Bilmediği bir evin loş ve nemli bir odasındaydı, gecenin ileri saatinde ay ışığının kıt kanaat aydınlattığı… Gözlerinin zorlukla seçtiği bir masa duruyordu karşısında, kare veya dikdörtgen mi olduğunu tam kestiremediği, köşeli, yüksekçe bir masa, koyu renk örtüsünün altında. Gösterişli ve zengin işi olduğu her halinden belli olsa da, “neden siyah bu?” diye düşündüğü bir vazoya kaydı gözleri masanın üstünde duran. Karanlıkta siyah göründüğü, aslında başka bir renkte olabileceği ihtimalini aklına dahi getirmedi, siyahtı işte o vazo, kocaman bir siyah siluetti arkadaki pencereyi saklayan perdelerden süzen soluk ışık hüzmesinin önünde kara bir delik gibi duran…
Adamın donuk bakışları vazonun üzerine kilitleyken birden kımıldadığını gördü karşısındaki nesnenin, aşağıya, yukarıya, öne ve arkaya doğru büyümeye başladı vazo, şekil değiştiriyordu, metamorfozdu bu şahit olduğu, bambaşka bir cisimle karşılaşacağını anlamıştı dönüşümün sonunda, titriyor ve izliyordu bu re-formu…
“Eskiden huri gibi karılar görüyordum rüyalarımda, bir de şu halime bak, ne biçim rüya bu” diye mırıldandı içinden, bir rüya gördüğünün farkındaydı. Sadece izliyordu olan biteni. Korku ve sükûnet çabası kol kolaydı. Meksika aksanıyla "do not worry - everything will be okay" derdi hem kendisine, hem de arkadaşlarına şimdi hissettiği gibi korku, umursamazlık, gerilim, merak duyguları karmakarışık olduğunda...
Yıldırım hızıyla başkalaşan vazo, bu düşünceler zihninde akıp giderken birden yeni görüntüsüne kavuştu.
O artık vazo değildi.
Karşısındaki yeni “şey”i tanımladığında donup kaldı bir anda. Çenesi düştü. Tüm bedeni sarsılan adamın artık sükûnetten söz edilemeyecek pörtlekleşmiş gözleri önünde, masanın üzerindeki çiçeksiz siyah vazo yerine, simsiyah bir berjer koltuğun üzerine kurulan Şeytan oturuyordu artık. Keçi boynuzlu, çenesinin altında bir tutam siyah sakalıyla, at toynağı fark edilen ayakları ve parlak kırmızı gözleriyle Şeytan. Sessiz, dik bakışlı, emin, güçlü ve sarsılmaz görüşüyle süzüyordu adamı hâkim edasıyla…
O an adamın dudaklarından ansızın istem dışı bir kelime döküldü, nasıl söylediğinin farkına varamadığı:
“Efendimiz!”
Ter içinde uyandı.
Çabucak bir ayetel kürsü okumaya çalıştı ama nafile, dili dönmüyordu bir türlü, dehşetten tüm vücudu irkilmiş, kasılmıştı o an… Ne yapacağını bilemiyordu, “Efendimiz” demişti Şeytan’a, hürmet ve huşu kokan bir ifadeyle, saygılı bir ses tonuyla.
Hasretle beklediği bir büyüğünü ansızın karşısında görmüş gibi edepliydi o sözcüğü sarfettiğinde …
Rüyalarını unuturdu hep… Uyanır uyanmaz silinir giderdi aklından uykusunda gördükleri…
Ama gün boyu bu hayal, aklından silinmedi.
Bir daha “Şeytan nasıl Tartini’nin rüyasına girip eline aldığı kemanla O’na “Devil’s Thrill’i çalarak öğrettiyse, benim de rüyama girsin ve bilmediğim bir gizemi aşikar kılsın” demeyecekti.

karabasandır o, ayetel kürsi falan çare olmaz ona. derin derin nefes alacaksın bi de soğuk bi duş
YanıtlaSilKarabasan değildi bu, karabasan hali insanın tanımlayamadığı bir durumdur, ama bu açık bir rüyaydı...
YanıtlaSileşhedü...
şimdi ben uyuyordum güzel güzel ama uyku vakti değildi aslında yani böyle akşam üzeri kestirmeye yatmıştım. yatakta böyle gözlerimi açmışım uyandım (yani ben öyle sanıyorum) yatağın üstünde gözlerimin hizasında bir karaltı bana doğru yaklaşıyor. ancak yaklaştıkça belirginleşiyor. belirginleşip yaklaştıkça benim nefesim kesilmeye başladı. net bir şekilde belirgin olduğunda tahmini 2 yaşında bir çocuğun elleriyle boğazımı sıkarak beni boğmaya çalıştığını gördüm. sonra çocuğun yüzü şekil değiştirmeye başladı (takan ve sen buna metaformoz diyorsunuz:) bi baktım değişen şekil benim kafamdaki Allah imajıyla örtüşüyor. ama boğazımı nasıl sıkıyor biliyon mu nefes falan alamıyorum, son dakika golüyle ayetel kürsü okuyayım desem arapçasını bilmiyorum, aklıma sürekli nisa suresinin "kadınlar sizin tarlanızdır, ister ekin ister nadasa bırakın" sözleri geliyor. sonra beyne oksijen gitmediğinden onuda yanlış hatırladığımı anlıyorum. farkındayım ben uyumuyorum ama yataktan kalkmakta mümkün olmuyor, ben "ya allah bismillah" deyip kıçımın üstünde yatakta doğrulmayı başardığımda karşımdaki allah silüeti yavaşça önce çocuğa sonra bir karaltıya dönüşüyor ve ortadan kayboluyor. işin entresan yanı ben hala nefes alamıyorum ve içeride bulunan anneme seslenmek istediğimde sesim çıkmıyor.
YanıtlaSilbi şekilde nefes yollarımı açıp yataktan kalkmayı başardığımda donumdaki ıslaklığı görüp altıma işediğimi düşünüyorum sonra atletinde aynı ıslaklığa sahip olduğunu görüp rahatlıyorum.
vurup kafayı tekrar yatıyorum demek isterdim ama göt korkusuyla odayı acilen terkedip akşam yataklarına gidene kadar anne ve babamın yanından ayrılmıyorum.
sonra sabaha kadar cnbc-e de ally mc beal falan izliyorum.(o zamnalar oynuyordu ne güzel diziydi be) sabaha karşı içim geçmiş.
karabasan hali tanımlanabilir bir haldir.
Benim mottomu çalmışsınız ama cık cık
YanıtlaSilGregor,
YanıtlaSilTipik bir karabasan betimlemesi bu. Tabii antropomorfik (tanrıyı insan şeklinde düşünme) yaklaşımın pek Homeros'çu bir düşünce tarzı olsa da, sonuçta sen "korktun", çünkü bu karabasan hali sende -ve bu deneyimi yaşamış- fiziksel bir kısıtlılık yaratır, bana da olmuştu, ne menem bir şey olduğunu bilirim.
Lakin benim bu yazıda sözünü ettiğim bir rüya sadece, kimse beni ayaklarımdan tutuyormuş gibi yatağa bağlamadı, boğazım da sıkılmadı, nefes almamı zorlaştıracak bir şey de olmadı. (günlük iki paket sigaranın default etkisi hariç)Uyudum, uyandım... Kabus kardeşim bu, o kadar.
Lakin doğrusunu söylemek gerekirse Ally Mc Beal izlemen bana daha korkutucu geldi!
:-)
p.s. Kafka da metamorfoz diyordu.
polente,
YanıtlaSilben bu başlığı edgar e. poe'nun şiirinden arakladım, sana ne oluyor kuzucuğum :-)
Sleep away and dream a dream
YanıtlaSilLife is just a lullaby..
(everthing will flow- Suede)
Ya güzel rüyaymış, sonradan hoşuna gitmedi mi? Başta korkmuşsundur ama..
Bir de şunu düşündürdü bana:
YanıtlaSil"Ateşi seyret, düşün.Bulutları seyret, düşün.Ve işaretler
belirdiğinde, ruhundan sesler gelmeye başladığında, bunun uygun olup
olmadığına aldırmadan kendini bunlara teslim et.Eğer tereddüt edersen
kendi benliğini bozarsın, seni çevreleyen burjuva maskenden daha iyi
olamazsın ve bir fosile dönüşürsün.Bizim tanrımızın adı
Abraxas’tır.Aynı anda hem tanrı hem şeytandır.Onu hem ışıkların hem
de gölgelerin dünyasında bulabilirsin.Abraxas, herhangi bir düşüncene
ve ya herhangi bir rüyana karşı değildir, ama normal ve ulaşılamaz
olursan seni terk eder.Seni terk eder ve düşüncelerini pişirebileceği
yeni bir kap aramaya başlar.
Modern Hristiyan ve Batı dünyası bütünüyle bir kriz noktasına ulaştı
ve önündeki seçenekler pek cazip görünmüyorlar.Ne geçmişimizi
çirkinleştiren kehanet öngörülerini istiyoruz, ne de standartlarımızı
indirgemekle sonuçlanacak, Doğunun insanlıktan çıkartan yolunu.Belki
de geriye kalan tek olasılık Abraxas’tır; yani ruhlarımızı hem içeri
hem de dışarı doğru yansıtmaktır.Saf arketipi, ikisinin birleşimini
bulma umuduyla hem ışığa hem de biyografik köklerimizin derin
gölgelerine doğru yansıtmaktır.Bu saf arketip içimizde bulunan, uzun
zaman önce Atlantis gibi bilincimizin sularının altına gömülen
tanrının otatik imgesidir.Dolayısıyla Abraxas aynı zamanda Bütün
İnsan anlamına gelmektedir."
Demian
Herman Hesse
Talisman,
YanıtlaSilI keep seeing mutilated faces
Even in my dreams
Distorted images
Flashing rapidly
Psychotically abusing me
Devouring my brain
(Eyes Of The Insane - Slayer)
Words of Meng-Tse
YanıtlaSilWhen a man has reached old age
And has fulfilled his mission,
He has a right to confront
The idea of death in peace.
He has no need of other men;
He knows them and knows enough about them.
What he needs is peace.
It isn't good to visit this man or to talk to him,
To make him suffer banalities.
One must give a wide berth
To the door of his house,
As if no one lived there.
[dunno where it came from, but I felt so...]
http://www.blogger.com/profile/00936596737685156697
YanıtlaSilBence uyanmamak daha doğru bir hareket olurdu. Madem o noktaya kadar gelinmiş ve de babayla nihayeten yüzyüze gelinmiş, bir de üstüne efendimiz denmiş, adam gibi iki çift laf edilse ya! Neden korkuyla uyanılıyor. Yıllardır çağırdığımız bir müessese sonuçta!
YanıtlaSilUyanmasaydım, muhtemelen Şeytan'dan af dileyecektim bunca zaman tanrıya taptığım için :-)))
YanıtlaSilBiz buna şartlara göre şekil alma diyoruz...
Bende bir rüya görmüştüm vakti zamanında. Her yerin deprem olmuşcasına yıkıldığı bir durumda yıkılmayan yerlerden biri olan camimin kapısının önünde bir ileri bir geri koşar adım gidiyorum. Sonra karşıma şeytan çıkıyor ve bana şuan hatırlamadığım bişiyler söylüyor. Bnde ona bir iksir aramak için koşturuyordum bu sefer. En son yeşil renkli bir sıvının tüpünü bulduğumu biliyorum. ama veremeden uyandım. :) ilginçti benim şeytanım keldi, insan bedeninde ama kuyruklu idi. kırmızı bir bedeni vardı ve siyah şeritler gibiydi damarları.
YanıtlaSilahaha gecenin 3 buçuğunda tamda okuyım uyuyım demişken, ne düşünce ama :)))
Efsa,
YanıtlaSildepremi, iksiri filan okuduğumda "hangi filmden etkilenmiş de rüyayı görmüş bu tatlı kız" diye aklımdan geçirecekken, rüyanda şeytan abiyi "kel" olarak yazman tek başına orijinalite katmaya yetti rüyana :-)))
Umarım bu yorumu yazdıktan sonra deliksik bir uyku çekebilmişsindir.:P
4 e doğru yatınca, fosur fosur uyudum valla.
YanıtlaSilEh şeytana yeşil iksir veren başka kim olabilirki. :))) hem kel hem kuyruklu idi rüyadaki şeytan bir kere... lütfen kuyrugunu unutmuşsun. :)