] sayısı muhtemelen cesur, ihlas [yürekten bağlılıkla] dolu ruhani bir seçkin zümreyle münhasır [sınırlı] olacaktır. Mevcut iktidarlarla işbirliği yaptığı andan itibaren onun ahlaki vasfı, zafer arabasına binip tantanalı merasimlere katılmak için sabırsızlık gösteren eyyamcı güruhun kitle halinde ihtidalarıyla [din değiştirmeleriyle] erime temayülüne sahiptir. Bir kilise memnu [yasak] kaldığı nispette eski nizamın [düzenin] zaaflarına ve günahlarına iştirak etmeksizin kendi karar ve tehlikeleri pahasına yeni bir cemiyet tesis edebilir. Müesses [Önceden kurulmuş] cemiyetle ortaklığa girdiği zaman, onun nakiselerine [ayıplarına] bu da sürüklenir, eski cemiyetinkilerle uyuşması imkânsız olan kendi hedefini takip etmeye devam edeceği yerde, onun gayelerine hizmet etme delaletine [sapkınlığına] düşer.”

Milattan sonra 313 senesinde Hristiyanlığı İmparatorluğun resmi dini olarak kabul eden Roma, sadece 12 sene sonra İznik’te bir Konsil topladı; bu konsile bizzat Büyük Costantin (Costantinopolis’in Costantin’i) başkanlık etti; peki bu Konsil’in amacı neydi? Hristiyanlığı Roma İmparatorluğuna uydurmak. Normal şartlar altında, basit bir düşünceyle İmparatorluk kurumlarının kabul ettikleri Hristiyanlığa uymaları gerekirdi değil mi? Ama öyle olmadı, ve 13 sene evvel hep beraber Hristiyanlığın selameti ve yayılması için çalışan insanlardan kimisi bu Konsil kararlarına istinaden İmparatorlukta etkin ve güçlü konumlara getirildi, -onlar sistemin adamı oldular-, kimisi de “İncili yanlış yorumladıkları” kabul edilerek suçlandılar, heretic [sapkın] ilan edildiler ve kanuni takibata uğradılar, Hristiyanlığın Arianizm ekolü ve sonrasında onun takipçisi Nestorius [arap kaynaklarında Nasturilik olarak geçer ki, gizemcilerin pek meraklı oldukları Orta Asya’ya göç etmiş Jean bu adamların devamıdır] bu bağlamda düşünce suçlusu ilan edilmiş kimselerdi. Bu arada birileri de Düzen’in parçası oldu, daha evvel “ideallerine ulaşmak için birlikte çalıştığı” kimseleri sattı, güçlü ve otoriter konumları olan kimselere dönüştüler. Kısaca Vatikan’a yerleşenler, ötekiler sürgüne gönderilsin diye fetva verdiler.

Bu örnek tarihte pek çok defa üç aşağı beş yukarı tekrar etti kendini.

İttihat ve Terakki Cemiyeti, II. Abdülhamit’in dikta rejimine karşı kuruldu, bu uğurda üyeleri her türlü dehşete ve baskıya göğüs gererken bir yandan aydın çevrelerce örgüte beslenen güven ve sempati yayıldı, öte taraftan da halk arasında hüsn-ü kabul gördü cemiyetin üyeleri.
Sonrasında, yeri geldi herifler ortalığının anasını diktiler. Hele bir Bab-ı Ali Baskını var ki, dillere destan.

İran’da mollalar, Şah Rıza Pehlevi’ye karşı tek başlarına mücadele etmediler: Şah’ı alaşağı etmek için, ülkenin geniş petrol kaynaklarını eşit ve doğru bir paylaşımla halka yaymak gayesi güden sol görüşlü/sosyal demokrat vs. insanları da yanlarına aldılar.
Sonrasında İran’dan toplu solcu göçü oldu, kaçamayanlar da asıldı.

Rusya’daki Bolşevik İhtilali, Çarın zulmüne karşı halkların kardeşliği söylemi üzerine kurulmuştu güya, ama herkes biliyordu ki “bütün hayvanlar eşitse de bazıları daha eşitti.”

İlk aklıma gelen örnekleri yazdım, biraz sabredip üzerinde kafa yorsam daha neler çıkar.

İnsanlık Tarihi, bir kandırma ve kandırılma tarihidir.
Belki bu yüzden, Tanrı katında münafık, her zaman kâfirden aşağı görülmüştür. (Kâfir inanmadığını açıkça söyleyendir, münafık ise inanmayan ama kendisini insanlara inanıyormuş gibi gösteren.)
Bir önceki post kâfir üzerine yazılmadı. Münafık üzerine gevelenmişti o.

Özgürlük, Hukuk, Adalet… Münafıkların zikir törenlerinde vecd ile söylediğine bakmasın kimse bu kelimeleri…

Üstad gibi diyesi geliyor insanın:

Kanun diyoruz; nerde o mescud-i muhayyel?
(Kanun diyoruz, nerde o hayali tanrı?)
Düşman diyoruz nerde bu? Haricte mi, biz mi?
(Düşman diyoruz, nerede bu? Dışarıda mı, biz mi?)
Hürriyetimiz var, diyoruz, şanlı, mübeccel;
(Hürriyetimiz var, diyoruz, şanlı, yüceltilmiş)
Düşman bize kanun mu? Ya hürriyetimiz mi?
(Düşmanımız kanun mu? Ya hürriyetimiz mi?)
Bir hamlede biz bunları, kahrettik en evvel.
(Bir hamlede sıçtık hepsinin ağzına)

John Locke bir yerlerde adil ve ılımlı yönetimlerin dünyanın her yerinde huzurlu olduğunu, baskı ve zulüm uygulayan yönetimlerin ise her zaman endişe ve korku ile burun buruna yaşadığını yazar. Youtube’tan korkarlar, blog’tan da korkuyorlar artık. Gazeteciye sus derler, mizah dergilerine sataşırlar.

Metamorfoza uğrayıp devletleşen hükümetlerden bizi kim kurtaracak?

Mağdurken mağrur olan, mazlumken zulme kucak açanları kim cezalandıracak?

Zebur’da Davud'un sorduğu gibi sorayım, “Gözlerimi dağa kaldırıyorum, nereden yardım gelecek bana?”

David Lynch’in Wild At Heart’ının sonunda gökyüzünden inen sarışın peri gelip sihirli değneğiyle bir dokunsa şu memlekete…

Yaşanacak bir yer olsun.

Sonrasında peri geri dönmez bir de yanımda kalırsa Namlı’nın bal-kaymağı gibi olur işte hayatım.

13 yorum:

  1. Yahu bu nasıl iştir. Çivisi çıktı artık. Kapatan zihniyenler artık kendini kapatsın.

    YanıtlaSil
  2. konuşma, yazma, düşünme, yorumlama, iletişim kurma, paylaşma deniyor işte açık açık. imeem de yasaklanmıştı, müzik sitesi, kime ne dokunuyordu? şimdi de blogger. şaka gibi.

    YanıtlaSil
  3. Virgilius, ülkede olanlara akıl sır erdirmek mümkün değil. Baksana bugün neler oldu!
    Saf olduğunu asla düşünmüyorum. Aksine gayet iyi bir birikimle, tam da demek istediğin gibi yazdığın duygusundayım.Ne yazık ki bizim insanımızda tarih bilinci sıfır. Ne kişisel tarihimiz, ne ulusal tarihimiz kimsenin umurunda değil. Eksik bilgiyle boş konuşan insanlar ülkesi Türkiye. Bu nedenle, sadece dekoru ve oyuncuları değişen ama metni bin yıllık bir oyunda, olan bizim gibilere olacak besbelli...

    YanıtlaSil
  4. buzcevheri,
    arap ülkeleri, iran veya çin, her neyse, interneti yasaklayan, televizyon yayınlarını engelleyen ülkelerle aynı kategoride olmak beni/bizi acıtıyor abi...

    arzu,
    gölgelerden korkan insanların ülkesi...

    fortunata,
    mesele bir partiye oy verip vermemek değil.
    siyaset de değil.
    mesele, bir elinde kılıç, diğerinde asa tutan, vücudunu insanların oluşturduğu ve Hobbes'un Leviathan'ında 400 sene önceki ilk baskının kapağı olan CANAVAR!
    polente "biz %1'iz" der hep...
    Bu da böyle bir çile işte...

    YanıtlaSil
  5. galiba göçmenin vaktidir..

    YanıtlaSil
  6. ''Hayatım boyunca bu ülke için irtica diye bir tehdidin hiç bir zaman varolmadığını düşündüm ve ifade ettim çevremdeki insanlara, sayıları çok kısıtlı bir kaç marjinal grup dışında din tabanlı/teokratik bir devleti arzulayan kimsecikler yok. ''

    umarım hala böyle düşünüyorsundur virgilius.. ben de senin kadar olmasa da siyasetten anlarım ve takip ederim. ve tarih zaten gelecekte neler olacağını bize gösterir. bende biliyorum '' başka alternatifleri yoktu. chp kendini yönetmek ten aciz'' bıdıbıdılarını.. ama ülkede tek parti akp kalsa boş oy atarım gene onlara vermem. tek sebebi ise A tatürk'e ve onun eseri olan herşeye karşı olduklarını basbas bağırmaları..
    herşey değişir virgilius.. insanoğlu herşeye uyum sağlamaya programlıdır.. bunun iyi örneği Atatürk'ün yaptığı devrimlerdir. kötü örneği ise. şimdiki hükümetin barzaniyle görüşmesi. ve bu yasaklar.. insanlar herşeye ayak uydururur.. hemde anlamaz bile yavaş yavaş.. irana hoşgeldin virgilius.. bir ton kömür için oyunu satan salak lardan bir farkın var mı? okadar okumuşsun etmişsin..
    ''sayıları çok kısıtlı bir kaç marjinal grup dışında din tabanlı/teokratik bir devleti arzulayan kimsecikler yok'' işte o arzu etmeyen insanlar ne yapıyorlar biliyo musun? you tube yasaklanınca tünelden giriyor. yada blogger engellendi diye @aeiou gibi göçmeyi seçiyorlar.. bunun mahalle versiyonunu söyleyeyim;
    gerçek bi olaydır.. alt alta oturan yalnız iki bayanız apartmanda.komşular bizde toplandı. ezan saatiymiş. bizde de tv açıktı. karşı apartmandan gelen bi teyze
    -ezan okunuyo duymuyomusunuz kapasanıza müziği
    altkomşum;-aa pardon teyze hemen kapıyorum
    ben- benim günahım bana. rahatsız oluyorum desen neyse, hastam var desen neyse. benim günahımdan sana ne bu ne kendini bilmezlik bu ne cesaret..hemd ekendi evimde..
    işte onlar öyle yapacaklar.. sessizce müziği kapatacaklar.sessizce haklarından vazgeçecekler.. bekle.. hala inanmıyorsan bekle:) sen nezaman wp ye taşıyacaksın bloğunu bence dha fazla şey yap çünkü yakında o gittiğin yerde kapanacak..
    sevgiler..

    YanıtlaSil
  7. aeiou,
    Ülkeden son çıkan havaalanının ışıklarını kapatmayı unutmasın lütfen :)

    blog,
    Hiç bir insanın, hiç bir konuda, hiç kimseyi ikna edemeyeceğini, görüşlerini değiştiremeyeceğini öğretti bana hayat. Dolayısı ile tartışmayı sevmeyen biriyim. Fikirlerimi söylerim o kadar.
    Ama bana salak denilmesi hoşuma gitmiyor.
    Salak olduğumu düşünebilirsin, ben de senin salak olduğunu düşünebilirim.
    Ama ben sana salak demem. Hiç hoş bir davranış olmaz. Sen de lütfen bana salak deme. Aynı derecede nahoş bir durum çünkü.
    Sen bu kadar şey yazdıktan, emek ve zaman harcadıktan sonra, sorularına da cevap vermek zorunda hissediyorum kendimi.
    Başlayalım.

    ***
    ''Hayatım boyunca bu ülke için irtica diye bir tehdidin hiç bir zaman varolmadığını düşündüm ve ifade ettim çevremdeki insanlara, sayıları çok kısıtlı bir kaç marjinal grup dışında din tabanlı/teokratik bir devleti arzulayan kimsecikler yok. ''

    umarım hala böyle düşünüyorsundur virgilius..
    ***
    Cevap: Evet, aynen böyle düşünüyorum, kelimesine kelimesine.

    Aynı paragraftaki şu vurgulamamın da arkasındayım:

    ***
    Kanaatimce tehdit, "gerçek tehdit", aşırı milliyetçilik, muhafazakarlık ve faşizmdir bu ülke için. Çoğu insan bu iki olguyu birbirine karıştırıp aynılaştırıyorlar zihinlerinde; ama aslında bunlar çok farklı şeyler. Gerekirse bunların arasındaki farkı göremeyenlere açıklama için bir post daha yazarım.
    ***

    Bence sen de bunları karıştırıyorsun.

    İzninle devam edeyim.

    Bu alıntıları yaptığım(ız) bir önceki post, devletleşme sürecine giren bir partinin yarattığı hayalkırıklığına dair yazılmıştı. Mesele irtica, din devletine yönelik atılan adımlar vs. değildi. Askerle aynı söylemi paylaşan, el ele dolaşan bir hükümetin nasıl irticai uygulamalarından bahsedersin? Tutarsızlık var.
    Benim isyanım, faşizan milliyetçiliği iktidarına kalkan yapan hükümet anlayışınaydı. Bu bağlamda isyanım sürüyor hatta şiddetlendi; çünkü blogger'ı kapatan da aynı zihniyet.

    Diyarbakır bilmem kaçıncı sulh ceza mahkemesinin irticayı bu ülkeye getirmek için mi blogger'a kapattığını zannediyorsun? Devletin hoşuna gitmeyen bir takım yazılar yüzünden; ya "ülkenin bölünmez bütünlüğüne", ya " devleti kurma amacıyla..." bıdı bıdı içerikte yazılarla süslü bir takım bloglar bazı koca amcaların canını sıkmış o kadar.
    O mahkeme üyeleri de (sulh ceza mahkemesinin üyesi olmaz aslında, tek hakimlidir) mürteci değil, ama aşırı ve katı bir devletçi zihniyete sahip, ifade ve düşünce özgürlüğü sınırlarını daraltan bir dünya görüşüne sahip kimseler. Ellerine verilen yetkiyi de bu şekilde kullanıyorlar. "Devleti" koruma refleksiyle hareket eden, "devletin bekası esastır" veya "millet devlet içindir" türünden söylemleri olan kişiler.

    Hükümet suçlu mu? EVET. Çünkü görevleri/ayrıca vaatleri olan bu faşist anlayışı ortadan kaldırmak yerine, ona hiç dokunmadığı gibi, son dönemde alkış tutmaya başladı. Siyasi sorumluluk kendilerinde. Bu nedenle suça iştirak etmekten dolayı suçlular.

    "Lütfen dikkatli oku yazdıklarımı" gibi bir şey diyeceğim, o zaman da komik duruma düşeceğim ama lütfen dikkatli oku yazdıklarımı. Asıl fail devletin ta kendisidir. Hükümet "devletleştiği" için bu suça karışıyor.

    Diğer partiler? Onlar zaten Devletin seçimle başa gelen organları.
    Adnan Menderes "yeter! söz milletindir" sloganıyla kazanmıştı 1950'de. Üçüncü dönem iktidarında o da "Tahkikat Komisyonları" kurarak devletleşme sürecini tamamladı.

    Metamorfoz karşı konulamayacak bir şey korkarım.

    Son olarak, biz seninle çoooook farklı dünyaların insanlarıyız. Benim gördüğümü sen görmüyorsun, senin gördüğünü ben görmüyorum.

    Benden de sana sevgiler.

    YanıtlaSil
  8. upuzun açıklama nezaketin için teşekkür ederim..
    doğru.. özetle; senin bildiğin sana benim ki bana
    .birtek şeyi düzeltmek istedim..

    ''bir ton kömür için oyunu satan salak lardan bir farkın var mı?'' sözü senin salak olduğunu düşündüğüm anlamına gelmiyordu. niyetim bu olsa en başta -senin kadar bilmesemde- ifadesini kullanmazdım. senin onlardan farkın ne? sonucunu çıkarmalıydın..
    gerçi benim hakkımda ne düşündüğün benim umurumda değil. senin hakkında ne düşündüğüm de senin..
    hoşkal

    YanıtlaSil
  9. senin şu fikirlerini tutup öpesim geliyo bazen :P
    Puccanın sağ sütunda virgilli mirgilli bi adres görünce merkım meraklanmıştı da öyle okumaya başlamıştım yazdıklarını.Puccayı bu yüzden daha da bi çok seviyorum artık :)

    YanıtlaSil
  10. Blog,
    Digiturk kapatırmış blogu... Tam komedi ya...

    http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=guncel&KategoriID=&ArticleID=1007950&Date=26.10.2008&b=Izinsiz%20mac%20yayini%20bloglari%20kapattirdi&ver=76

    Anneperi,
    Pucca'nın hayatında yaptığı tek iyi şey bu zaten :)
    Teşekkür ederim.
    Sen de lütfen üzerinden dumanlar tüten börek resimleri koyma bloguna... Yoksa saldırganlaşabiliyorum :)

    YanıtlaSil
  11. tamam. ben ÖN-yargı-lı yım:P yemeğin tadına bakmadan önce tuz atarım:p noolmuş. olsun gene suçlu hükümet. tüm organları(yasama yürütme-yargı) -gerçi yasama ya karışamaz ama,yürütmeye müdahale edebilir-kusursuz işlemesini ben sağlamayacağım heralde..
    benim -yargın en ÖN-lerden olsun lütfen:P

    YanıtlaSil
  12. sende başkaları gibi wp'e geçmeyi düşünmüyorsun değil mi?

    YanıtlaSil
  13. blog,
    Bu bir önyargı değil. "Olağan şüphelilik" durumu, senin için hükümet, benim için devlet, her daim "yamuk" yapabilecek bir olgu çünkü. (Yok ya, basbayağı önyargı aslında, ama haklıyız önyargılı olmakta) :)

    Bu arada, uygulamadan ötürü masumların da cezalandırılması bağlamında aynı noktaya dönüyoruz, devlet suçlu, hükümet de bu haksız fiili engellemekle göevliyken işini yapmadığı için asli iştirakten mahkum edilebilir.

    magnum opus,
    "yedi ölümcül günah" arasında bir ayrıma gitmeden hepsini severek işliyorum ama kibir ve şehvetle beraber tembellik, ötekiler arasında benim için ayrı bir yere sahip:-)
    üşeniyorum be abi...

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!