27 Kasım 2024 Çarşamba

Issızlığın Ortası Üzerine...

Still-Havva’nın çalışma odasından ipek vokalli Sade şarkıları ilişiyor kulağıma. Sabah o ve baldız eve geldiler, eşya toplamaya devam. Eşya dediğim kitaplar. Pratik hayatta markaya ya da gösterişe önem vermeyen, işimizi sorunsuz görsün, yeterli olsun bizim için kâfi diye eşyalara, cihazlara yaklaştık biz, en değerli varlıklarımız ise kitaplar. Taşınmalarda en çok zorluk çıkaran da kitapların çokluğuydu hep. Umberto Eco’nun kütüphanesi gibi değil elbette, gene de epeyce var işte. Aksi gibi kartal yuvası bir ev burası; dubleksin üst katına apartmandan kapı/giriş yok. Ev içindeki merdiven de dar olduğundan, taşınırken üst kata yerleştireceğimiz çekyat, koltuk, kitaplık vs. gibi iri mobilyaların yanısıra kitap kolilerini de nakliye vinci yardımıyla taşımış, fakat terası binanın sokağa bakmayan tarafında bir daireye taşındığımızdan yan komşudan izin vermesini rica etmiştik, bütün eşyalar yan komşunun terasına vinçle konulmuş, terastan terasa, bizim eve aktarılmıştı. Şimdi buradan kitaplar, çalışma masası, bilgisayar sandalyesi filan merdivenle, yani bin bir ıstırapla alt kata inecek işte. Bu yüzden geldi ikisi, Still-Havva bir ay önceye kadar dolu sürahiyi bile kaldıramıyordu boyun omurlarındaki sinir sıkışması yüzünden, hala çok zorlamıyor kendisini, ne var ki epeyce iyileşmiş belli. Ameleliğin çoğunu baldız yapıyor. Ben bir köşede oturmuş, Etosha National Park’taki Okaukuejo göleti çevresindeki doğal hayatı, hayvanları izliyorum, son aylarda hep yaptığım gibi. Sade dinliyorlar eşyaları toparlarken. Aşk şarkıları, ne sevimli ama. 


Kedi şaşkın. Annesinin yanına gitmek istiyor ama o kadar ürkek bir tabiatı var ki, kutu, torba, poşet seslerinden, varlığına alışık olmadığı baldızdan ve haliyle evdeki hareketlilikten ötürü kâh kaçıyor, kâh annesinin yanına gitmek için ortaya çıkıyor. Sonra bir köşede oturan bana sinirli sinirli söyleniyor, kucağıma gelmek isteyip son anda vaz geçiyor, gene kaçıyor gürültüden.


Still-Havva sakin, işine odaklı.

Hava çok soğuk. 


Kalbim buz gibi. 


İçeride “onu da al” cümlesi ilişti şimdi kulağıma. Benim olan bir şeyi alacak değillerdir elbette, kutu/torbalara yerleştiriyorlar kitapları, eşyaları.  


Şimdi toparlanıyorlar.


Kedilerin en hoşlanmadıkları şeylerden biri, yaşam alanlarındaki düzenin değişmesi. Başka bir eve taşınmaktan, mobilya yerini değiştirmeye kadar alıştığı düzendeki farklılaşma, mekânı sahiplenen bu hayvanlarda depresyon yaratıyor. Söz gelimi geçenlerde Still-Havva’nın kokusunu aradığı için annesinin salonda toplanmış eşyaları üzerinde yattığını söylemiştim, o eşyalar alındı gitti, sonra onları aradı bir süre. Ardından kullanmadığım(ız) odadaki koltukta annesine ait bir pike buldu, oraya mevzileniyor benim yanımda değilken. 


Ya benim depresyonum? Biraz önce çıkıp gitti iki kız kardeş, işleri bitti. Still-Havva’nın kitaplığı boş… Bomboş. Koca kitaplık. Benim kalbim gibi boş. 


Kendisini benden kopardı.


Yarın sabah erkenden nakliye arabası gelecek, annesinin evine götüreceği her şeyi alacak adamlar. 


Ev, Still-Havva cumartesi günü evden ayrıldıktan sonra boşalmıştı zaten. 


Benim içim de çöle döndü. Boş, ıssız, soğuk, yakıcı, dehşet verici. 


Kedi huzursuz. Alt katta inler gibi miyavlıyor, belki de annesine sesleniyordur, “geri dönsene, niye gittin gene?” 


 Ama gitti işte. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!