5 Kasım 2006 Pazar

Bacon'a Reddiye...

Çünkü bu benim artık kanamaktan dahi sıkılmış, hal-i hazır durumunu fazlasıyla kanıksayıp "böyle de yaşıyorsun işte, takma kafana be abicim, olur böyle şeyler" diye utanmadan beni teselli etmeye kalkışan yaram...
Bu koca yara, ufacıktı başlarda, ne zaman ortaya çıktığını tam hatırlamasam da, ilk emarelerin belirginleşmesi bir kaç yıl önceye gidiyor galiba... Zamanla lebensraum'unu genişletti, yayıldı, serpildi, ve işte bu günlere getirdi beni...

Anlamıyorum... Zorlanıyorum, kasıyorum kendimi, tekrar okuyorum, üzerinde düşünüyorum, bazen kafamın içine giriyor bir şeyler, çoğu zamansa paralel geçiyor beynime ve uğramıyor içeriye... "Eskiden, çok eskiden" bir çekim gücü vardı beynimin, havada dolanan, kağıtlara yazılı, görsellerle ifade edilen "bilgiyi" çekerdi kendisine, ve hapsederdi sonra içinde tasnifli dosyalara... İşlerdim onları, rafine eder, süzer ve sonra da hükmederdim bilgiye... Ama artık...
Hep şaka yollu "harddiskim çok geniş ama işlemcim zayıf" derim insanlara, lakin bellek doldu işte, itirafımdır... İşletim sistemim bozulmuş olabilir, sonuçta yaşlanıyorum herkes gibi... Virus bulaşmıştır belki de... veya artık yetersiz harddisk, ve neyi nasıl formatlayacağını, sileceğini bilmeyen bir technologically-challenge özürlüsüyüm ben... Böyle değildim... Düşüncelerim hızlı, çıkarımlarım şaşkınlık vericiydi, tenezzül eder de biriyle paylaşırsam hayrete düşürürdüm - tabii anlayabilme yetisine sahip- insanları...
Onlar güzel günlerdi ahbap...

Seneca buyurmuş: "İyi bir zihne sahip olmanın ilk şartı, zihne herşeyi doldurmamaktır."

Gazâli demiş: "Faydasız ilimden Allah'a sığınırım."

En psikopat amca Schopenhauer olduğundan, O iyice abartmış: "(...) Bir çok eğitimli insanın durumu bundan farklı değildir: Okumak kendilerini aptallaştırır. Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni, mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir, zira bu ikinci durumda uğraş kişiye kendi düşüncelerini takip edebilme imkanı sunar. Nasıl ki yabancı bir cismin ağırlığı üzerinden hiç eksik olmayan bir çelik yay, sonunda esnekliğini kaybeder; bir başka kimsenin düşünceleri sürekli olarak üzerinde bir baskı yahut tazyik unsuru olarak varlığını korursa bir zihnin durumu da buna benzer. Sürekli yiyerek bir kimse midesini bozar ve böylelikle bütün bedenine zarar verirse, zihin de lüzumundan fazla beslenerek boğulabilir. Bir kimse ne kadar fazla okursa, okuduklarından kalan izler de kaçınılmaz olarak o kadar az olacaktır; zihin üzerine tekrar tekrar yazı yazılan bir tablete benzer. Derin derin düşünmeye zaman yoktur ve okunan şeyler ancak derin düşünerek hazmedilebilir, eğer bir kimse daha sonra üzerinde durup düşünmeksizin sürekli olarak okursa okudukları kök salmaz, büyük bölümü itibariyle kaybolur. (...) "

Bunca yıllık ömrümü deliler gibi okuyarak geçirdiğim sonucu çıkmasın, yok öyle bir şey, binlerce kitabım da olmadı, ama eskiden unutmazdım okuduğumu...

Şimdi ise içimde acısını hissettiğim tek şey; beynimin ciddi anlamda kıvrımları törpülenmiş bir et parçası haline geldiği,intellectual yetisini büyük oranda kaybetmiş ortalarda gezinen döküntü bir orospu olduğu...

2 yorum:

  1. benim de son zamanlardaki serzenişlerimden biri bu.

    profesör bir hocamız şöyle derdi:

    aranızda en fazla dejenere olmuş beyne sahip kişi benim. çünkü en fazla ben okudum, en fazla eğitimi ben aldım...
    bunu söylerken adeta vahlanırdı kendine...

    -kendi adıma-
    prof da olamadık ama...

    YanıtlaSil
  2. en sağlam mermer bile üzerinde yüründükçe aşınıyor, yıpranıyor mihman...

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!