On dakika önce kapı çaldı. Garipsedim, yemek ve damacana su siparişlerim dışında kapıma kimse gelmez ki. Merdivenden alt kata inerken kim olabilir diye aklımdan geçiriyordum. Kapıyı açtığımda karşımda şu yazıda bahsi geçen hanımefendiyi gördüm, apartman komşularımdan biri. Coşkulu merhabasına kapıyı geç açtığım için özür dileyerek mukabele ettim; terasta olduğumu tahmin ettiğini gülümseyerek söyledi. Sonra ansızın heyecanla, her zamanki nezaketiyle ve kıpır kıpır konuşmaya başladı; aklına spontane olarak gelmiş, benimle paylaşmak istemiş, bir kuzeni varmış, İş Bankasından emekliymiş, hiç evlenmemiş, bakımlı ve çok iyi kalpli biriymiş, yalnız yaşıyormuş, kendi evi varmış, beni kuzeniyle çok yakıştırmış, acaba düşünür müymüşüm, tanışmak ister miymişim?
Donakalmış olmam biraz daha konuşması için onu cesaretlendirdi sanırım: Beni çok beyefendi, düzgün biri olarak görüyormuş. “Ablanız olarak söylüyorum, ikinize de çok iyi geleceğini, anlaşacağınızı düşünüyorum” diye eklerken merakla kapı ağzına gelen kediyi gördü ve gülümsedi, “onun da iki kedisi var.”
Cüret genelde haddini bilmezlere, cahillere yakıştırılır, cesaret ise aklı başında olanlara. Burada hangisiyle karşı karşıya olduğumdan emin değilim. Neticede beni, 226 gündür yalnız, Still-Havva’sız zavallı bir hayat süren Virgilius’u kuzeni ile tanıştırmayı hayal eden benden yaşta çok büyük bir hanımefendi söz konusu.
Bütün kibarlığımla beni onore ettiğini, böyle bir şey düşünmüş olmasının bana ne kadar değerli hissettirdiğini dile getirdim; duyduğu güvenden ötürü teşekkürlerimi ardı ardına sıraladıktan sonra “Still-Havva’yı unutamıyorum, ben aslında hala onunla yaşıyorum” dedim. Anlamadı, “Aaa, gene beraber olma durumunuz var mı?” diye sordu. Hayır, öyle bir şey olmayacak şeklindeki cevabımı işitince de ayıplar gibi “ama bu durum doğru değil, sağlıklı da değil, toparlanmanız lazım” yorumunu yaptı. (İşte bu, cüret. Ne cüretle bunu söyler? Haklı olmasına haklı ama bunu söylemek haddi değil.)
Zamana ihtiyacım olduğunu söyleyince geri adım attı, hak verdiğini söyledi. Daire kapısından asansöre hareket ederken “beni kuzeninize layık gördüğünüz için onur duydum, çok teşekkür ederim” dedim. Kocaman gülümsedi, geri çevrilmiş olmanın huzursuzluğunu yansıtmamaya çalışıp iyi günler diledi.
Bir alttaki yazıyı okusa bu teklifi yapmayı bırakın, daire kapımın önünden bile geçmezdi hanımefendi.
Kadının ismini hala bilmiyorum bu arada. Linkteki yazıyı yazdığımda da bilmiyordum.
Adını bir şekilde öğrenmeliyim. Kuzeniyle beni evlendirmeyi hayal eden bu çöpçatan hanımefendinin ismini bilmiyor olmak da benim ayıp haneme yazılsın.
Ne tuhaf şeyler yaşıyorum Allahım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!