9 Ocak 2008 Çarşamba

İki Çift Kaşarlı Tost, Bir Fincan Çay ve Bir Hamlet Alacağım...

"İlk grup saat 9,00'da girdi içeri, gerçekten derse katılacaksanız elinizi çabuk tutun hadi" dedi görevli güzel kız.
Kantinde oturan bir grup insan birbirine baktı, "ama biz 9,30 diye biliyorduk" diye itiraz edecek oldular... Erken başlamışmış, haber vermişmiş, bizler dünyadan bîhaber olanlarmışız.
"Sigaramızı içip gelelim" dediler, ben de o sırada tostumu bitirmekle meşguldüm, otopsiden sonra iştahım kaçar filan, neme lazım.
9,30'da adli tıp kurumunun labirentvari koridorlarında morgun yoluna düşen insanlar...
Kesif bir kokunun bize hoşgeldiniz demesi...
Daha evvel çok defa almıştı bu burun ölümün kokusunu, söz gelimi bir hayata son veren mermi çekirdeğinin dayanılmaz ağırlığını avucumda hissederken, veya vücuda girip yamulmuş bir bıçağın üzerindeki kanları temizlerken...
Ama hiç bir otopsi izlememişti bu gözler, internette gördükleri hariç.
Gerçeği başka türlü oluyor bu meretin, sevişmek ve porno izlemek kadar ayrı şeyler...

Yaşlı bir adam vardı köşedeki masada, ak saçlı, ak sakallı... koca göbeğinin altından çıkmış ayakları sarılı... Vücudu elektrik yanığıyla morlaşmış, Yüzü, kafası bordo renk almış...
Daha öndeki masada bir kadın, o da şişman, boğulmuş sanırım...
Önce kafaları açıldı, ardından çeneden iki bacak arasına kadar tüm göğüs ve karın bölgeleri...
Bütün organları çıkarıldı birer birer...
Ardından "boşalmış" göğüs nahiyesinde kanların çorba kepçesiyle boşaltıldığını gördü bu gözler...

-"Hocam bak tartıyom, 1330 gram çıkacak" diyerek yaşlı adamın kafasından çıkan beyni teraziye koyan görevli, bir kaç saniye sonra "demiştim hocam, 1330 gram" diye seslendi doktora, o da gülümseyerek yazdı elindeki forma...
1330 gram.
Adamın sakallarını ağartan ömründe yaşadıkları, gençliği, eğitimi, evliliği, çocuklarını hangi okula göndereceği, maaşından arttırdıklarını ne şekilde değerlendireceği, aldığı konut kredisinin taksitlerini nasıl ödeyeceği... kızını isteyen çocuğa güvenip güvenemeyeceği... kahvede dün okeyde yenildiği eski ev sahibine yapmayı düşündüğü kötülük... hepsi orada tartıldı, gözümüzün önünde...
1330 gram.
Kadının beyninin ağırlığını duymadım... Aynı anda birden fazla kesim yapılan bir mezbahadan farksızdı orası... ama işlem aynıydı... Onun için de "çok sigara içmiş bu, akciğerlere bakın" dedi o masadaki doktor öğrencilere... Akciğerler "uzun süre iki paket winston light içti bu kadın, ama geçen seneki zammın ardından Lark içmeye başlamıştı." diye fısıldadı belki, fakat işitmedi çoğu...
Koku...
Kafatasını açan/kıran o hızarımsı aletin sesi...
etrafa sıçrayan kanlar...
Tam "alıştım artık" dediğimde, yeni bir şey geldi önümüze...

Bir sedye üzerinde girdi içeri, insanın yol kenarında görse yanmış bir kütük diyeceği...
Sedye üzerinde içeri girdiğine göre kütük olamazdı - o zaman şekilsiz kara kütüğün üzerinde insanî bir şey aradım, ve evet, dişlerini farkettim... Birbirine kenetlenmiş dişler... Gözlerine ilişti gözlerim, gözden başka herşeye benzeyen...

"Ateşli silahla ölüm olayı bu, araç içerisinde infaz edilmiş, daha sonra aracı da yakmışlar" dedi hoca.
Aslında kömüre daha çok benziyordu, kütük daha biçimliydi o şeyden...
Koku daha da ağırlaşmıştı.
Ölüm yetmemişti ona- cezası daha büyük olmalıydı demek...
Kim bilir suçu neydi...

Şakalaşan görevliler...
Gülen, esprili doktorlar...
Parça parça cesetler...
Bir otopsi bitiminde yerde hortumla yıkanıp mazgala gönderilen beyin parçaları, kemik dokuları, iç organ kısımları...

"İşte bu" dedim mırıldanarak, yanımdaki kızıl saçlı kimyager bana baktı kokudan korunmak için ağzını/burnunu sakladığı maskenin üstündeki boş gözleriyle... "İşte bu... Buyuz biz... Bir mezbaha objesi..."

Mezarcı şarkı söyler mezarı kazarken, ve bir yandan da kemikleri, bulduğu kurukafaları atar kazdığı mezarın dışına... Hamlet ve Horatio gizlendikleri çalıların arkasında izlemektedirler onu...

Hamlet: Bu herifte hiç mi meslek ahlakı kalmamış yahu, mezar kazarken türkü çığırıyor!
Horatio: Aynı işi yapa yapa herhalde, hisleri yalama olmuş.
Hamlet: Öyle olacak, değil mi ki, kıt iş gören elin hissi de ona göre bol!

Soytarı: Derken sinsi sinsi yanaştı yaş,
Kapıverdi ümüğümden,
Ne oyun bıraktı, ne oynaş,
Beter etti ölümümden.
(Bir kafatası çıkarıp atar.)

Hamlet: Bir vakitler, bu kafatasının da bir ağzı, bir dili vardı, o da türkü yakardı. Şimdi bu dürzü, ilk cinayeti işleyen Kabil'in elindeki çene kemiğiymiş gibi çalıyor onu yere, Habil'in kafası budur diye sanki!... Şu anda bu eşşoğlu eşşeğin teptiği kafa belki de Tanrı'ya bile çifte atmaya özenen bir politikacının kafasıydı, kim bilir...
Horatio: Kimbilir, efendim...
Hamlet: Belki de "sabah şerifler hayırlar olsun efendimiz! Keyf-i şahâneleri nasıllar?" diye şakıyan bir mâbeyncinin kellesi. Belki de falanca lord hazretlerini kafeslemek için beygirine methiyeler düzen filanca lord hazretlerinindir...
Horatio: Neden olmasın efendim?
Hamlet: Öyle ya. Ama şimdi, Kurtiye Sultanı'nın emr-i hizmetinde, çenesi o yüzden kemirilmiş... Ve bir de tellakın süpürgesiyle oradan oraya savrulan bir hamam tası mübarek! Bu öyle bir inkılap ki, seyre de, akla da sezâ! Onca emek, onca masraf, kemikleriyle çelik-çomak oynansın diye mi yetiştirildi buncağızlar? Düşündükçe, burnumun direği sızlıyor...

Soytarı: Kazmayı salla, küreği savur,
Ser çarşafı, koştur bezi!
Yatağı hazır, çamur mu çamur,
Misafir et kerizi!

(İkinci bir kafatasını çıkarır, atar.)

Hamlet:Al bir tane daha! Bu da niye bir avukatın kafatası olmasın? Ama hile-i şeriyeleri, madde-i mer'iyeleri, evrâk-ı müsbiteleri, berât-ı zilliyeleri, alavere-i dalavereleri nerde kaldı acaba? Niye bu hıyaroğlunun kenef bir kürekle tepesinde tepinmesine ses etmiyor, neden acele tarafından bir bedenen tecavüz davası ikame etmiyor? Hem bu herif sağlığında esaslı bir arazi simsarıydı garanti, o çuvallar dolusu ilâmları, senetleri, çifte hüccetleri, ferâğ, cereme, intikal ve temlik kağıtlarıyla! O bok çuvallarından kala kala bu bombok kuru kafa intikal etti anlaşılan! Çok yaş bir iş! Ceremenin cirmine bak sen! Demek kefilleri onca senet-sepete, çifter çifter hüccete karşılık, onca araziden ona eniboyu iki metrelik şu toprak parçasını ödediler kefâlet! Yahu, o bir memleketlik mülkün tapuları bile sığmaz bu sandığa! Mülk sahibi kaldı mı açıkta!
Horatio: Hem de nasıl, efendim...

İki saate yakın süren otopsi, morg içerikli dersin ardından, acilen sigara içmem gerektiğine karar verdim... Ardımsıra gına gelmiş bir kaç kişi de beni takip etti aynı dersi aldığım. Kantine geçtik, Hamlet kafamdaydı, bir de sürekli olarak Gregor misali geçmişimi ve harddiskimi temizlerken yok ettiğim çok eski bir yazım... İçeriden beraber kaçtığımız öğrencilerden iki avukat, yanımda birbirleriyle konuşurken kulağıma takıldı birinin ötekine söylediği:
- Şişli'ye gideceğim buradan, en sonunda şu araziyi satmaları için ikna ettim benimkini, evrakları hazırlamam lazım, yarın da tapuya geçeriz artık.. Oh be, rahatladım valla!"

Çaylarımızı içip kalktık...


* Hamlet çevirisi Can Yücel'e aittir.

14 yorum:

  1. Gerçekten sizin için neyin önemli önemsenebilir olduğunu merak ettim hayatta...

    YanıtlaSil
  2. Bu blog önemli olan şeyler üzerine yazılıyor...

    Hayat... Ölüm... Sevgi... Nefret... Kibir... Aşk... Hüzün... Korku... Merhamet... Gösteriş... Öfke... İroni... Tamah...
    vs.
    vs.
    vs.

    YanıtlaSil
  3. Bir zamanlar ben de girmiştim otopsiye, kuzenim tıpta okuyordu, onun arkadaşlarından birinin kimliğini kullanarak, kaçak yani. Sonra da oturup iki tane otopsi raporu yazmıştım. Sene 2000 filan. Bilgisayarda değil ama kağıtta var, çok benzer yerlerde dolaşıyoruz gene sayın postmortem :) Eğer üşenmezsem yeniden yazıp, üşenirsem de scan edip kendi dükkanıma koyucam onları yakın bir zamanda. Haberdar ederim

    YanıtlaSil
  4. aslında benzer duyguları bilmek ve yaşamak için otopsiye girmeye gerek yok,ailenizden 2 kişiyi kaybedince yine aynı sularda dolaşıyorsunuz...

    YanıtlaSil
  5. katılmıyorum, bu başka bir şey, vircilyus'un da belirttiği üzere sevişmekle porno seyretmek arasındaki fark gibi. Orada yatan insanları tanımıyorsun, ama ölmüşler. Gerçekten de sürekli bu adamın hikayesi neydi acaba diye düşünüyorsun, sonra yan tarafta görevliler başka bir insanı açıyorlar, kelimenin tam anlamıyla açıyorlar ama. Kafatasının üstünü, elektrikli testereyle kesip alıyorlar, bir gazoz kapağı gibi. Dört gün önce ölmüş bir adam, banyoda bulmuşlar ölüsünü, şişmiş, bir insan nasıl bu kadar şişebilir diyorsun, hiç bu renkte bir insan görmemiştim diyorsun, benim beynim de ölünce böyle akacak mı diyorsun, allahım ölürken umarım üzerimde mavi bir don olmaz diyorsun, çok karışık yani. Yüzleşiyorsun aslında. Her ilkokul öğrencisinin mezun olmadan önce bir kere otopsi seyretmesi gerekir bence. Başka bir dünyada yaşıyor olurduk o zaman

    YanıtlaSil
  6. Keşke diyorum bazen özellikle virgilius kadar olmasamda çok şey bilmeseydim,görmeseydim.
    Bir türlü ifade edemiyorum ama yinede deneyeyim
    "cehalet mutluluktur" derler
    cahil olsam içim bu kadar acımazdı heralde...

    YanıtlaSil
  7. Keşke diyorum bazen özellikle virgilius kadar olmasamda çok şey bilmeseydim,görmeseydim.
    Bir türlü ifade edemiyorum ama yinede deneyeyim
    "cehalet mutluluktur" derler
    cahil olsam içim bu kadar acımazdı heralde...

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Ünlü obsesif kompülsif dizi dedektifi adrian monk'un da dediği gibi bu bir yetenek... ama aynı zamanda lanet.

    YanıtlaSil
  10. Mademoiselle Josephine,
    Ölümün ölene veya geride kalanlara yaşattığı ıstırabı, veya Lavoisier'in "hiç bir şey yoktan varolmaz, varken de yok olmaz" deyişinden hareketle-ve ona muhalif olarak ^bir süre evvel mevcut olmayan bir hayat vardı, derken bir şey buna ol dedi ve o hayat 'varoldu', sonra zamanı bitti ve ardından o hayat 'yokoldu', bu ne menem bir bilmece böyle?^ sorusuna cevap bulmaya çalışmak başlı başına bir dehşet unsuru... İşin içinden de çıkamayız zaten, hem kim becermiş ki bunu tarih boyunca?

    Herr Gökhan H.,
    Haberdar etmene gerek yok ki, blogunu senden daha sık açıp okuduğuma da kalıbımı basarım :-)
    Bekliyorum...

    YanıtlaSil
  11. Bence insan olarak dünyada çok müstesna bir yer kapladığımız yanılsamasından doğuyor otopsi korkumuz, deforme cesetler haline gelme korkumuz.
    Küçüklüğümüzden beri hayvan cesetlerinin türlü çeşit hallerini görüyoruz oysa. Birşey değil heriflerin derilerini soyuyoz, bağırsaklarını doldurup yiyoruz filan.. Ama biz insanız ya, cesedimizin başına birşey gelmesi bize çok hakaret çok feci birşey gibi geliyor. Halbuki biz de diğerleri gibi dünyanın artığı haline geleceğiz en sonunda.
    Aklı yüceltmemiz bizi dünya atığı olduğumuz gerçeğinden koruyor ama bir yere kadar.

    YanıtlaSil
  12. Talisman,
    Slayer senin için söylüyor;

    You're nothing
    An object of animation
    A subjective mannequin
    Beaten into submission
    Raping again and again

    YanıtlaSil
  13. otopsi masasında iken cesetler.. hiç o kadar derin düşünmemiştim..
    gerçi kapıda korku bekliyordu..
    zorunlu hizmet ve adli vakalardan sorumlu olduğumda ne halt edeceğim..
    öyle dalmıştım ki kendi derdime..
    ölüm nedenini anlayabilmeyi öğrenmeye..
    zorunlu hizmete ilk gittiğim gün benden yaşlı ve kıdemli meslektaşa kendimi tanıtırken..
    ben doktor atalet.. adli vakalardan çok korkuyorum demiştim..

    sonra.. sıra sıra otopsiler.. keşifler geldi geçti önümden..
    o aman hayallenmeye gerek kalmıyor..
    karşıdan karşıya geçemeyen ninenin kıvrık kalan elinin yanıbaşında yarısı yenmiş yeşil elmayı görüyorsun.. cebinde tığ işi bitmemiş çocuk patikleri.... komşuya gidiyor işte belli.. torunu var yolda..
    kocası ölmüş çoktan tek başına bi ninecikmiş..
    hele o delikanlı devrilmiş bisikletin yanında.. ceket cebinden kalemler üniversite giriş formları sıyrılmış asfalta kaymış..
    o yüzden gereksiz ufak tefek alınganlıklar kırgınlıklar..

    mum gibi insan..
    ne düşünürken gidiverdiği ne peşinde sönüverdiği.. önemsiz ve çok önemli.. kim olarak bakıyorsan.. değişir..

    ama şu cümle.. kıt iş gören elli cümle..
    sağol..
    =)

    atalet..

    YanıtlaSil
  14. Pınar Hanım,
    iki seneden fazla olmuş bu yazıya bakmayalı, bu arada birileri yorumlarını silmiş gördüğüm kadarıyla, diğer yorumlar da boşlukta geziniyor gibi duruyor.

    Bir adli tıp dersinde, sonradan tez danışmanım, daha sonraki yıllarda da güvenilir bir dostum haline gelen hocamdan, gayet soğuk bir ifadeyle meslek hayatında beşbin otopsiye girdiğini işittiğimde ceset kesip parçalamanın kendisi için portakal soymaktan daha kolay hale geldiğini düşünmüştüm. Kaldı ki o kişinin aynı zaman aralığında beşbin portakal soyduğunu zannetmiyorum.

    Adli vakalardan çekinceniz, hiç şüphesiz özgüvensizliğinizden kaynaklanmıyordu.

    Kıt iş gören cümleyi yazanın mekanı cennet olsun :)

    saygılar.

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!