14 Kasım 2021 Pazar

Müslüm Gürses, Orhan Gencebay ve Ahmet Amca üzerine...

Cuma akşamı annemlerle konuşurken annem birden “Ahmet P. Hastaneye kaldırılmış” dedi. Gene mi ağırlaştı, Allah yardım etsin diye mukabele edecek oldum, hayır, covid-19’dan ötürü hastaneye kaldırılmış bu defa. “Entübeymiş” diye ekledi annem. Doksanına ramak kalmış bir aile dostumuzdu Ahmet P., bir sürü başka hastalığı da vardı, corona tuz biber ekmiş üzerine. O yaşta, onca hastalıkla, üstelik entübe edilecek kadar geçirilen bir corona ile çok dayanamayacağını tahmin ettim haliyle. Dün akşamki mutad konuşmamızda bu defa Havva ile merak ettiğimiz diğer soruyu yönelttim anneme, acaba aşılarını olmuş muydu? Olmuşmuş. Babam araya girdi, Oğluyla konuştuğunda doktorlarının %90 ihtimalle kötü habere hazırlıklı olmalarını söylediğini aktardı bana, itiraz ettim, “hayır baba, %99” dedim. 


Ahmet amca aile dostumuzdu, babamın yer aldığı tarikat çevresinin (ehl-i tarik olan canım babam ricalü’l gayb’ın ne olduğunu bilmez, vahdet-i vücud ile vahdet-i şuhud arasındaki farkı sorsanız yüzünüze şaşkın şaşkın bakar ama temiz kalpli bir mümindir) önde gelen bir mensubu, beni de daima seven, şefkati ve güler yüzüyle içimde yer etmiş bir insandı. Nikahıma gelen insanların 4/5inden nefret eden biri olarak, onu takı sırasında gördüğümde içimi mutluluk kaplamıştı, son görüşmemiz oydu, selam göndermeler-almalar dışında bir iletişimimiz yoktu aslına bakarsınız. Kendisiyle ilgili anılarım daha çok çocukluk ve ilk gençlik dönemlerime ait o kadar. 


Öğlene doğru annem aradı, vefat haberi gelmiş, babam Silivri’den yola çıkalı yarım saat olmuşmuş. Üzüldüm, rahmet diledim, hemen hazırlanıp çıktım evden. Namaza yetişemeyeceğim belliydi, o yüzden doğruca defnedileceği Zincirlikuyu mezarlığına doğru yola çıktım. Mezarlığın girişinde bekledim biraz, sigara içeyim diye. Bir yandan o koca kabristanın neresine – nasıl gideceğimi düşünürken, yanıma 1.50m boylarında pamuk beyazı teni kırış kırış tombalak bir kadın yanaştı, atmış yaşlarında, İrlanda masallarındaki cinlerin yeşil olmayan versiyonu. Gülümseyerek “Orhan Gencebay’ı bekliyorum, pazarları gelirdi, gelmedi hala” diye konuştu. Tanımıyorum dedim soğuk bir ses tonuyla. “Orhan Gencebay??? Sanatçı???” İnanamıyordu, başımı kararlı bir şekilde iki yana sallayınca da uzaklaştı benden. Biraz durdum, cenaze namazına yetişemem diye gitmemiştim ama bu defa da defin için öngörülebilecek vakitten çok önce varmıştım mezarlığa, o nedenle oyalanıyordum kendimce. Mezarlığın giriş kapısından giren araçlar görevlilere ya gasilhaneyi ya da camiyi soruyorlardı, nasıl gideceklerini öğrenmek için. Bir yandan da cenaze araçları çıkıyordu, gasilden sonra defin işlemi için belirlenen mezarlıklara doğru. Derken kadın gene paytak paytak yaklaştı bana, durmadan ama benim işiteceğim bir sesle “gelmedi. Gelseydi harçlık alacaktım.” Diye söylenerek uzaklaştı. En sonunda görevliye bu defa ben sordum, kayıtlarına bakabilirler miydi, Ahmet amca nereye defnedilecekti diye. Kağıda bakıp “20. Ada’ya getirecekler, Müslüm Gürses’in mezarının az ilerisine” dedi. Hayda. Ekledi, arabaya gitmem gerekirmiş, yürüyüş mesafesi değilmiş. Arabam yok deyince “o zaman arkadaşımız sizi pilotcar’la götürsün” diye karşılık verip birine seslendi, “beyefendiyi Müslüm Gürses’in olduğu adaya götürür müsün?” 


Pilotcar diye bir araç kullanılıyormuş artık, bence harika bir hizmet. Neyse, beni aldı, “Müslüm Gürses’in mezarı şurası” diye gösterdi, bıraktı, geri döndü. Gören de Müslüm Gürses’in mezarını ziyaret ettiğimi sanacak yani. Mezarın çevresinde 7-8 kişi vardı, kimi başka bir mezar taşına yaslanmış sigara içiyordu, kimi mezar taşıyla selfie çekme derdindeydi, diğerleri de gevezelik ediyorlardı. Kimdi bu insanlar, yakınları mı, hayranları mı, eski çalışanları mı, bilmiyorum. Biraz ötede Ahmet amcanın cenazesini taşıyan aracı ve arkasındaki konvoyu beklemeye başladım, yeni bir sigara yakıp. Müslüm Gürses benim için hiç bir şey ifade eden biri olmadı, ne sanatı ne de hayatı/kişiliği umurumda değildi yaşarken. Eh, Allah ona da rahmet eylesin. Seneler evvel Erzurum’da müdavimi olduğum cafede bir haftasonu kahvaltı yaparken Dio’nun Temple of The King’ini, ama türkçe arajman halinde işitmiş, şoke olmuştum, vokal de enteresandı aslına bakarsanız. Meğer Müslüm Gürses’miş o arajmanın sahibi. Neyse, beklediğim konvoy geldi, cenazeyi dualarla defnettik. 


Ahmet Amca is dead. Rest in Peace. O da bana hakkını helal etmiştir umarım. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!