27 Haziran 2023 Salı

Ceku'nun Gidişi Üzerine...

Kimi zaman elim gitmiyor yazmaya. Hem kendimi kişisel bir günlük olarak kullandığım bu sayfaya kayıt düşmek zorunda hissediyorum, hem de içimden gelmiyor. Öte yandan er ya da geç yazılmalı.


Bugün Ceku’suz yedinci güne giriyoruz. Birlikte geçirdiğimiz 2,5 ayın ardından, 20 Haziran günü bir pettaksi ile barınağa geri göndermek zorunda kaldık Ceku’yu. Bir alt posta göz atarsanız içten içe değil, dıştan dışa bunun için can attığımı göreceksinizdir zaten, ama aslında tam öyle bir durum da söz konusu değil. Benim derdim 18.3kg ağırlığındaki iri bir köpeğin tuvalet terbiyesi var, ev hayatına uyumlu diye bize yalan söylenerek tabiri caizse barınaktaki orospu çocukları tarafından kakalanmasıydı; hayvancağızın klinik bir sorunu olmadığı farklı veterinerlerin yaptıkları değişik tahlil ve tetkikleri sonucunda dile getirilmişti, hiçbiri Ceku neden bazen günden bir kaka, bazen yedi kaka yapıyor, izah edemedi. Hiçbiri günlerce sokakta kemik yemediği (yemesin diye savaş verdiğimiz ve başarılı olabildiğimiz) süreçte nasıl olup da gene birden ishale dönebildiğini açıklayamadı. Hiçbiri neden ishal olduğu gecelerde sokağa çıkmak için bizi uyandırdığını (ve böylece eve sıçmadığını) ama bazen de gündüz vakti en ufak bir uyarı vermeden karşımıza geçip gözümüzün içine baka baka orta yere kakasını yaptığını anlayamadı. Özetle benim derdim eşya yemeyen/kemirmeyen, yaşadığımız apartman dairesinde kırk yılın başında havlayan, gürültü yapmayan bu dünya tatlısı, temas bağımlısı sevgi böceği köpüşün tuvalet terbiyesinin olmamasıydı. Eh, bu da küçük bir problem sayılmaz, kendilerini kanatsız melek zanneden orospu çocuğu barınak görevlileri için üzerinde durulmayacak türden bir problem. Yani hasta olur, tabi ki sızlanmaya yüzüm olmaz ama ilk günden beri böyleydi, hiçbir ilaç, tedavi fayda etmedi çünkü -bize söylenildiğine göre- hasta da değildi. 


Bu anlattıklarım Havva açısından kabul edilebilir bir durum, çekilmesi gereken bir çile, katlanmak zorunda olduğumuz bir zorluktan ibaretti sadece. Benim huysuz şikayetlerimi duymazdan geldi, “ben Ceku’yu geri gönderemem, sen istiyorsan konuş oradakilerle” diye rest çekip durdu mızmızlanmalarıma. Ben de hep yaptığım gibi söylenip durdum haftalarca. 


Derken alt posta değindiğim, bu dünya tatlısı uysal köpeğin agresif tavırlarına şahit olmaya başladık. O olayların olumsuz etkisi benden çok Havva’yı sarstı. Ceku ile yürüyüşlerimizin sonunda parka vardığımızda oradaki banklardan birine atlar, kurulmayı çok severdi hayvan, ben de yanına otururdum, böylece bankta etrafı seyrederdik beraber. Ceku çevredeki hareketliliği, cıvıltılı çocukları izlerdi, ben de o çocukların genç annelerini. (Bir halt yiyeceğimden değil tabi ki ama genç anneler MILF kategorisinin en kayda değer üyeleridir. Neyse, konuyu dağıtmayalım. Evli ve mutlu biriyim lan!) Bir gün, kaydıraktan bıraktığı oyuncak kamyonuyla çılgınlar gibi eğlendiği gördüğüm 2-3 yaşlarındaki bir velet biz bankta otururken yanımıza yaklaştı. Daha önce de böyle çok defa çocuklar yanımıza gelmiş, Ceku’yu sevmişlerdi, sevecen bir yapısı olduğunu bildiğimden veledi püskürtmedim, bakındım, annesi olduğunu tahmin ettiğim gayet çekici bir kadın fazla uzak olmayan bir yerden gülümseyerek bize bakıyordu, velet yaklaştı, tam elini uzattığı an Ceku, daha önce hiç yapmadığı, benim görmediğim ve tahmin edemeyeceğim bir şiddetle veletin kafasına doğru havladı, oturduğu yerden kalkmadan. Çocuk ağlayarak annesine koştu, ben Ceku’yu azarladım yüksek sesle, sonra annesine gidip özür diledim. Allahıma şükürler olsun yabancıydı, Rabbime hamd ü senalar olsun İngilizce bile bilmiyordu, yani ağzıma sıçamadı. Ödü kopmuş velet haykıra haykıra ağlarken alımlı annesinin kucağında parktan ayrıldı, biz de kalktık sonra. Havva’ya yaşananları anlattığımda Ceku’nun yaptıklarından çok kadın hakkında söylediklerim daha fazla dikkatini çekmiş olmalı. Neden? Çünkü, iki hafta kadar sonra benzeri bir olay, üstelik çok daha fenası Havva’nın başına geldi: Ceku’yla beraber çıktıkları eve sinirleri alt üst halde ağlayarak dönmüştü o gün. Gene aynı park, çimlerin üzerinde yürürlerken bu defa 5-6 yaşlarında bir çocuk Ceku’ya yaklaşmış, Havva ‘sevdirmiyor’ demiş ama bir tanemin sesi öyle narin ve çocuklara kıyamaz ki, velet elini uzatmış bir kere. Ceku deli gibi havlayıp hamle yapmış çocuğun yüzüne doğru, Havva’nın dediğine göre yüzüne temas etmiş ama dişleri değmemiş, ama bu hengamede çocuk korkudan ya dilini ya dudağını ısırmış ki ağzından kanlar akmaya başlamış. Park karışmış haliyle. Olayı görenler, görmeyenler, Ceku’yu tanıyanlar, tanımayanlar derken, Havva’nın anlattığına göre annesi Havva’yı teskin etmeye çalışırken baba da koşarak gelmiş olay yerine. Onca kişinin ortasında Havva’ya dakikalarca bağırmış, azarlamış. O gün ve gece Havva sürekli göz yaşı döktü, hem bu yaşta hiç tanımadığı bir orospu çocuğundan o kadar laf yedi diye, hem çocuk hayatı boyunca köpeklerden korkacak diye, hem de Ceku’ya mukayyet olmanın artık imkansız olduğunu idrak ettiği için. Bunun ardından  kayınbirader bize geldi birkaç gün sonra, Ceku onu da eve almadı. Veterinerle görüştük, zaten Havva arkadaş oldu kadınla, yaşananları hayvanın geçmişteki travmalarına bağladı, ‘ileride bu agresyon size de dönebilir’ diyerek. 


Havva’nın Ceku’yu barınağa iade etme düşüncesi böylece netlik kazandı. ‘Hayatım boyunca evden kakasını temizlemeye razıyım’ derken, başkasına zarar verme olasılığı Havva’yı bu kararı almaya mecbur etti. Bana sorarsanız, bence kaka meselesi daha önemli ama, bu olaylar silsilesiyle beraber, yani parkta yaşananlar, kayınvalideye, kayınbiradere ve temizlikçi kadına saldırma vakaları ile birlikte konu nihayete erdi. 


Havva, barınaktakilerle irtibat kurdu ardından. Durumu anlattı. Geçmeyen/bitmeyen tuvalet meselesine de değinip ‘bahçeli bir eve sahiplendirilmesi daha doğru olur’ diye yazdığı mesaja Kurtaranev barınağındaki -onlara da orospu çocuğu demek lazım gelir- yetkilinin ilk tepkisi şu: “Nereye yuvalandıracağımıza biz karar veririz Havva Hanım. Nasıl bu hale getirdiniz bu pamuk köpeği hiç anlamadım. Öncelikle psikolojisini düzeltmemiz lazım.” Orospu çocukları herhalde Ceku’ya cinsel istismarda bulunduğumuzu, bazen sopayla, bazen hortumla, yorulduğumuzda da elektroşok aletiyle eziyet ettiğimizi düşünüyorlar. Ceku’nun en uzun süreli yuva tecrübesi yaşadığı insanlarız, düşüncemize kulak vermek yerine sanki geçmişi travmalı bu hayvancağızın psikolojisini biz bozmuşuz gibi imada bulunuyorlar. Tabi bu mukabele iyice sinirlerimizi bozdu. Bütün köpek sahiplerinden, istisnasız hepsinden aldığımız tavsiye şuydu sürecin başında: “Köpeğiniz üzerinde otorite kurun, ona kimin patron olduğunu mutlaka öğretin, evdeki hiyerarşinin en alt basamağında olması gerektiğini bilmeli. Aksi takdirde sorun yaşarsınız.” Bu önerini uygulamakta başarılı olduğumuzu söyleyemem. Belki beceriksizlik ettik. Ceku’nun geçmişindeki travmalardan yüzeysel olarak haberimiz var, daha önce yazmıştım buraya. Kıyamadık azarlamaya, poposuna vurmaya. Bir de Havva’nın şefkati ve merhameti sınırsız, ilk andan aşırı bağlandı, sahiplendi, âşık oldu. Fazla sevgi ve ilgi Ceku’nun psikolojisini bozmuş olabilir mi? Eğer öyleyse, bizde de eksiklik var demektir. 


Bir hafta oldu dedim. Evdeki, hayatımızdaki boşluk hissi azalmadı. Eve geldiğimizde bizi kuyruğunu deli gibi sallayarak karşılayan, üzerimize atlayıp sarılmaya, yalamaya çalışan Ceku’suz bir hafta geçti. Kanepeye yanımıza oturan, yerde sürekli sırt üstü yatıp karnını açan köpüş artık yok. Biz bu kadar bağlandıysak, doğası gereği Ceku nasıl arıyor, özlüyor Havva’yı, beni, eski evini, bilemiyorum, düşünmek bile acı veriyor.


Son planda kedi kazandı. Ev ve bizler sadece ona aidiz. 



Pettaksi'yi icat eden kimse Allah ondan razı olsun. 



9 Haziran 2023 Cuma

Ceku'nun Geleceği, Ekonominin Geleceği ve Gelecek Yeğen Üzerine...

Köpek eve sıçmayı bir süredir bıraktı, ishali de günlük olarak kullanılan ve bağırsağına destek olacağı söylenen probiyotik yardımıyla düzeldi. Bu süreçte aramızda esen soğuk rüzgarları Havva, veterinere şikâyet etmiş, “kocam köpeğe küstü” diye. Allahaşkına, köpeğe küsülür mü? Yok artık dediğinizi duyar gibiyim ama bal gibi küsülür. Buradaki küskünlük aslında köpeğe değil tabi, köpekten dolayı yaşadığım ıstırabı yok sayan Havva’ya ama tabi ki Havva’ya küsemem, o benim nurtanem, canımın içi. Ne var ki birine, bir şeye tepkimi göstermek zorundayım, götü boklu köpek en kolayıydı. Neyse, o boktan konu şimdilik sona erdi. Kakası bu aralar normal. 


Köpekle ilgili yeni bir sorun var, beni kıs kıs güldüren: Ceku, Çarşamba günü eve temizliğe gelen (daha önce iki kez evde saatlerce beraber olduğu, uslu durduğu) yardımcı kadına basbayağı saldırmış, aşırı havlamış, tehditkar biçimde hırlamış Havva’nın dediğine göre, peşinden kovaladığı kadıncağız tuvalete kaçıp sığınmakta bulmuş çareyi. Dün ise yeni bir olay yaşanmış: Kaimvalide bize gelmiş, önce havlamış, sonra elini ısırmaya kalkmış. (Dişleri değmiş.) Ben bunu yaşadığı mekanı yabancılara karşı koruma içgüdüsü olarak yorumladım, fakat bu açıklama, daha önce iki kez evde temizliğe gelen kadına neden şimdi agresyon gösterdiğini açıklamıyor. Kaimvalide eve ilk defa geldi tamam, ama Ceku O’nunla da araba yolculuğu yapmış, hatta karnını açıp kendisini uzun uzun sevdirmişti. Kadına aşina. Yani anlayacağınız, köpeğin bizimle geçirdiği süre iki ayı doldurdu ve daha önce şahit olmadığımız türden bir saldırgan yanını görüyoruz bu aralar. Bizi koruyor desek, herhangi bir gerilimli ortam yok. Mekanı koruyor desek, temizliğe gelen kadınla evde üçüncü karşılaşması, yani ondan bir tehlike gelmeyeceğini de anlamış olmalı. Neticede Havva, bu sorun giderilmezse Ceku’yu geri vermeyi dillendirmeye başladı, “kakasını temizlerim, ishali için sürekli çıkarırım, onların hepsi hastalıktan kaynaklanıyor ama davranış bozukluğu gösterir ve başkaları için tehlike yaratmaya başlarsa bu evde kalması mümkün değil” diyor. Haftaya (ilk sahiplendiğimizde önerileri için bir tomar para saydığımız) köpek eğitmeni kadın gelecek, duruma el koyacak. Renk vermemeye çalışıyorum, ama keşke çok param olsa da kadına önden rüşvet versem, Ceku’nun barınağa geri gönderilmesinin daha doğru olacağına dair görüş bildirsin diye. 


Ay hadi inşallah!


Böyle bir şey. 




2015’ten beri görmediğim yeğenim bir mâni çıkmazsa bu ay sonu burun ameliyatı olmak için Amerika’dan gelecek. Kızı tanımıyorum. Karakterini bilmiyorum. 18’ini doldurdu, üniversiteye gidecek seneye, ergenlik dönemindeki sekiz uzun yıl uzağız, iletişimimiz telefonda denk geldiğimizde kısa ve durgun hâl hatır sormalardan öteye gitmedi ki hiç. Kardeşim çocuğunu yere göğe koyamıyor haliyle, ondan öğrendiklerimle bir şeyler var kafamda, gel görelim doğrusu şu ki hangi tavrıma alınacak, ne söylesem incinecek, ne yapsam kırılacak, zerre kadar fikrim yok. Üstelik öküzün tekiyim malum. Giderken çocuktu, şimdi genç kız. Bakalım neler olacak… (15 sene önce şu yazıda ondan bahsetmişim. Hey gidi günler.) 


Ekonomik kriz çok acayip bir hal almaya başladı. Havva’nın da işleri iyi değil, rutin masraflarımızın yanına bir de köpeğin bitmez tükenmez harcamaları derken artık her şey daha zorlu. Üstelik ilerleyen zaman içinde çok daha sıkıntılı günlerin bizi beklediği de aşikâr. (28 Mayıs’ta, seçimin iki türünün yapıldığı gün 1 dolar 20 liraydı, bugün ise 24 lira. Samanı, mercimeği, cep telefonunu ithal eden bir ülke için korkunç bir şey bu.) Yakında birkaç sene evvel Yunanistan’da yaşandığı gibi seri intiharlar başlayacak diye endişe ediyorum, bu kadar açık yazayım bunu.


 Gidiş iyi değil. 


1 Haziran 2023 Perşembe

Köpek Katili Olmak ya da Evden Kaçmak Arasında Kararsızlık Üzerine...

My Fair Lady isimli sikik bir film var, eskilerden. Tam bir kız filmi. Ancak kızlara hitap edebilecek bir bok. Konusunu yazayım, anlarsınız ne demek istediğimi: sokak kızı gibi bir şey var, güzel olduğu iddia edilen ama aslında sıska, kemikli, tahta göğüslü bir kadın oynuyor o karakteri. Kaba saba bir kız, sokak kızı işte. Bir prof var, kendisini eğiterek, öğreterek bu kızı gerçek bir hanımefendiye çevireceğini düşünen o adamın gayretini ve en nihayetinde de o kıza aşık olmasını anlatıyor hikaye. Yarattığına aşık olmak. Tam bir peri masalı. Gerçek bir saçmalık. Absürdlüğün dibi. Kıçımın kenarı. Bu kadar saçma, uçuk bir hayalperestlik olunca, tabi ki kız filmi diyorum, ancak 12-17 yaş arası şapşal kızlar bunu beğenir. Evet seksistim. Beğenmiyorsanız siktirip gidin.


Bu yazıyı sabah 5.10 am’de yazıyorum. Sevilla-Roma Avrupa Ligi finali penaltılara kalınca iyice uzadı oyun, 1.30 am’de bitti, anca gidip yattım, nasıl da uykum vardı, gece dualarımı-beddualarımı bitiremeden sızıp dalmışım yatakta. 


Nasıl bir rüya görüyorduysam artık, Havva yanında köpek beni uyandırdığında çığlık atar gibi oldum. Saate baktım, 2.15am. “Canım, bu gene çıkmak istiyor” dedi bana mahcup ve uykulu bir sesle. Emin misin diye sordum, çünkü sabah ve akşam dolaşmalarımızda kakalarını yapmıştı. Gece de çişini yaptırmıştım 11pm’de. “Omuzuma kadar kolumu yaladı, öyle uyandırdı beni, böyle yapınca çıkmak istiyor” dedi. Kırk beş dakikalık uykuyla sürünerek kalktım, giyindim, iti aldım, sokağa çıkardım, biraz yürüdük, sıçtı, sonra eve geldik. Havva köpeğin patilerini temizledi, yattı. Köpek kıvrıldı yattı. Ben hala ayaktayım. 45 dakikalık uykuyla, gözlerim acıdan patlamak üzere, başımda feci bir ağrı, içimde de büyük bir öfkeyle.


Dün gece acımış ve rahat bırakmıştı beni/bizi. Uyumuştuk. 


Önceki gece ise saat 2am ile 4am arasında dört defa, evet DÖRT DEFA dışarı çıkarmak zorunda kaldım, tabi bütün gece uyumadım haliyle. 


Bakın, bu köpeğin rutini hiç şaşmadı: Sabah 7am’de Havva bir saat dolaştırır, akşam 6-7pm’de ben çıkarırım bir saat, gece de 10-11pm gibi yirmi dakikalığına gene ben. Sorumsuz insanlar değiliz. Neredeyse iki ayı dolacak bu evde ve bu sürenin tahminen yarısında, bu rutinin yanısıra gece de en az bir defa sokağa çıkartmak ve sıçtırmak zorundayım. 


Üç veteriner değiştirdik. Tahlillerini, kontrollerini yaptırdık. Türlü ilaçlar, değişik mamalar kullandık. “Klinik olarak açıklayamıyorum bu durumu” diyen veterinerin çaresizliğini gördüm. Bitmeyen, geçmeyen bir ishal var. İshal değilken de aynı şey. 


Bir My Fair Lady uyarlamasında rol alıyorum ben. Tuvaletçi rolü verilmiş bana. Kongo ormanlarından koparılmış otantik bir zenci çocuk düşünün, parlayan pürüzsüz derisi, inci gibi dişleri, zeytin gözleri ile büyülesin sizi güzelliği ile. Bu çocuğu alıp Londra’ya Globe Theatre’a getirin, ona Hamlet’teki Horatio’yu oynamasını söyleyin sonra da. Al sana bir My Fair Lady daha. Bak, hani seksisttim ben? Siktir git okuyucu. Asabımı bozma. Siktir git. 


Bu köpek, nam-ı diğer Ceku, bir ev köpeği değil. Evde büyümemiş. Manavgat Yangınlarından kurtarıldığını, oradan da İstanbul’daki hayvan barınağına getirildiğini, 1,5 sene o barınakta kaldığını söylemiştim daha evvel. İyi huylu, inanılmayacak ölçüde sevgi dolu, uysal, gözlerinden minnet akıyor. AMA SOKAK KÖPEĞİ KARDEŞİM! Evde yaşamaya uygun değil. 


Barınaktakiler bunu bal gibi biliyordu. Bizden önce on günlüğüne birileri sahiplenmiş, sonra bakamadıklarını söyleyip geri vermişler. Orospu çocukları, 'tuvalet terbiyesi tam, ev hayatına uyumlu' notu yazılıydı instagramda. 


Son planda çözümsüzlük var. Bir gerizekalıyız, çünkü Havva My Fair Lady filmini gerçek sanıyor. 


Yemin ediyorum bıktım bu romantizmden. 


Not: Geçenlerde tam önümüzde, sakin sakin, gözümüzün içine baka baka halıya sıçtığını daha evvel söylemiş olmalıyım. Daha evvel yazmadıysam bu da kayıtlara geçsin. 


İt.