Eskiden haftada ya da 10-15 günde bir yazar, geçen süre zarfında olanları filan özetlerdim, bir aydan fazla olmuş buraya uğramayalı. Asli unsur olarak tembellik, bunun yanısıra fırsat bulduğumda (böyle yazınca sanki boş gezenin boş kalfası olduğum gerçeğini yok sayıyormuş gibi hissediyorum) kitap, Civilization, Lichess, Klasik Düşünce Okulu gibi şeylerle zaman geçirmek varken elim bloğa gitmiyor bir türlü. Ama bir şeyler de yazmak lazım en nihayetinde.
Yeğenim, burun estetiği yaptırmanın asıl gündemi/amacı olduğu Türkiye ziyaretini tamamlayarak evine döndü. Evi, Amerika. Sekiz senedir görmediğim, on yaşındayken ayrıldığım, 18 yaşında genç bir kız olarak karşıma çıktı bu gelişinde. Hatırladığım/sandığım gibi salak bir tip değil, aklı başında, hafif şapşik ama Z kuşağının nispeten (az görülür o gerizekalı nesilde) ayakları yere basan bir üyesi diyebilirim onun için konuşurken. Narin, kırılgan, nazlı tabiatı hala pek değişmemiş, bununla birlikte geleceğe dair ya da yapmayı düşündüğü kariyer hakkında kafasındaki anlatırken ses tonu, duruşu ciddileşiyor mesela. Bunda Amerika’da yaşamasının, okumasının ve kendisini oralı olarak görmesinin de rolü yadsınamaz. Türkiye’de 18 yaşındaki bir gencin geleceğe dair yegâne hayali yurtdışına gidebilmektir söz gelimi. Bu ülkede kalmayı, hayat sürdürmeyi düşünen bir gencin zaten aklı yoktur. Yeğenim ise bu açıdan avantajlı. Maça buradaki yaşıtlarından 5-0 önde başlamış gibi bir şey bu. Moda üzerine marketing okuyacakmış, girmeye hak kazandığı okul Manhattan’daymış, bu ayın sonunda üniversitenin oryantasyonu başlayacakmış, bu arada okurken bir yandan da falanca şirkette çalışacak, harçlığını çıkaracakmış, vs vs. Havva tabi kendi oğlu Mustang’dan hiç ama hiç böyle şeyler duymadığı için haliyle etkilendi. Üstelik olmayan kızı için içinde hazır beklettiği sevgi ve şefkati de zarif ve kibar yeğenime boca edince, birbirlerini ilk defa gören/tanışan bu iki cins-i latif, abartmadan söylüyorum anne-kız gibi oldular bir anda. Bunu yazmak çok saçma ama biri annesini ararken “annem olsa Havva’yı bu kadar severdim” cümlesini kullanmış, ötekisi de bana “kızım gibi seviyorum, ne harika bir genç, ne güzel yetiştirmişler” deyip durdu. Kadın milleti manyak vallahi. Bir ay kaldı, bu sürenin yarısına yakın burnu alçını sonra da bandajlı olduğu için sokağa çıkmayı reddetti – utandı nedense, babasının kendisi için çizdiği gezi güzergahlarını dolaşırken elbette ki babasının sekiz sene önce ayrıldığında arkasında bırakıp özlemini duyduğu keyfi alamadı, bana sorarsanız İstanbul’u da hiç sevmedi. (Islak hamburgeri ve bijuterileri ayrı tutuyorum.) Üç gün önce koşa koşa ailesine, evine, ülkesine döndü. Benim/ bizim tarafın dışında yaşadığı bir takım ailevi krizleri de düşünecek olduğumda bir daha Türkiye’ye asla geleceğini sanmıyorum. Sıtkı sıyrıldı kızın. Muhtemelen son görüşüm oldu yeğenimi. Burnu güzel oldu, orası başka.
Babam sanki yıllardan beri yalvar yakar Anadolu yakasına, bize yakın bir yere taşınmalarını söylemiyormuşuz gibi, deprem riski, yaşlılıklarında yanlarında olmamız gerektiği konusunu defalarca yenilememişiz gibi, birdenbire pazar günü bizde kahvaltı ederlerken bu konuyu açtı. Hazırda parası olmadığı için mülk satıp mülk alabilir anca, ama kimsede paranın olmadığı, bankaların kredi vermediği, geleceğin zaten öngörülemediği, ekonominin götünün sikildiği bu dönemde çok geç kalınmış bir hamle bu. Babamın aklı hem geç çalışır. Dünyanın en iyi kalpli adamı, en şefkatli babası, ama en yavaş idrakli ve en takıntılı ataerkil bireyidir kendisi. Maraş depremlerinden sonra bizim oturduğumuz Küçükyalı tarafına ilginin çok arttığını, Küçükyalı-İdealtepe hattının hem zeminin kaya olması, hem insan/yaşam kalitesi ve Paki-Afgan-Suriyeli olmaması konularında cazibe merkezine dönüştüğü, aslında bu eylem için çok ama çok geç kaldığını düşünürsek her zamanki gibi onu eleştirme kolaylığına sığınabilirim, ne var ki nihayet bu yönde bir niyet beyanında bulunması bile aslına bakarsanız büyük bir aşama. Bakalım neler olacak önümüzdeki günlerde.
Ben? Ben genel olarak yarrak gibiyim. Anlatacak çok şey var da, yapacak bir şeyim, düzeltebilecek bir durumum, kaçacak bir yerim yok. Doğum günümü bile es geçmişim, bir şey yazmamışım bloğa.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!