Covid-19 hız kesmeden yayılıyor dünyada. Dün Mustang çok
uzun bir zaman sonra bizi ziyarete geldi, Havva’nın burnunda tütüyordu ne
zamandır. Durmaksızın gezip tozan, sağda solda sürten bu genç hayvanın boğazı
gıcıklanıyormuş üç dört gündür, anneciğine dert yanıyordu acaba virüs bulaşmış
olabilirmiş kendisine. Evet gerizekalı. Diğer semptomları sorduk, hiç biri yok
kendisinde. Sonra yarım ağızlı endişelenmeyin, iyiyim, size de bulaşmaz filan
diye de saçmaladı. Bu kadar salaklığa gönlüm razı değil. Hiç dikkat etme, her
şey normalmiş gibi davran, boğazında birazcık rahatsızlık oluşunca hemen
sızlan, sonra da yok bir şeyim diye kendi kendini yalanla. Dayanamadım, ‘senin
için değil, kendimiz için endişeleniyoruz, seninle mesafemiz kontrollü, yüzüne
de maskeyi taktık o yüzden şu an bir şey olmaz bize, ama sen buradan çıkacaksın
ve hastaneye babaanneni ziyarete gideceksin, eğer virüsü daha önce kapmışsan
onu orada babaannene bulaştıracaksın, babaannenden de hemşireye geçecek. O
hemşire başka hastalara ve doktorlara aktaracak virüsü. Doktorlardan biri eve
giderken taksiye binecek, o taksi şoförü de gece karısına bulaştıracak. Ertesi
sabah taksicinin karısı çocuğunu markete gönderecek, o çocuk ben yanındaki
reyonda cips alırken hayvan gibi hapşıracak. Ben de eve gelince annene sarılıp bulaştıracağım.
Gördün mü, bu iş böyle yayılıyor.” dedim. Tuhaf tuhaf yüzüme baktı. Salgın ve
salak kelimeleri arasında bir ilinti olmalı.
Mustang’ı bırakalım. Global bir kriz yaklaşıyor. Bir cisim yaklaşıyor diyen adam gibi konuştuğumun
farkındayım, gamlı baykuşun tekiyim, felaket tellalıyım vesaire vesaire. Bal
gibi ortada hayrımıza olmayan gelişmelerin ayak seslerini duyduğumuz gerçeğini
değiştirmiyor karamsarlığım. Devekuşu gibi kuma sokacak değilim başımı, elimden
bir şey gelmiyor, düzeltebilecek gücüm yok, kendimi(zi) sakınabilmem de mümkün
değil, bekliyoruz kurbanlık koyun gibi. Pandeminin etkisini gösterdiği
ilkbaharda marketlerin, manavların talan edilircesine nasıl boşaldığını,
fiyatların çılgınca tırmandığını, üretim – tedarik – satış zincirinin nasıl
bozulduğunu hatırlıyorum, yalnızca iki üç ay önce yaşandı bunlar. Tarım ve
hayvancılığın sarsıldığı bir düzende en zengin kesim ne yapar eder fiyatı artsa
da gıdaya erişimde zorluk çekmez, ama piramidin tepesi haricinde kalan kesimler
nasıl idame ettirebilirler hayatlarını? Uluslararası kuruluşlar önce fakir ülkeleri vuracağını öngördükleri küresel bir kıtlıktan bahsediyorlar, sonrasında daha az fakirlere, sonra daha gelişmiş ülkelere uzanacak böyle
giderse. İnsanlar, marketlerde makarna ya da mercimek gibi görece ucuz ve bol gıda malzemelerini bulamadıkları ilkbahar
aylarında yaşadıkları kaotik ümitsizliği ve korkuyu bir defaya mahsusmuş gibi değerlendirip
hiçbir şey yokmuş gibi davranmaktalar, gene salgın-salak ilişkisine geldik
galiba. Şöyle düşünelim: Benim gibi vasat bir satranç oyuncusunun karşısına,
olmaz ya, rakip olarak Magnus Karlsen çıksın, bir oyuna başlayalım kendisiyle. Kazanma
ihtimalim var mı? Yok. İlk hamleleri yaptık diyelim, e2e4 filan, hatta açılış
piyonlarını değiştirdik, 5-6 hamle geçti, benim “yenilmeyeceğim aq,
direniyorum, direneceğim, işte bakın 6 hamledir mat edemedi beni” diye havalara
girmem akıllıca olur mu? 8. Hamlede atlarımdan birini alsın, 11. Hamleye geldiğimizde
bu defa ‘üç hamle evvel atımı almış olabilir ama beni hala bitiremedi, dimdik
ayaktayım’ diye oyunu seyreden kişilere PR çalışması yapmamı da akıllıca
görmezsiniz siz. Sikecek aq, bu kime ne havadır ya. Benim gamlı baykuşluğum
bundan ibaret sayın okuyucu. Evimize aldığımız fazladan üç paket makarna ve iki
paket bulgur bizi kurtarmayacak. Marketlerdeki raflar, korkarım ki gene
yağmayla boşalacak. Mesele ülkemiz değil, dünya ölçeğinde bir gıda krizinden bahsediyorum size.
Durum ciddi… Juvenalis, Roma’da
kamu düzeninin sağlanmasını ve asayişin daima muhafaza edilebilmiş olmasını iki
unsura bağlar; ekmek ve sirk, oyun. İnsan
yığınları karınları doyduktan sonra ve oyunlarla eğlendirip meşgul edildikten
sonra isyan etmeyi akıllarına bile getirmezler. Bilge Kağan, Orhun Yazıtlarında
çok güzel der; “Kağan olup yoksul fakir budunu bir araya getirdim, fakir budunu
zengin yaptım.” Bundan daha net ifade, Ulug-kent Beyine ait, gayet vazıh ifade etmiş: Halk mesut olmalıdır, halkın mesut olması
için karnının doyması lazımdır. (…) Kara budunun kaygısı hep karındır. Onların yiyecek
ve içeceklerini eksik etme.” Ebu Zer Gifari’nin
meşhur sözü bu perspektiften bakınca daha bir anlam kazanmıyor mu? “Gece yatağa aç girip sabah kılıcına
sarılmayanın aklına şaşarım” demiş bu sahabe. Günümüz dünyasında zengin
zenginleşiyor, fakir de gün geçtikçe fakirleşmekte. Pandemi süreci bile bu durumu değiştirmek bir yana perçinledi. Ne var ki ‘ekmek’
bulabildikleri sürece halklar bu durumu içine sindirmekte bir beis görmez, ta
ki marketler, manavlar, hatta kasaplar boşalıncaya kadar, ya da ürünlerin
etiketlerindeki fiyatlar insanlara Ferrari’ye bakıyormuş hissi verinceye kadar.
İşte o zaman, Allah korusun, dünyanın değişik yerlerinde korkunç olaylara
rastlamak kaçınılmaz olur, önüne geçilemez olayların. Fransız ihtilalinin dahi
ana sebebi açlık ve yokluktu, Dickens bunu çok güzel anlatır.
Oyun meselesini de bu bağlamda ele almak zor olmayacak,
pandeminin şok edici etkisi toplumları hipnotize etmişken politikacıların başlıca derdi futbol maçlarının ne
pahasına olursa olsun oynanması, liglerin devam etmesini sağlamaktı. Avrupa
ölçeğinde basketbol ve voleybol müsabakaları hemen iptal edildi, lig
şampiyonları mevcut sıralamayla tescil edildi ama en büyük ilgiyi gören, circus görevi gören futbolda öyle
olmadı. Önce Almanya adım attı, sonra İspanya, İtalya, Türkiye derken (Fransa
hariç) hemen bütün ülkeler ligleri seyircisiz de olsa oynanan müsabakalarla
başlattılar, ne yapıp edip oynattılar maçları. İnsanları uyutmanın demeyeyim
ama sakinleştirmenin başka bir yolu yok çünkü. Salazar’ın 3F kuralından biridir futbol, ben de hastasıyım sonuçta. ABD kültürü
farklı, orada da rugby ve beysbol benzer mahiyette işlev görüyor. Fakat ne
olursa olsun, genel fakirleşme, pandeminin insanların öncelik sıralamalarını
değiştirmesi, futbola dahi yansımış halde. En değerli oyuncular listesine
bakıldığında 4-5 ay önceye kıyasla her yıldız sporcunun transfer/bonservis
ücretinde kayda değer bir düşüş söz konusu. Bu herkes açlıktan kırılırken
Samsung’un TV fiyatlarını kırmasına benziyor. Bu oyuncuların hiç biri kötü bir
sezon geçirmediler, hepsi de dünyadaki her sporseverin taraftarı olduğunu
takımda görmek için kurban adağı verecek kişiler, ama fiyatları neden düştü
acaba?
![]() |
| Jadon Sancho balonunun bu listede ne işi var aq? |
Cevap çok basit. Çünkü, bir cisim yaklaşıyor.






