Yazılacak o kadar çok şey var ki…
Daha önce yazdıklarıma bakınca, içimdekileri buraya dökmeye gerek yok artık düşüncesi geçiyor aklımdan.
Beni affetmesi ve evlenme teklifimi kabul etmesi için yörüngesinde çılgınca döndüğüm, aç bir yavru kedi gibi aralıksız yalvardığım, o vakitler çalıştığı işyerini çiçek ve hediye yağmuruna tuttuğum zamanlardı, 2016 senesinin nisan ayı. Gene bir gün benimle evlenmesi için dil döküyordum. Bir an gözlerini bana dikip, “sen evliliğin ne olduğunu biliyor musun? Evliliği ne zannediyorsun?” diye sertçe sormuştu. Bunu, üstelik böyle haşin bir üslupta sormaya elbette hakkı vardı: Kesintilerle örülü olsa da beni beş yıldır tanıyordu, onunla iki ya da üç gün beraber olduğumda içimin şiştiğine, bunalıp evime gitmek ve yalnız kalmak istediğime yüzlerce kez şahit olmuştu. Üstelik sadakat demeyeyim ama bağlılık sorunum olduğunu da pekâlâ biliyordu. Evlendiğimiz takdirde pişman olacağımı, kendisini de pişman edeceğimi, ya ayrılık, ya aldatma gibi olayların yaşanacağından endişe ediyordu bunu sorduğunda. Bu konuda gerçekten sicilim bozuk olduğundan ancak samimiyetime dair verdiğim sözlerle kendimi savunabilirdim. İkna oldu. İnandı bana. Evlendik.
Evliliği bitirmeye dair kararını bana açıklarken, 5 Kasım 2024’te, hani o sabaha kadar konuştuğumuz gece, Still-Havva’nın ağzından şöyle bir cümle çıktı; (ikinci evliliğinden de boşanacak kızı hakkında annesinin çok üzüleceğine, utancından başını yerden kaldıramayacağına dair sözleri mırıldanırken) “istersen ‘kızınız evliliğin ne olduğunu bilmiyor’ dersin.” Bu cümleyi ondan işitmek ne kadar tuhaf.
Benimle evlenme kararını verdiğinde, kız kardeşlerinin, bizi tanıyan yakın arkadaşlarının nasıl da şiddetle itiraz ettiklerini, Still-Havva’ya “sen deli misin, bu adam seni gene yarı yolda bırakır, kalbini kırar” dediklerini biliyorum; Still-Havva’nın ise tüm bu uyarılara rağmen beni savunduğunu.
Son planda bırakılan benim. Ben kaldım geride.
Evliliğimiz boyunca biraz pislik yapma, cıvıtma babında dilime pelesenk olmuş bazı sözler vardı:
“Sen beni sevmesen de ben seni seviyorum.”
“Senin mutluluğun benim için her şeyden daha önemli.”
Vardığımız nihai noktayı göz önüne alırsak, onu sinir eden, “öööööfffff!, yeteeeer!” isyanlarına yol açan bu sözlerin doğruluk payı taşıdığını inkâr edemeyiz sanırım. Beni (ne zamandan beri bilmiyorum ama) artık sevmiyor, bense hala çok seviyorum, aşkla doluyum. Boşanma kararına tüm isyanıma rağmen saygı duydum; benimle mutlu olmadığını, ayrılmak istediğini söyledikten sonra… O'nun mutluluğu için.
Bir de, aldığımız tüm büyük kararlarda, soranlara hep aynı cevabı verirdim: Anadolu yakasına taşınmamızda, ardından iki kişilik hayatımızda bu defa dubleks bir eve geçmemizde, köpek sahiplenmemizde, bu gibi majör konularda başkalarına verdiğim cevap sabitti:
“Still-Havva öyle istedi.”
Yalan da değildi üstelik.
Boşandı benden. Mahkeme kararı -hala- tebliğ edilmedi ama sonuçta ayrıldık.
Still-Havva (gene) öyle istedi.
Günler sonra dün mesaj yazdım kendisine, halinden memnun olmasını, pişmanlık ya da mutsuzluk duymamasını tüm samimiyetimle dilediğimi yazdım. Memnunmuş, öyle cevap verdi.
Evliliğin ne olduğunu bilmeyen Virgilius’tan kurtulduğu için memnun olacak tabi ki.
O’nun mutluluğu her şeyden daha önemli.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!