16 Kasım 2021 Salı

Sezai Karakoç'un Islattığı Gözler Üzerine...

Ferhan Şensoy ağustos ayında hayatını kaybettiğinde içim cız etmişti, ama bu akşam Sezai Karakoç’un vefatını öğrendiğim an böğrümden bir şey koparılmış gibi hissettim. Bu işlerden çok fazla anlamam, haddimi de aşmak istemem ama kanaatimce Nazım Hikmet’ten de, Necip Fazıl’dan da, hatta Mehmet Akif veya Tevfik Fikret gibilerden de fersah fersah önde yer olan bir şairdi, sanatçıydı. Mütevazı bir dev, göçtü gitti Rabbine. 


Hangisini yazsam diğerine haksızlık etmiş olacağımdan endişe ediyorum, gene de içimi titreten bir parça şiirini koyayım buraya. 




Hızırla Kırk Saat


-I-


Bu çok sağlam surlu şehirden de geçtim

Beni yalnız yarasalar tanıdı

Az kalsın bir bağ bekçisi beni yakalayacaktı

Adım hırsıza da çıkacaktı

Her evde kutsal kitaplar asılıydı

Okuyan kimseyi göremedim

Okusa da anlayanı göremedim

Kanunları kağıtlara yazmışlar

Benim anılarım gibi

Taşa kayaya su çizgisine

Gök kıyısına çiçek duvarına değil

Kedi yavrularından başka

-O da gözleri açılmamış olanlardan başka- 

El uzatmaya değer

Soluk alır bir nesne bulamadım

Bir gün daha öldü

Ey batıdaki mağaralar

Beni afyonunuz bağlasaydı da 

Uyusaydım

Bu katı bu sert kente gelmeseydim

Bir kaç eski ölünün kemiğini fosforladım

Işıklarını arttırdım bin yıl sonraki çocuklar için

Yaşlı bir adamın şapkasını düşürdüm

Karpuz kopardım

Dağdan taş yuvarladım

Irmakta yıkandım

Ölümsüz çamaşırlar giydim

Çivi yazısıyla yazılmış bir taşa oturdum

Yanımdan tak kuran işçiler ve turistler geçti

Çok eski bir şairin (ben miyim yoksa)

Taktım aklıma şöyle bir dörtlüğünü

“Giydiklerin öyle ölümsüz büzülmüş ki

Seni bir bardakta kaynayan 

Âbıhayat sandım

Elim uzandığı yerde kaldı”


Şimdi ayı bekliyorum

Ay doğunca onu yerime gözcü bırakacağım


Aradığım bu ülkede de yok

Taşlara hatıra yazılamayacak kadar 

Fazla kararmış


-II-


Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz

Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz

Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı

Günlere geldim bunu bana öğretmediniz

Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı

Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim

Bunu bana söylemediniz

İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler

Bunu bana öğretmediniz

Kardeşim İbrahim bana mermer putları

Nasıl devireceğimi öğretmişti

Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım

Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini

nasıl sileceğimi öğretmediniz

Bir kentten daha geçtim

Buğdayları yakıyorlardı

Yedikleri pirinçti

Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı

Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı

Pirinçler gibi çoğalıyorlardı

Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum

Öpüp çıkıp gittim yelelerini





Allah gani gani rahmet eylesin sana ey en büyük usta. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!