Şarkı, her ne kadar bunu açıkça ifade etmese de dinleyiciyi İlkçağ Mezopotamyası'na götürür, bunu düşünmek için yeterli sebebimiz var, çünkü;
a) Bir kule, ziggurat nevinden bir bina inşa edilmektedir,
b) Bir büyücü (wizard) konu edilmektedir ancak maddi iktidarı da elinde bulunduruyor olması gerekir ki bu kişi başkalarına bu kuleyi yaptırtabilecek güce sahip olabilsin, buradan da bir rahip-kral olgusu akla gelmektedir,
c) Hava aşırı sıcaktır, ayrıca mekân çöldür.
Şarkı başlar…
STARGAZER
High noon, oh I'd sell my soul for water
(Öğlen vakti, su için satabilirim ruhumu)
Nine years worth of breakin' my back
(Dokuz yıldır kırılacak gibi belim)
There's no sun in the shadow of the wizard
(Büyücünün gölgesinde güneş haram bize)
See how he glides, why he's lighter than air?
(Nasıl süzüldüğüne bir bakın, ama neden daha hafif havadan?)
Oh I see his face!
(Evet, temaşâ ediyorum yüzünü!)
Where is your star?
(Nerede yıldızın?)
Is it far, is it far, is it far?
(Uzakta mı?)
When do we leave?
(Ne zaman gidiyoruz buralardan?)
I believe, yes, I believe
(İnanıyorum, evet, inanıyorum)
In the heat and the rain
(Sıcakta ve yağmurda)
With whips and chains
(Kırbaçlarla ve zincirlerle)
To see him fly
(Uçarken görmek için onu)
So many die
(Öldü pek çoğu)
We build a tower of Stone
(Baştan bir kule inşa ediyoruz)
With our flesh and bone
(Etimizle, kemiğimizle)
Just to see him fly
(Sadece onun uçtuğunu görmek için)
But don't know why
(Ama bilmiyorum niye)
Now where do we go?
(Peki şimdi nereye gideceğiz?)
Hot wind, moving fast across the desert
(Sıcak süzgar hızla süzülüyor çölde)
We feel that our time has arrived
(Zaman geldi, hissediyoruz artık)
The world spins, while we put his dream together
(Dünya dönüp durdu, biz bu rüyayı gerçekleştirirken)
A tower of stone to take him straight to the sky
(Bir taş kule, onu doğruca göğe çıkaracak)
Oh I see his face!
(Evet görüyorum yüzünü!)
Where is your star?
(Nerede yıldızın?)
Is it far, is it far, is it far?
(Uzaklarda mı?)
When do we leave?
(Ne zaman terk ediyoruz burayı?)
Hey, I believe, I believe
(İnanıyorum, inanıyorum)
In the heat and the rain
(Sıcakta ve yağmurda)
With whips and chains
(Kırbaçlarla ve zincirlerle)
To see him fly
(Uçarken görmek için onu)
So many die
(Öldü pek çoğu)
We build a tower of Stone
(Baştan bir kule inşa ediyoruz)
With our flesh and bone
(Etimizle, kemiğimizle)
Just to see him fly
(Sadece onun uçtuğunu görmek için)
But don't know why
(Ama bilmiyorum niye)
Now where do we go?
(Peki şimdi nereye gideceğiz?)
All eyes see the figure of the wizard
(Bütün gözler büyücüyü izliyor)
As he climbs to the top of the world
(O dünyanın zirvesine tırmanırken)
No sound, as he falls instead of rising
(Çıt yok, yükseleceğine yere çakılırken)
Time standing still, then there's blood on the sand
(Zaman donuyor sanki, kumlara kanı yayılmışken)
Oh I see his face!
(Yüzünü gördüm!)
Where was your star?
(Neredeydi yıldızın?)
Was it far, was it far
(Uzakta mıydı?)
When did we leave?
(Ne zaman terk ettik seni?)
We believed, we believed, we believed
(İnandık, inandık, inandık sana)
In the heat and the rain
(Sıcakta ve yağmurda)
With whips and chains
(Kırbaçlarla ve zincirlerle)
To see him fly
(Onu uçarken görebilmek için)
So many died
(Öldü pek çokları)
We built a tower of Stone
(Taşlardan bir kule yapmıştık)
With our flesh and bone
(Etimizle, kemiğimizle)
To see him fly
(Uçarken görebilmek için onu)
But why
(Peki ama neden?)
In all the rain
(Yağmurlar altında)
With all the chains
(Zincirlerin boyunduruğunda)
Did so many die
(Öldü bu kadar insan)
Just to see him fly
(Sadece onu uçarken görmek için)
Look at my flesh and bone
(Etime, kemiklerime, bedenime bir bak)
Now, look, look, look, look,
(Şimdi bak, bak, bak, bak)
Look at his tower of Stone
(Onun taştan kulesine bak)
I see a rainbow rising
(Yükselen bir gökkuşağı görüyorum)
Look there, on the horizon
(işte oraya, ufka bak)
And I'm coming home, I'm coming home, I'm coming home
(Ve artık evime dönüyorum)
Time is standing still
(Zaman durmuş gibi)
He gave back my will
(Arzularımı geri verdi bana)
Ooh ooh ooh ooh
(Ohhh)
Going home
(Evime gidiyorum)
I'm going home
(Eve dönüyorum)
My eyes are bleeding
(Gözlerim kan yaşları içinde)
And my heart is leaving here
(Ve artık burayı terk ediyor kalbim)
But it's not home
(Ama evim değil ki burası)
But it's not home
(Değil)
Ooh
(Offf)
Take me back
(Geriye götür beni)
He gave me back my will
(İstediğimi vermişti bana)
Ooh ooh ooh ooh
(Offfff)
Take me back, take me back
(Geri al beni, geriye, geriye götür)
Back to my home ooh, ooh, ooh
(Ait olduğum yere götür, ohhh…)
* * * * *
Arapların güzel bir sözü var: “Mazmun (yani zımn edilmiş, gizli mana) şairin karnında gizlidir” derlermiş. Peki ne demek istiyor şair burada diye düşündüğüm zamanlarda aklıma bu söz gelir, “bu bok şairin bağırsaklarında geziniyor, ben bilemem tam manasıyla ne menem bir şey olduğunu, hasbelkader bir yerde sıçarken onu görecek olursam anlarım ancak” diye gülümserim sonra. Stargazer’i yazan grup üyeleri aslında ne düşünmüşlerdi de böyle garip bir şarkı sözü güftelemişlerdi, bir fikrim yok, kimsenin de olamaz, bizler bir ellerinde kalem, diğer ellerinde bira, saman kağıtlara bu şarkıyı karaladıklarında orada değildik, şiir formu olarak bakıldığında da bir özelliği yok bu güftenin, ama Toynbee’nin dediği gibi “şiir dili, vahyin diline benzer, anlamı semboliktir (yani mazmundur) çoğu zaman ve aklın diline tercüme edilemez.” Muallim Naci de şöyle buyurmuş: “Şiir hem nazım, hem nesir kisvesinde tecelli edebilir. Bir söze manzum olduğu için şiirdir denilemeyeceği gibi, mensur olduğu için şiir değildir de denilemez.” Bu koca adamların söylediklerinden, şiiri şiir yapan ana unsurun sembolik anlatımlar, yani gizli/gizlenmiş (günün kelimesi mazmun) anlamlar olduğu neticesine varabiliriz. (Ben varıyorum şahsen.) İşte, bu nedenle tefsir (interpretation) etmek gerekir, hatta zorunluluk halini alır bazen, şerhler de tamamlayıcı özellikler taşıyabilir. Ve gene işte, bundandır Stargazer’i dinlediğimde içimde hissettiklerimi yazmaya niyetlenmem. William Hazlitt de “şiir akıl diline çevrilemez” gibi bir söz etmiş, “Ve çünkü her söz eksiktir ve insan söz söylemeye kâdir değildir” diyen şaire sırtımı dayayarak itiraf edeyim ki, ne kadar uğraşırsam uğraşayım istediklerimi yazamayacağım, çünkü kelime dağarcığı geniş olsa da insanın, duygu ve düşünüşünün ne hızına yetişebilir, ne de çeşitliliğine… Lisan kısıtlı bir alettir.
Stargazer mahvolan bir hayatı anlatıyor… Tefsir bitti, aslında hepsi bu! Kısa olduğu kadar net ve açık değil mi?
Devamı tabii ki gelecek... Pek yakında...
bu yazıyı belki 2 yıl önce okumuştum. ama şarkıyı bilmediğim için hakkını verememişim demek ki. deminden beri şarkıyı dinliyorum, yazıları okuyorum da virgilius,
YanıtlaSilHe gave me back my will
(İstediğimi vermişti bana)
bunun yerine "irademi geri vermişti bana" diye düşün, bambaşka oluyor. şiir acayip bir şey. ve bu şarkı da şiirden hiç aşağı kalmıyor. leziz bir üçleme bu.