Bunu anlatmak çok kolay değil.
O kadar yalnızım ve kimsesizim ki, duygularımı bloga yazmaktan başka hiç bir mecram yok içimi dökebileceğim...
Geçmişte bu konuları konuşabildiğim tek insan Polente'ydi, olaylar bu raddeye gelmeden çok önce, vahametine dair beni uyarabilirdi aslında, kızcağızın ailesi, çocukları, bir sürü hastalık sorunu var, aleyhinde bir şey yazmak haksızlık ve ayıp olur. Gene de iş işten geçtikten sonra geçen akşam 'konuşmak istersem buradayım' içerikli mesajını okuyunca içim kalktı. Bunca şey olup bitmiş, şimdi yemeğin üstüne tatlı niyetine benden bir ısırık alma peşinde. Daha önce neredeydin? Still-Havva benimle konuşmayıp sorunu kendi kendime anlamamı beklediğinde, sana bundan bahsettiğinde neredeydin? O zamandan bu yana kaç defa görüştük seninle, beş sene önce sorunları ondan işittiğinde neredeydin?
Evet, blogtan başka kimsem yok. Çok acıklı.
Önce şok. Ardından acı. Yoğunlaştı, çaresiz halde olduğumu idrak edince kedere dönüştü. Haftalardır kedere gömülü bir şekilde zorlukla nefes alırken, ötesi yok sanırken, dünden beri kahır halini aldı durumum.
Kanser olsam haber vermemi istemez. Evde kaza geçirsem onu aramamı garipser. İhtiyacım olsa sesimi çıkarmamı ayıplar. Gerçekten ya, sanki ona bir kötülük yapmışım, etini cımbızla koparmışım, parasını gizlice alıp sanal kumarda batırmışım ya da başka türlü bir eziyet etmişim gibi davranıyor, yetmiyor, benim de kendisinden o derece utanmamı umuyor gibi. Yüzsüzüm tekiymişim gibi davranıyor, imaya tenezzül ettiğinde.
"Ben sana ne yaptım?" sorusunun kısa bir cevabını veremiyor ama.
Önemi yok. Bunların hiç birinin önemi yok artık.
Daha önce de yazdım burada: Her ne yapacaksam, ona bir mesaj, teatral bir gösteri filan taşımayacak.
Benim aldatılmayı kaldıracak gücüm kalmadı. Bıktım. O kadar.
Kahır hissi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!