Akşam kayınvalidenin, yani artık Still-Havva’nın yaşadığı eve, helalleşme ve veda görüşmesine gittim. Rica ettim "sen yanımızda olma" diye, Still-Havva bu isteğime saygı duydu. Yirmi dakika anca durmuşumdur, sonra da çıktım kahvemi bile bitirmeden.
Sinirlerim alt üst. Saatlerce yürüdüm, eve gece yarısına doğru geldim.
Ben, insanlardan azıcık anlayışı da geçtim, minnak bir acıma duygusu bile beklemekte yanlış mı yapıyorum? Bu kadar alttan alıp da sonra hor görülmek niye? Direnip itiraz etmem, “boşanmıyorum, hadi elinden geleni ardına koma” mı demeliydim en baştan? Bunun Still-Havva’yı ne kadar yorup inciteceğini bilsem de öküz gibi mi davransaydım?
Kayınvalide hiçbir şekilde müdahil olmak istemiyor, tamam. Saygı duyuyorum.
Baldızlardan salak olanı, sanki ortalığın amına koymuşum gibi davrandı utanmadan. Hiç bozuntuya vermedim, sonuçta şimdilik-kayınvalideme büyük saygım var. O kadıncağızı üzemem. En ufak bir renk vermedim orada.
Ben kendi anneme “Still-Havva beni yetersiz ve mücadeleden kaçan biri olarak görüyor, bundan ötürü bana saygısını kaybetti” diye açık açık anlatmıştım. Still-Havva’nın kendi ailesine neyi nasıl anlattığını bilmiyorum.
Yoksa ortada hiçbir şey yokken kendi kendime gelin güvey olup deliye mi döndüm?
Ruh sağlığım zaten malum.
Fiziksel sağlığımı hızla kaybettiğim belli.
Akıl sağlığım da mı tehlikede artık? O noktaya mı gidiyorum?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!