İki gündür yazdığım onlarca mesaja tek bir cevap vermedi.
Kendimi nasıl kasıyorsam, dişlerimden birinin küçük bir parçası kırıldı, ona bakarken fark ettim ki bir başkası çatlamış.
Bugün annemler Armutlu’dan İstanbul’a döndüler. Bizim (?) ev yollarının üzerinde, aslında biliyorum, uğramak istiyorlardı geçen senelerde yaptıkları gibi. Hem oradaki çarşı-pazardan bizim için aldıkları sebze meyveleri bırakırlardı, hem de babam biraz uyur, dinlenirdi. Annem kibarca ağzımı yokladı gelsinler mi diye. Ben de kibarca kendimi çok iyi hissetmediğimi, eğer onlar için sakıncası yoksa şimdilik gelmemelerinin daha iyi olacağını söyledim, hiç ikiletmedi bile. Benden beklenen, onları Bakırköy’deki evlerinde karşılamam olurdu, hoşgeldiniz der, öte berilerini taşır, öpüp ayrılırdım. Bu defa öyle olmadı; dersten çıkış vaktini hatırladığım kadarıyla Marmaray istasyonuna gittim, Still-Havva’yı bir ümit görürüm diye bekledim iki saate yakın. Belki sınav zamanıdır, ders yoktur, belki erken çıkmıştır, belki dersten sonra kalmıştır okulda. Bilemiyorum. Boşuna bekledim.
Hiçbir mesajıma cevap vermiyor. Ya yok sayıyor okuduklarını, ya bana kızıyor onu rahatsız ediyorum diye, belki de içinde bir yere dokunuyordur yazdıklarım ama cevap vermiyor. Boşanana kadar sabredip sonrasında beni telefonundan bile engellemesi çok muhtemel.
Fiziksel sağlığım gerçekten çok kötü. Karnım, göğsüm, sırtım, hepsi ayrı ayrı ağrımakta. Kafamın içinden düpedüz cızırtı geliyor, sanki trafodaki elektrik akımının sesi gibi.
Mesajlarımda mücadele etmek istediğimi, buna fırsat vermesi için eve dönmesi için yalvarıyorum ama nafile. Kendim yazıyorum, vermediği yanıtları okuyup ağlıyorum.
Of çekmelerim komşuları rahatsız ediyordur, ona şüphem yok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!