21 Haziran 2008 Cumartesi

Ortaya Karmakarışık!

1- Schiller, 1797 senesinin Mayıs ayında Goethe’ye yazdığı bir mektupta, Aristoteles’in eserlerini ilk defa okuduğunu belirttikten sonra devam ediyor:

“O’nu daha önce okumamış olmaktan dolayı çok mutluyum, kendimi, şimdi bana sağladığı büyük bir zevkten ve bütün faydalarından mahrum bırakmış olurdum. Eğer O’ndan yararlanacak bir biçimde okunacaksa, öncelikle temel kavramlar oturtulmuş olmalı; ele aldığı konu, yeterli düzeyde bilinmiyorsa, O’ndan akıl almak tehlikeli olacaktır.”

Schiller bu satırları kaleme aldığında 47 yaşındaydı. Dünya kadar eser vermiş, Goethe’yle birlikte klasik Alman edebiyatının zirvesinde yerini almıştı o yaşında. İlk defa okumuş Aristoteles’i.

Alıntıladığım pasaj, aslında hepimizin az ya da çok karşılaştığımız soruna ışık tutuyor. Daha çocuk yaşlarda, lise çağlarında Dostoyevski, Nietzsche, Schopenhauer, Sartre gibi heriflerin eserlerini okumak ne büyük bir belaya bulaşmak aslında! Atatürkçülüğün ne olduğunu anlamadan militan Kemalist olmak gibi, Tanrı’yı kavramadan din olgusu bir şablon gibi kabullenmek gibi, bu iki örneğe benzer nitelikte bir beyin yıkamasına uğruyor körpe zihinler, o zaman hazmedemeyecekleri gıdaları sindirmelerini nasıl bekleriz? İbranilere Mektup’ta şu enfes ifade geçer:
“Katı yiyecek, yetişkinler için, yani duyuları iyi ile kötüyü ayırt etmek üzere alıştırmayla terbiye edilmiş olanlar içindir.” (5/14. ayet)

Lise 1. sınıfta Edebiyat hocamız Tülin Aybars Kafka’nın Değişim’ini, Camus’nun Yabancı’sını okutmuştu bizlere… Bu korkunç bir şey! O kitapları anlamak, idrak etmek 16 yaşındaki bir çocuğun harcı olamaz, sadece kaos yaratır zihninde… Kocası Ersin Aybars, ertesi sene edebiyat derslerini Ölü Ozanlar Derneği ve Amadeus filmlerini izleterek yapıyordu, her iki filmi de onar kez izlemişizdir ders yılı müddetince. Otoritenin ne olduğunu idrak etmeden özgürlük anlaşılabilir mi? Yaşamı tatmadan ölümü aklına getirir mi insan?

Schiller 47 yaşında okumuş Aristoteles’i.

Gençlere kaldıramayacağı yükleri verip onların ezilmesine sebep olmaktan başka bir şey değil midir bu?

Büyük teyzemin kızı lise sonda okuyan oğlu için geçenlerde “çok meraklı okumaya, kitap düşmüyor elinden, Oğuz ne verelim bu çocuğa, bana bir liste hazırlasana” dediğinde, “kesinlikle kitap okumasın, benden de uzak dursun, resim yapsın, top oynasın” şeklindeki cevabımı şaka zannetmişti en başta.

2- İngilizler’in midemi bulandıran bir özellikleri var, bu da ulusal kibirleri. 1789’un laneti tüm dünyaya milliyetçilik mikrobunu yaydı ve Rusundan Arjantinlisine, Arabından Danimarkalısına kadar her ülke milliyetçilik ve milli duygular üzerine kurmuş devlet sistemini, ama İngilizlerde bu kibir ölçüsünde. Üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk kurup iki yüz seneye yakın yeryüzünün tek hakimi olmalarından ileri gelen “biz ve ötekiler” ayrımı var dünyaya bakışlarında. Herhangi bir güç karşısında yenilmeleri durumunda ise, mağlubiyetlerinin ardından muzaffer olan düşmanlarını yere göre sığdıramamaları, meth-ü senalar düzmeleri hep bu yüzden: “Onu biz bile alt edemedik!” Gandhi’yi en çok yücelten İngilizlerdir, çünkü Gandhi var olmayan bir gücü arkasına alıp, İngilizleri Hindistan’dan defedebilecek kadar karizmatik bir liderdir. Atatürk’ü öve öve bitiremezler, çünkü tamamen tükenmiş bir devletin küllerinden yarattığı ruh ve güç ile Anadolu’dan kovmuştur kendilerini.

Hırvatistan Euro2008 elemelerinde İngiltere’yi turnuvanın dışına bırakan ülkeydi, üstelik hem Zagrep’te, hem Londra’da iki defa İngilizler’in burnunu sürterek. Holiganıyla, dünyanın en pahalı ligiyle, futbolun mucitliğilye bakalım, İngiltere kupada yok. Hırvatistan’ın turnuvanın grup maçlarındaki üç maçta üç galibiyetlik performansına Hırvatlardan sonra en çok İngilizler şapka çıkardı, hele Almanyayı yenmelerinden sonra “işte, bizi geride bırakıp turnuvaya katıldılar ama Almanya’yı da yenecek kadar güçlüler, boşuna değilmiş çektiğimiz acı, go Croatia go!” diye şişindiler.

Derken, Hırvatlar bize yenilip yok oldular.

Bugün İngiliz gazetelerinin sitelerinde spor sayfaları okudum saatlerce. Milli takımın mücadelesine ve gösterdiği savaşçı performansa gık bile diyemiyorlar, -denilecek gibi de değil zaten- ama sürekli sözün ucunu “tabiat üstü” bir takım olgulara dayandırıp durmaktan da geri kalmıyorlar. Utanmasalar “Terim’in ricası üzerine Fethullah hoca bunlara okuyup üflemiş, yoksa olmaz bu kadarı” diyecekler.

The Times’ın spor Müdürünün köşe yazısındaki şu paragraf bile yeter demek istediğimi anlatmaya: “No team, surely, could come back from that. And no team would; except that Turkey are not a team in this tournament, they are a phenomenon, a force of nature. This is a campaign of almost mythical purpose.”

Sporda şansın yerini ve önemini hepimiz biliyoruz, “topun sevmesi” tabirini binlerce defa duyduk, okuduk, kullandık. Ama o şans gökten gelmiyor, mücadele etmeyen, boğuşmayan, didişmeyen ne kadar şanslı da olsa başarılı olamaz.

Karikatürize etmek, küçük görmek ve aşağılamaktan başka bir şey değildir. “Bizi diken, Almanları ezen Hırvatlar Türklere mi yenildi? Aman Tanrım dünyanın sonu geldi, başımıza taş yağacak” yaklaşımı bu.

Bunu sadece İngilizler yapar.

Rusları bize çok benzedikleri için seviyorum, Almanlara disiplinleri yüzünden hayranım, Fransızlara biraz gıcığım ama olur o kadar, Akdeniz ülkeleriyle hiç bir problemim yok- İtalyan erkekleri dışında-, ama İngilizlerden nefret ediyorum.

İnşallah Almanlardan sekiz tane yeriz de, iyice kudurur İngilizler. (Ne de olsa Rüştü Beşiktaşlı)

england vs CROATIA (qualification euro 2008)



3- www.erotik-itiraf.com-da bir itiraf okudum dün:

flupke16 Erkek, Bursa, Yaş: 40, 20.06.08

Önce tipi sana uyan bir kadın bulunacak, onunla aynı ortama girilecek,onun seni istemesi sağlanacak,güldürülecek,vs,vs.. O sıra libidosu yüksek olmuş olacak, sex ortamı yaratılacak ve olabilirse sevişilecek sonra da performansınız çok iyi ise kuru bir teşekkür edilirken akdağdan kar bağışlanmış olacak..!
Kadınlarla erkekler eşit diyen kimse gelsin yanıma ben anlatayım ona oldu mu?.!


Ah be güzel abicim, ben bıraktım artık uğraşmayı, kafam iyi, rahatım yerinde böyle, kimsenin ağız kokusunu çekmeye gerek yok… Sen de vazgeç bu uğraşıdan, değmez, valla değmez…

Beavis 'n Butt-Head



4- Geçenlerde gün okuduğum bir haber beni uzun düşüncelere sevk etti: Datça’da karaya vurmuş halde bulunan, kesici ve delici bir aletle işkence edilerek öldürüldüğü anlaşılan bir yunus balığıyla ilgiliydi haber.

Bunu yapan insanı/insanları düşündüm; bir hayvana nasıl bu yapılabilir diye… Elinize bir bıçak, tornavida vs. aldığınızı, ve bir hayvanı acı çektirerek öldürdüğünüzü düşünün, ağzını kestiğinizi, karnına sapladığınızı... I-ıh, olmuyor değil mi? Bir türlü hayal edemiyoruz bunu… Ürperiyoruz da… Mesele öldürmek değil zaten, “acı çektirmek.” Istırap vererek, canhıraş seslerini dinlerken zulme devam etmek…

“Bunlar nasıl insanlar? Nerede yaşarlar, nerede çalışır, nerede çıkarlar karşımıza?” diye kafa yordum…

Ve aklıma Haneke geldi, Funny Games…

Funny Games Trailer

15 yorum:

  1. çok iyi geldi bu yazı.. şöyle ki; klasiklerin bir kısmını küçücükken sadece okuyacak şey olsun diye şöyle bi bitirdiydim, şimdi de zaman zaman eksikliğini duyuyordum çoğunu bilmemenin, sayende iyi ki de kasmamışım diyorum şimdi..
    ingilizler konusunda yorum yapmaktan kaçınmaya çalışıyorum.. çünkü biraz kibirli olmak aslında pek hoş olabiliyor..
    3 numerolu konu, bir de diğer tarafın bakış açısından yazılmışı olsaydı dedirtiyor okuyunca..
    zavallı yunus kardeşimin başına gelenler ise hangi ayet olduğundan emin olamadan şu alıntıyı yaptırıyor "göze göz dişe diş"...
    onların da masumlarına aynı muameleyi yapıp, bunu bilmelerini sağlamak dünyadaki en zalimce şeymiş gibi gelmiyor kulağa...

    YanıtlaSil
  2. Demo, senin/benim klasiklerimizle yazıda geçen Schiller'in klasikleri çok farklı; Schiller yaşarken bizim klasik olarak addettiğimiz Dosto, Tolstoy, Balzac, Charles Dickens ve daha bir çok amcanın bezini temizleyecek anneleri henüz doğmamıştı, babaları dekman dekman oynuyordu en fazla. Scopi, Nietzsche, Hegel falan filan da öyle. Camus, Kafka, Sartre, Gide filan zaten çoooook sonra. Zaten bana bakmak bile yeterli; okuduk da ne oldu anasını satayım? Böyle olduk işte!
    İngilizler senin olsun o zaman. Ben Rusları alayım. (Moldovyalı ve Ukraynalılar da olur.)
    3 hakkında ben adama acıdım. Yazık, daha doğru yolu bulamamış.
    Yunus abi... Funny Games'i on defa izlemiş biri olarak kendimi sorguladım o haberi okuduğumda ve üzerinde biraz düşündüğümde...

    YanıtlaSil
  3. Biz insanlar saçma sapan şeylerden korkup duruyoruz. Ama asıl korkmamız gereken insanlar galiba. Yunus haberini okuduğumda bunlar geçti aklımdan. İnsanlar öyle şeyler yapıyorlar ki bazılarımızın aklına ömür boyu düşünsek gelmez. Öyle ya bir insanın bir yunusla ne derdi olur ki? Bu insanlardan kaç tanesi gün boyu yanımızdan geçiyor, kaçıyla aynı dolmuşa biniyoruz, kaç tanesine yol soruyoruz kim bilir? Bunu düşünmek bile deheşt duymaya yetiyor.

    YanıtlaSil
  4. BBC'de maci sunanlardan biri Rustu'nun 8-0'lik Liverpool-Besiktas macinda kaleci olmadigindan dem vurdu.

    Bence biraz fazla yuklenmissin Ingilizlere. Bizimkilerin tavirlari ve "basarilari" hakikatten dalga gecilmeyi hakediyor bazen.

    Herifler kendileriyle de cok sahane dalga geciyorlar. Ufak tefek hamlelerde, "vay be, tam da Lampard gibi gecti", ya da "peter crouch da boyle sutlar cekerdi" gibi inceden makaraya sariyorlar kendilerini.

    Lise caginda bazi kitaplari zorla okumaya calismama konusunda katiliyorum sana. Ama en azindan kendim icin diyebilirim ki icinden gectigim egitim sistemi soru sormayi tesvik etmek yerine koreltmek merkezliydi. Daha merak uyandirici bir ogrenim hayatim olsaydi, belki o yaslarda da bir cok "agir" kitaptan daha fazla tat ve doku alabilirdim gibime geliyor, ama kim bilir?

    YanıtlaSil
  5. Hımm, ben klasikler konusuna katılmıyorum tamam yeterli olgunlukta değilken okuduğunuzda belki anlaşılmıyor tam ama sonra dönüp tekrar okumak çok zevkli Mesela Bazarov u lisede okuduğunda bir ayrı seversin, kazık kadar olunca dönüp tekrar okuduğunda ayrı seversin. Zevklidir vesselam..
    Şapşal abiye gelince, sırf sex istiyorsan bu işi yapan profesyoneller var neden gitmezsin de maymun olursun? Cidden anlamak mümkün değil. Yani neden motive ini gizleyerek sevgili olmak ister gibi emek veriyorsun, "sadece sex istiyorum hööarggh " şeklinde dolaşanların bile müşterisi çıkıyorken?
    Yunus haberinde Funny Games i hatırlaman isabet olmuş bence de.. Tam anlamıyla sebepsiz şiddet. Şiddet türlerinin en ürperticisi, birini parası için öldürmek, namus davasına öldürmek hatta gıcık olduğun için öldürmek bile akla sığıyor ama tamamen sebepsiz şiddeti kavramak zor. Kavranması zor herşey gibi rahatsız edici.. Çok rahatsız edici.

    YanıtlaSil
  6. her telden söylemişsin yine, bizede oynamak-okumak düşmüş.

    en çok yunusa üzüldüm, çok üzüldüm.

    o dediğin kitaplarla ben üniversite yıllarımda tanıştım, bu yüzden belki biraz şanslı sayılabilirim. ebet ebet.

    insanlar bu itiraf sitelerine niye yazarlar ve öteki insanlar niye okurlar diye merak etmekteyim bi de? neden?

    YanıtlaSil
  7. şu okumak konusu;
    okumayan toplumuz diye diye, ne okuyacağını şaşırmış kitlelere çevirdiler bizi. oku da; ne okursan oku, ne zaman okursan oku şeklinde, eğitmenlerin okutmaktan, okumayı sevdirmekten anladığı.okuyan ama yanlış okuyan toplum, gençlik daha zarar değil midir?
    geçenlerde bir ortaöğretimde edebiyat öğretmenliği yapan arkadaşıma;şu kemalettin tuğcu yüzünden, hala nedenini anlamadığım şekilde duygusal oluyorum/değiştiremiyorum beynimi diye yakınırken...
    bana birçok kuşağa ağlamayı öğretti, artık okunmuyorsa ilkokullarda, gaddarlaşır beyinler... şeklinde parçaladı kendini.tuğcu gibi savunasım geldi kendimi;"ben onları çocuklar okusun diye yazmamıştım."
    lisede de babamın zoruyla klasikleri okudum, anlamadan tabiki.yeniden okuyayım diye her elime alışımda geri bırakıyor, okumam gereken süreçleri yanlış atlattığım için sadece sade roman okuyucusu olabiliyorum.
    şimdi ben okumayı öğrenmişmi oluyorum? Figen Özkılıç bana okumayı sevdirmişmi oluyor?

    YanıtlaSil
  8. Acaip uzun bir yorum yazmıştım; blog bunu kaldıramadı, kendi kendini yok etti. ben ve dondurmam sinir buhranını atlattık, şimdi gene başlıyoruz:

    aydan atlayan kedi;
    belki o manyakların da aklına gelmezdi böyle bir şey, "aha, bir yunus karaya vurmuş, hadi deşelim şunu, kaç kişiye nasip olur ki bir yunusa işkence etmek?" diye güle oynaya "işe" koyuldular.

    el idiota;
    İngilizlerin kara mizahta rakipsiz oldukları gerçeği, kendileriyle sadece kendilerinin dalga geçebilecekleri, başkalarının buna yeltenmesinin bile cürüm olduğu mantalitesini değiştirmiyor. Ben bu adamları sevmiyorum, son derece subjektif bir bakıştı yazıdaki bölüm, ayrıca rüştü'yü de sevmiyorum. Terim'i de sevmiyorum. Milli takımı zaten tutmam, ben Beşiktaş'lıyım.

    talisman;
    kuzum onu bunu bırak da ne olacak bizim halimiz? Natural Born Killers'a methiyeler düzeriz, Clockwork Orange'a taparız, Funny Games'i ağzımız kulaklarımızda zevkten sekiz köşe seyrederiz, Reservuar Köpekleri denildiğini işittiğimizde aklımıza şarkı söylerek kulak kesme sanatı gelir ve gözlerimizdeki parıltıyı gizleyemeyiz. Bunları bir yanda tutup şimdi şu yunus haberini okuduğumuzda -şahsen benim- uykum kaçtı o gece. Senin de miden bulanmıştır.
    Kız nedir bizim sorunumuz ya?

    mathy;
    ben böyle biriyim işte...

    makas;
    kitaplar, nicelik ve nitelik açısından çok dikkatli ve titiz olarak seçilirse hedefi 12'den vuruyor insan, ama bu öyle zor ki aslında.
    Seni eski bir yazımla tanıştırmama izin verir misin?

    http://postmortemofvirgilius.blogspot.com/2006/11/bacona-reddiye.html

    YanıtlaSil
  9. ya beni baştan savdın, ya az dedin öz dedin!
    hangisi? :P

    YanıtlaSil
  10. mathy, çok daha uzun olan ama uçup gittiği için kendimi dondurmayla teselli ettiğim evvelki yorumumda en çok sana yazmıştım, böylece sen hakkını kaybettin :P

    YanıtlaSil
  11. Şekerim ben bu konuya ciddi ciddi kafa yordum biliyor musun? Yani normalde kimseye eziyet edebilecek tıynette bir insan değilim, kanlı film aşığı olsam da kandan (özellikle benden çıkıyorsa) çok korkuyorum yani görünce bayılacak gibi oluyorum. (adeti saymıyoruz, düzenli olarak korkmuyorum yani :)) Ama gel gör ki, nerde bir orjinal eziyet sahnesi, nerde kanlı cinayet sahnesi, romanı varsa ben ordayım hemi de yalanarak..
    Bazı teoriler geliştirdim kendimce:
    1- İnsanların hepsinde az ya da çok kan dökme güdüsü var. Libido gibi kiminde yüksek kiminde düşük. Ama içerde bir yerde kan dökmek isteyen bir beast mevcut. Buna kanıt olarak şu elektrik vermeli psikolojik deneyleri düşünebiliriz. Tamam orda baskı sonucu eziyet ediyor insanlar ama bu güdü aslında yüzeye ne kadar yakın ki hemen otoritede çözülüp anında ortaya çıkıyor.(Ayrıca bknz: Lord of the flies)
    Neysem bazı insanlar bunu bastırırken ve hiç düşünmezken bazıları da bunu kurgu yoluyla tatmin ediyor yani bu yanın farkında ama gerçek hayata dökmeden kurgu bu ihtiyacı görüyor ve bastırıp yok sayanlardan çok daha tehlikesiz insanlar oluyorlar. Yani tehlikesiziz pür-i pakız bu teoriye göre..
    2- Sevdiğimiz abimiz Erich Fromm insanları ikiye ayırıyor yaşamsever ve ölümsever olarak. Yaşamseverler bildiğin çiçekçi böcekçi, yönü geleceğe dönük, hayata güvenen tipler. Ölümseverler ise daha geçmişe dönük, hayata güvenmiyor, hayatın anlamına dair inancı yok ve onu artık ölüm ve yıkım düşünceleri heyecanlandırıyor sadece. Ölmek isteyn tipler değil ama bunlar sadece yaşamaya devam etmeleri için ölüm düşüncesine kapılıyorlar yani ölümle ilgili şeyler bunları heyecanlandırıp yaşamda tutuyor. Twisted birşey.. İşte ikinci teoriye göre de ölümsever bünyeleriz..
    Seç beğen al :)

    YanıtlaSil
  12. şöyle de bir durum var çok küçükken sofinin dünyasını okudum ve bir bok anlamadım evet aynen öyle.anlamışsam da uzun vadede bana getirisi olmadı şimdi hayal meyal hatırlıyorum.şimdi okumak içinse hevesim yok mesela.bence bilinçli aileler ya da bir şey olmalı ki okuma esnasında içerik kontrolü yapılmalı.sonrasında yere göğe sığamayan insanlar bulabiliyorsunuz hayatınızda.çok rastgele okudum ben ne bulursam okudum,onların değerini anlayamayacak yaşlarda okudum sonra ara verdim.değerli olarak belirlediğimiz kitapları ise zihnimin hızla açıldığı şu zamanlarda okumak daha anlamlı.hem zaman kaybetmiş olmuyorum hem de önceden okumuşluğun verdiği bir amağn sıkıcılığından kurtuluyorum.

    teşekkürler eti.

    YanıtlaSil
  13. kesınlıkle katılıyorum.cehalet mutluluktur..demişti sanırım bir düşünür amcam bi de erken öten horozon başı kesılırdı gerçi konuya uydumu bılmem gerçi oldu .. oldu olsada oldu olmasada.

    YanıtlaSil
  14. :))))))
    yazdığın cevaplan, ben bunu bir kayıp olarak görmüyorum, bu bir kazanım aksine.farketmemi sağladın. :P

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!