11 Ocak 2023 Çarşamba

Söylemez Ağız ve Sıkışan Kalp Üzerine...

Babamın değişen ilaçlarını, tedavinin seyrini ona ve anneme ince ince anlattıktan ve yeni ilaç paketlerini hazırlayıp üstüne annemin bir kasede sevgisini katarak ikram ettiği muz-bal-cevizi mideme indirdikten sonra çıktım onlardan, evime gelmek üzere Bakırköy Marmaray istasyonuna geçtim, en arka vagonun duracağı yere denk gelen bankta oturdum, telefonumu kurcalamaya başladım. Kısa bir zaman geçmişti, bankın hemen yanımdaki boş tarafına irice bir sırt çantası konuldu, kendi sırt çantamı oradan çektim, çantanın sahibi dilerse oturabilsin diye. Gülen bir ses “sadece çantamı koyacağım, rahatsız olmayın” dedi, yüzümü kaldırıp baktım ve bir saniye içinde ben bu adamı tanıyorum, ama nereden tanıyor olabilirim, a evet, değişmemiş ki hiç cümleleri geçti, ikinci saniyede pek de yüksek olmayan bir ses tonuyla merhabalar sayın müdürüm, nasılsınız diye mukabele ettim. Maskem çenemin altındaydı, o ayakta, bense oturur vaziyetteydim, kafamda da kep vardı, o nedenle yüzümü görmemiş olması pek muhtemeldi. Dikkatlice baksa tanır mıydı? Belki. Sanırım tanırdı, hele o gürültülü mekanda kendisine müdürüm diye hitap ettiğimi duymuş olsa, mutlaka dikkatlice bakardı. Onun da başında bir bere vardı, omuzlarına dek uzattığı saçları taşıyordu yanlardan. Galiba sadece merhaba dediğimi duydu, o da gülümseyerek merhaba dedi, kocaman sırt çantası yanımda dururken yavaşça adımlamaya başladı yakın çevrede. 


Üsteleyip müdürüm, ben Virgilius demek geçti bir an aklımdan. Medeni, kültürlü, görgüden nasibini almış biriydi, görüşmediğimiz on küsür yıldan bu yana öküzün tekine dönüştüğünü düşünmem için bir sebep yok. Tanımadı işte beni. Kendimi tanıtsam ne olacaktı ki? Neler yapıyorsuna gelecekti konu hemen, KHK ile ihraç edildiğimi bildiğini sanmam, onun üst düzey yönetici olduğu dönemde orta seviye bir pozisyondaydım, minör olmasam bile aramızda hiyerarşik bağlamda uçurum vardı. Bana karşı kötü/olumsuz olmadığı gibi, uzmanlık branşımdaki bilgimi de takdir ettiğini biliyorum; bir keresinde bir başka şehrin valisi ile bile onun aracılığıyla telefonda görüşmüş, konusunun uzmanı olarak muhatabımın meraklı sorularını cevaplamıştım, ardından kendisi beni geri aramış, aldığı feedback doğrultusunda onu mahcup etmeyeceğimi zaten bildiğini söyleyerek onurlandırmıştı beni. Ama işte, serde KHK var. Neden, ne zaman, ne için ihraç edildiğimi bildiğini bile sanmıyorum ama kendimi tanıtma/hatırlatma çabasına girsem hangi sebeple ihraç edildiğimi, neden ihraç edilmemem gerektiğini, nasıl mağdur olduğumu vs. bir sürü saçma sapan konu… 


Irvin Cemil Schick’in Oğuzname çevirilerinden birinde “Söylemez ağız sıçar götden yeğdür. (v. 35a)” diye bir deyiş geçer. Ben de söylemez ağız oldum. Maskemi yüzüme doğru çektim, tren geldiğinde karşı çaprazına geçip oturdum, yıllarca karşısında hazırol duruşunda beklediğim bu insanın önünde bacak bacak üzerine atıp Quora’yı açtım telefonumdan, okumaya başladım. 


Erenköy’de indi. 


Hayatımın nasıl mahvedildiğini düşünerek Küçükyalı durağında da ben attım kendimi trenden. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!