Sağlığım hakkımda genel olarak evhamlı biriyim, hastalık hastası olduğum kesinlikle söylenemez ama pimpirikli biri olduğumun da pekâlâ farkındayım. Yani hastane hastane gezip kendime maraz aramıyorum, ne var ki vücudumun herhangi bir yerinde normal dışı bir şey hissettiğim anda aklıma türlü olumsuz şeyler yerleşiyor ve endişeli bir hale kapılıyorum. (Obsesyon mu, hayır değil işte.) Dedim ya, evhamlı olduğumun bilincindeyim, bu da kaygılarımın boşuna olduğu ihtimalini fısıldıyor bana. Bir çeşit paranoyak olman takip edilmediğin anlamına gelmez deyişinin türevi gibi, tamam, buluttan nem kapıyorum, bu benim itirafım, ama ya o bulutlar gerçekten fırtına getiriyorsa? İki sene önce, batın bölgemin sağ tarafında aylardır geçmeyen, bazen kaybolan, bazen şiddetlenen ağrılardan ötürü artık doktora gitmeye karar vermiştim, ultrasonda bir şey çıkmayınca doktor kolonoskopi yapmaya karar vermişti ve neticede sorunun kaynağı gaz çıkmıştı. Gaz aq. Gaz yapıyormuş o ağrıları. Halbuki ben nelerden korkmuştum, bir arkadaşımın aynı ağrı anlatımı, aynı beden bölgesi tarifinden sonra onun safra kesesinde taş ve iltihap belirlenmişti, ben de gerilmiştim kendi adıma, ama gaz çıktı. Şimdilerde ise gene aylardır süren kimi ağrılarla beraberim, göğüs kafesimin sağ alt kısmı, genellikle sırtımdan yana, gene kimi zaman şiddetlenen türden bir huzursuzluk. Bu durumun yanı sıra son zamanlarda böbreklerim hakkında da gergin duygular içindeyim, çiş meseleleri, bazen kimi ek huzursuzluklar. Evhamlı olduğumun farkındayım ya, kendime ‘yaşlanıyorsun işte, bunu kabullen’ diye fısıldıyorum sık sık. Öte yandan arkadan bir ses hemen harekete geçmemi telkin ediyor, doktor, muayene, test. O sese ‘sen gazsın aq, sus’ diye mukabele etsem de içimde hep bir kuşku. Ya gaz değilse?
Annemle babam kardeşimin yanından geri döndüler geçen hafta. Annemi iki, babamı üç sene sonra gören kardeşimle -uzun zaman sonra- konuştum, her ikisini de çok yaşlanmış bulduğunu söyledi bana. Enerjilerinin tükendiğini gözlemiş. Ayrıca babamın zihin sağlığından da kaygılı: Aynı soruları kısa aralıklarla tekrar tekrar sormasını, dinlediğini anlamamasını, konuştukları şeyleri hemen unutmasını da vurguladı, özetle babamın demans/Alzheimer türü bir hastalığa yakın olduğunu düşünüyor. Benim güzel babam hiçbir zaman üstün zeka özellikleri göstermedi hayatında, hayatında iki sayfa kitap okumamıştır, biraz zorlu bir filmi takip edemeyip bırakmıştır hep, büyük, girift planların bir insanı da olmadı hiç. Genetik miras bağlamında ele alırsak öz annesi (öz babaannem) aptallığıyla meşhur bir kadınmış, ayrıca yaşlandığında demansa maruz kaldığını biliyorum. Babamı 1.5 yaşından itibaren büyütüp yetiştiren üvey annesi (üvey babaannem) ise altın kalbine karşın cehaletin ve çocuksuluğun dibinde bir köylü kadıncağızdı neticede. Dedem desen, iletişim aracı şiddet olan, kaba ve sevgisiz olduğunu düşündüğüm bir Arnavut. Fakirlik, imkânsızlık, cehalet derken, doğal olarak eğitim şansı da olmayan ama her nasılsa bu olumsuzluklar girdabından benzersiz bir insan sevgisi ve fedakârlık duygusuyla çıkmayı başarmış biridir babam. Böylesine verimsiz bir habitattan babam gibi bir çiçeğin ortağa çıkması başlı başına bir mucize aslına bakarsanız. Fakat dediğim gibi, bu durum onun akli melekelerinin zayıf olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yaşı ilerledikçe de durum daha dikkat çekici bir hal almaya başladı. Kardeşimin sözünü ettiği de bu. Daha dikkatli incelemeli, gözlemlemeliyim bazı şeyleri, sözlerini, hareketlerini. Geçen gün hayatında en çok geçtiği yollardan biri olan Havalimanı yolunda (havuzlu yola giderken) birden nerede olduğunu şaşırdı ki, bunu not ettim kafama. Yorgundu, ilk defa gittiği bir yerden geliyorduk ama gene de bu durum bana bakıp ‘sen kimsin’ diye sorması kadar ürpertti beni.
Yaşlanıyorum. Yaşlanıyorsun. Yaşlanıyor. Yaşlanıyoruz. Yaşlanıyorsunuz. Yaşlanıyorlar.





