Bir insan, okurken orgazmik titremeler yaşadığı, satırların
çoğunun altını çizip neredeyse her sayfasının bir köşesine türlü yorumlar
düştüğü, aslında düpedüz âşık olduğu bir kitabı neden bitirmez?
Bu sorunun cevabı yok. Cevap olarak ileri sürülecek hiçbir açıklama,
muhatabı ikna edemez.
Hacca gitmekten bahsetmiyoruz, “çok istiyorum ama şimdi
zamanı değil, belki ileride bir gün” gibi bir ötelemeyle kıvıramaz kişi, eh, kitap
elinde, yarısına kadar gelmiş, üstelik mest olmuş, e neden bıraksın di mi?
“Alacağımı aldım ondan, hep aynı şeyler yineleniyor zaten”
de diyemez, çünkü öyle değil.
Ne kitabın ağır geldiğiyle izaha yeltenebilir, ne de
sıkıldığıyla. Ağır gelse, zevk ü sefa içinde okumazdı yarısına dek, sıkılsa
zaten onca altçiziyle uğraşmaz, yorum niteliğinde notla süslemezdi yaprakları.
Orgazmik titreme diyorum, öylesine bir haz benzetmesini
boşuna yapmadım başta.
Anlatamıyorum çünkü kendime de açıklamam mümkün değil, ne
var ki hayatımda üç tane şaheser var bunu yaşadığım, kelimenin tam anlamıyla
başucu kitabı olarak gördüğüm, ama netice olarak bitirmeyip yarıda bıraktığım. Çok
hacimli filan da değiller yani. Bunlardan biri, Arnold Toynbee’nin ‘Tarihçi Açısından Din’ isimli eseri. Diğeri, bir
İbn-i Arabi kitabı, Claude Addas’ın kaleminden Kibrît-i Ahmer Peşinde. Nutella kaşıklar gibi vecd halinde sayfaları yutarken
birden bire bir kenara koyduğum kitaplardan ikisi bunlar.
Üçüncü kitap, bu aralar elimde. Hayatımı alt üst eden KHK’nın
üzerinden bir sene geçti ve sanki sene-i devriye bekler gibi elim ilk defa
okumak için kitaba uzandı bu günlerde. Havva’nın redaksiyonuna yardım etmek
için lanetler eşliğinde üzerinden geçtiğim Virginia Woolf hariç, haber ve köşe yazısı dışında ilk defa kitap okumak
istedim ve sanki çok önceden buna hazırlanıp bekliyormuşum gibi kitaplıktan
doğruca üçlemenin saymadığım üyesine uzandım, raftan çekip aldım.
Bir sene sonra kitap okumaya başladığımı yineleyerek,
Rabbime hamd ediyorum, ne kadar doğru yapmışım 11 sene önce yarısını okuyup
bıraktığım için. (İçinden bir fiş çıktı, 27,06,2006 tarihinde Taksim Gezi
Pastanesinden vermişler. Bir icetea=4TL, bir portakal suyu=6,50TL. Oha, o zamanki fiyata bak! Ağzıma
icetea sürmediğime göre portakal suyu benimdir, bir erkekle Gezi gibi pahalı
bir pastaneye de gitmiş olamam, kim bilir hangi kızla beraberdim o gün. Hatırlamıyorum
ama çantamda Schopi varmış, orası kesin.)
Her şeyin ötesinde, adamım sanki benimle sohbet ediyormuş
gibi yazmış; ne yalan söyleyeyim eskiden de ne vakit Schopi okusam kendi
kendime terapi yaptığımı hissediyordum, gene öyle.
Çok şükür onca travmanın ardından, sanırım yavaş yavaş normale
dönme yoluna girmişim galiba.
Şimdi düşünüyorum, diğerlerini okumak için nasıl bir
felakete ihtiyacım olduğunu…

