Daha önce birkaç defa değinmiştim, babamın fiziksel olduğu kadar mental açıdan da belirgin şekilde gerilemesi mevzuna. Nörolojik muayene ve çekilen beyin MR’ı ile demans teşhisi somutlaştı. Demans bir çatı tanım, eskiden buna kocama derlerdi. Havva başından beri Alzheimer endişesini dile getiriyordu, genetik olarak Alzheimer anneden çocuğa geçer diye bilinir; rahmetli/rahmetsiz, neyse artık, öz babaannemde Alzheimer varmış, amcalarımdan biri de hayatının son yıllarında aynı hastalıktan mustaripti. Bense iki sene kadar önce geçirdiği korkunç Tüberküloz Menenjite yoruyordum babamın durumunu, sonuçta o da fiziksel sağlığını müthiş yıprattığı kadar beyin zarında tüberküloz bakterisiyle oluşan bir iltihap. Yani tam anlamıyla kırk katır mı, kırk satır mı durumu. Annem ise, “siz yeni dikkat ediyorsunuz, kırk sene önce de aynıydı, o hep böyleydi.” diye endişelerimizi hafife almaktaydı. Babama olan nefretini ve öfkesini bu şekilde dışa vuran annem haksızmış. Babam demans. Şimdilik kendini idare edebiliyor bir şekilde, sokağa çıkıyor, camisine gidiyor, yolları pek karıştırmıyor, bir şekilde devam ediyor hayatına. Araba dahi kullanıyor. Doktor, uzunca bir fiziksel muayeneden geçirdi babamı, sonra sonuçlarının hepimizi olumlu yönde şaşırttığı Addenbrook Kognitif Muayene denilen testten geçti babam. Nihayetinde demans tanısını şimdilik sisteme girmemeye karar verdi, gündelik aktivitelerinde onu dikkatlice gözlemlemeye devam etmemizi, kesinlikle araba kullanmamasını tembihleyerek bir ilaç yazdı, durumunda bir bozulma olursa hemen kendisine getirmememizi salık vererek.
Bu gözlemi kim, nasıl yapabilir? Ben, Havva, tabi ki en başta onunla yaşayan annem, ayrıca diğer akrabalar, arkadaşları, komşular, ayrıca sıklıkla bir araya geldiği diğerleri. Babamla ilgili başkalarıyla paylaşılacak bilgilerin çeşitli avantajları var: Öncelikle babamın fiziksel ya da zihinsel gerilemesine bir anlam verilir, bu bağlamda destek olunması, kimi hareketlerinin ya da sözlerinin hoş görülmesi, ayrıca o kişilerin muhbir (haber veren) hüviyetine bürünmesi mümkün. Ayrıca güvenlik meselesi var, insan karşısındakinin düşkün ve hasta olduğunu bilirse ona göre davranır: Yalnız başına bir yere gittiğine şahit olduğunda haline dikkat eder, mesela yatsı namazından sonra camiden evine dönerken yanında arkadaş olur vs.
Bütün bunlar, bu bilgiyi, yani babamın demansa mustarip olduğunu başkalarıyla paylaşma durumunda yaşanır.
Peki ama mesele bu kadar basit mi? Yani söz gelimi babama söyleyecek miyiz durumu? Bunun hastaları psikolojik yıkıma kadar götüren bir depresyona yol açtığını söyledi doktor. “Ben artık kocadım, bittim, iyileşemem, bunayıp öleceğim” düşüncesine kapılmak gerçekten çok korkunç. Babamın bu kanaate varması mümkün, aklı o kadar yerinde şu an. Üstelik bu depresif hal kendini iyice hayattan çekme, eve kapanma ile sonuçlanabilir, demans da bu nedenle daha hızlı ilerler.
Tamam, o zaman babamdan sakladık durumunu, bilmemesi daha evla dedik. En iyi, en doğru gözlemi yapabilecek kişi şüphesiz annem. İyi de annem babamdan nefret ediyor. Daha önce de yazmıştım bloga, sevmediği bir adamla, hiç sevmediği bir hayatı elli yıldır paylaşıyor ve o jenerasyondaki çoğu kadın gibi “artık kocam ölsün de ben hayatımı yaşayayım” ruh halinde. Bu konu hakkında biraz daha yazmam lazım: Ekonomik bağımsızlığı olmayan, aileden, sosyal çevreden, din ile zerre kadar alakası bulunmasa da o sosa bulandırıp karın tokluğuna ev kadınlığı, çocuk bakıcılığı, hizmetçi kölelik haline getirilmiş o neslin ev kadını perspektifi, çocuklarının büyümesini, kocasının ölmesini ve böylece özgürleşmiş hayata adım atmayı şiddetli bir sabırsızlıkla bekler. Annemin çevresindeki kadınlar ya bu bekleyiştedir ya da böyle berbat hayatlarının mükafatını bu bekleyişle elde etmişlerdir. Açık yazıyorum: Bir kadının kocasını kaybettiği için duyduğu hüzün, anneme hep aptalca gelmiştir, ya zerre kadar inandırıcı bulmaz ya da o kadının düpedüz aptal olduğunu düşünür. Burada büyüteci anneme değil, tekrar ediyorum, o jenerasyonun kadınlarına tutuyorum. Bu konuda daha çok şey yazarım ama gerek yok. Neyse artık, babam ölsün diye bekleyen ve son yıllarca tahammülü iyice dibe vuran annemin, kocasının demans olduğunu öğrenmesi durumunda tepkisi ne olacaktır peki? “Bunca sene bu adam katlandım, şimdi bir de bunayıp iyice başıma mı kalacak yani? Hiç çekemem, hiç uğraşamam. Bir sürü hastalığım var, ben kendimi zor idare ediyorum artık. Ne hali varsa görsün.” Böyle düşünmesine karışamam, ama babama her sinirlendiğinde “sen bunadın, sen artık bittin, sen kocadın” filan, en sert şekilde kırıcı konuşacağından da eminim. Çünkü (gene o jenerasyona geliyoruz,) kurt kocayınca kuzunun maskarası olur, kadınlar yaşları ilerleyince kocalarına yılların intikamını çok acı bir dille yaşatmaya başlıyorlar. Mutedil geçirilen uzun evlilik hayatının sonbaharında eşlerine yönelik ejderha tavrına bürünüyor kadınlar. Özetle, babamın demans olduğunu öğrenmek annemi daha olgun, sakin, merhametli, anlayışlı yapmayacak. Tam tersi. Zorbalığı frensiz, üstelik fena halde zararlı hale gelecek.
İkide sıfır oldu böylece. Babama demans olduğunu söyleyemiyoruz, bunalıma girmesin diye.
En yakınındaki anneme babamın demans olduğunu söyleyemiyoruz, babama söylemesin diye.
Çevredeki insanlara da o zaman bu sırrı açamayız, o takdirde babama ve anneme söylemediğimiz bu gerçeği bizden değil, başkalarından duyma ihtimalleri var. Kendilerinden sakladığımız bir gizi başkalarından duyarlarsa, bu bilginin kaynağının biz olduğunu da anlayacaklardır.
Toparlayacak olursak, babamda demans başladı, bu bilgi şimdilik bende ve Havva’da kilit altında. Kardeşime de anlattım durumu elbette, binlerce kilometre uzaktan o da benim gibi epeyce kafa yordu, defalarca konuşup fikir jimnastiği yaptık, onun düşüncesi de bu yönde.
Hayat adını verdiğimiz geri dönüşü olmayan bu yolda çıkmaz bir sokağa girdi babam. Tek yapabileceğimiz onu izlemek, daha kötüye gittiğini fak edince de tekrar nöroloğa götürmek. Bir tedavisinin olmadığını bilsek de.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!