21 Haziran 2021 Pazartesi

Bazı Sağlık Meseleleri Üzerine...

Sağlığım hakkımda genel olarak evhamlı biriyim, hastalık hastası olduğum kesinlikle söylenemez ama pimpirikli biri olduğumun da pekâlâ farkındayım. Yani hastane hastane gezip kendime maraz aramıyorum, ne var ki vücudumun herhangi bir yerinde normal dışı bir şey hissettiğim anda aklıma türlü olumsuz şeyler yerleşiyor ve endişeli bir hale kapılıyorum. (Obsesyon mu, hayır değil işte.) Dedim ya, evhamlı olduğumun bilincindeyim, bu da kaygılarımın boşuna olduğu ihtimalini fısıldıyor bana. Bir çeşit paranoyak olman takip edilmediğin anlamına gelmez deyişinin türevi gibi, tamam, buluttan nem kapıyorum, bu benim itirafım, ama ya o bulutlar gerçekten fırtına getiriyorsa? İki sene önce, batın bölgemin sağ tarafında aylardır geçmeyen, bazen kaybolan, bazen şiddetlenen ağrılardan ötürü artık doktora gitmeye karar vermiştim, ultrasonda bir şey çıkmayınca doktor kolonoskopi yapmaya karar vermişti ve neticede sorunun kaynağı gaz çıkmıştı. Gaz aq. Gaz yapıyormuş o ağrıları. Halbuki ben nelerden korkmuştum, bir arkadaşımın aynı ağrı anlatımı, aynı beden bölgesi tarifinden sonra onun safra kesesinde taş ve iltihap belirlenmişti, ben de gerilmiştim kendi adıma, ama gaz çıktı. Şimdilerde ise gene aylardır süren kimi ağrılarla beraberim, göğüs kafesimin sağ alt kısmı, genellikle sırtımdan yana, gene kimi zaman şiddetlenen türden bir huzursuzluk. Bu durumun yanı sıra son zamanlarda böbreklerim hakkında da gergin duygular içindeyim, çiş meseleleri, bazen kimi ek huzursuzluklar. Evhamlı olduğumun farkındayım ya, kendime ‘yaşlanıyorsun işte, bunu kabullen’ diye fısıldıyorum sık sık. Öte yandan arkadan bir ses hemen harekete geçmemi telkin ediyor, doktor, muayene, test. O sese ‘sen gazsın aq, sus’ diye mukabele etsem de içimde hep bir kuşku. Ya gaz değilse?


Annemle babam kardeşimin yanından geri döndüler geçen hafta. Annemi iki, babamı üç sene sonra gören kardeşimle -uzun zaman sonra- konuştum, her ikisini de çok yaşlanmış bulduğunu söyledi bana. Enerjilerinin tükendiğini gözlemiş. Ayrıca babamın zihin sağlığından da kaygılı: Aynı soruları kısa aralıklarla tekrar tekrar sormasını, dinlediğini anlamamasını, konuştukları şeyleri hemen unutmasını da vurguladı, özetle babamın demans/Alzheimer türü bir hastalığa yakın olduğunu düşünüyor. Benim güzel babam hiçbir zaman üstün zeka özellikleri göstermedi hayatında, hayatında iki sayfa kitap okumamıştır, biraz zorlu bir filmi takip edemeyip bırakmıştır hep, büyük, girift planların bir insanı da olmadı hiç. Genetik miras bağlamında ele alırsak öz annesi (öz babaannem) aptallığıyla meşhur bir kadınmış, ayrıca yaşlandığında demansa maruz kaldığını biliyorum. Babamı 1.5 yaşından itibaren büyütüp yetiştiren üvey annesi (üvey babaannem) ise altın kalbine karşın cehaletin ve çocuksuluğun dibinde bir köylü kadıncağızdı neticede. Dedem desen, iletişim aracı şiddet olan, kaba ve sevgisiz olduğunu düşündüğüm bir Arnavut. Fakirlik, imkânsızlık, cehalet derken, doğal olarak eğitim şansı da olmayan ama her nasılsa bu olumsuzluklar girdabından benzersiz bir insan sevgisi ve fedakârlık duygusuyla çıkmayı başarmış biridir babam. Böylesine verimsiz bir habitattan babam gibi bir çiçeğin ortağa çıkması başlı başına bir mucize aslına bakarsanız. Fakat dediğim gibi, bu durum onun akli melekelerinin zayıf olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yaşı ilerledikçe de durum daha dikkat çekici bir hal almaya başladı. Kardeşimin sözünü ettiği de bu. Daha dikkatli incelemeli, gözlemlemeliyim bazı şeyleri, sözlerini, hareketlerini. Geçen gün hayatında en çok geçtiği yollardan biri olan Havalimanı yolunda (havuzlu yola giderken) birden nerede olduğunu şaşırdı ki, bunu not ettim kafama. Yorgundu, ilk defa gittiği bir yerden geliyorduk ama gene de bu durum bana bakıp ‘sen kimsin’ diye sorması kadar ürpertti beni. 


Yaşlanıyorum. Yaşlanıyorsun. Yaşlanıyor. Yaşlanıyoruz. Yaşlanıyorsunuz. Yaşlanıyorlar.  


17 Haziran 2021 Perşembe

Nihayet Aşı Olmam Üzerine...

 

Dün biontech aşısı sol omzumdan zerk edildi, artık ben de -henüz tek bir doz olsa da- aşılanmış insanların arasına katıldım. Çok şükür. Elbette ikinci dozla hemhal olmadığım müddetçe tam korunmuş sayılamam, gene de şimdilik vücudumun bu aşı marifetiyle antikor üretme becerisine itimad etmekten başka bir şey elimden gelmiyor. İkinci doz için 6-8 hafta sonrası diyorlar, bakalım. Alerjik reaksiyonlarıyla maruf Havva'da da bir sorun çıkmadı çok şükür; güle oynaya eve geldik hastaneden. 


Herkes aşılanmadan bu hastalığı sonlandırmak mümkün olmayacak. Aşılanmak rehavete kapılmayı beraberinde getirmiyor çünkü aşılanan kişinin gene hasta olabilir, ne var ki ölümcül sonuçları ya da ağır/ciddi hasarı minimize ediyor aşı. Bu arada aşılı kişi gene başkalarını enfekte edebiliyor. O nedenle maske-mesafe uygulamasını bir parça esnetecek olsam da devam ettirmem şart. Özetle, ne kadar aşı, o kadar güven. 


İçeride suratsız bir erkek hemşire var, robotik hareketlerle aşı yapıyor insanlara. Belki bir android, bilmiyorum. Kadın hemşireler nerede be?!


9 Haziran 2021 Çarşamba

Duyarsız Olduğum İddiasına Dair Küfürlü Bir Medya Eleştirisi Üzerine...

Önce Soru: 


2 haziranda sormuşlar. Ben her gün soruyorum, bakıyorum ne zaman aşı olacağım diye.


48 yaşındayım, bu soru beni ilgilendiriyor. Geçen hafta sağlık bakanı “50 yaş ve üzerine covid aşısı sırası gelmiştir” açıklaması yaptı; müteakip günlerde her yaştan öğretmenler, müzisyenler, sinema ve dizi prodüksiyon ekipleri, üniversite çalışanları için de açıklama yapıldı. Herkesin aşıya gereksinimi var. Dolayısıyla hiçbir itirazım yok. Aşısızlıkta değil, aşılı olmakta buluşmalı insanlar. Peki, bana ve Havva’ya ne zaman aşı yapılacak? Bilmiyoruz. Bakan haziran sonuna 20 yaş üstü herkesin aşılanacağını söylüyor. İnşallah. Hadi bakalım. Bize de sıra gelir diye bekliyoruz sabırsızlıkla. 




Sonra Şaşkınlık:

8 haziranda yazmışlar bunu. Hiç utanmaları yok.



Yukarıdaki, tuvalet kağıdı niteliğindeki bir gazetenin bugün yayınladığı bir haber. 40-50 yaş arası insanlar pandemiye karşı duyarsızlarmış, 18-35 yaş arası kişilerse rehavetin dibine vurmuşlar. Uzmanlar, “Yani, kurallara uymayarak toplumu enfekte eden ile aşıya duyarsız olan aynı yaş grubu.” Demişler.




Ardından Küfürle Karışık Öfke:


Haber masasında, editör odasında, yazı işleri servisinde gerizekalıları mı çalıştırıyorlar, milletle dalga geçmek için mi böyle şeyler yazıyorlar yoksa başka bir gizli gündemleri mi var bu insanların, merak ediyorum doğrusu. “Devlet sana aşı olma imkanı tanımamış, yurt dışından aşı getirmemiş, üniversitesinde, laboratuvarında aşı geliştirmemiş olabilir ama duyarsız olan gene de sensin, suçlusun Virgilius!” diyorlar bana. 


Okuyucuya kapalı bu blog, böyle haberciliğin götüne koyayım diye haykırıyor. 


Mantığınızı sikeyim. İdrakinize tüküreyim. Hesabınıza sıçayım. Medyanın götü meydanda işte. Amına koduğumun malları. 



Hayata Dair Bir Takım Gerçekler:

Benim yüzümden değil!



50 yaşın üstüne aşı sırası 1 Haziranda ancak geldi. Hayatın gerçekleri yukarıdaki tabloda ayan beyan ortada. Nüfusa oranla aşı sıralamasında ülkemizin dünyadaki konumuna bakınca, suçlu olarak Virgilius’u göstermenize neremle güleceğimi bilmiyorum yarrağımı emesice Hürriyet gazetesi. 

Duyarsızmışım demek ha.

Siktirin gidin ya.


8 Haziran 2021 Salı

Don Eladio Üzerine...

Neredeyse iki aydır, insider denilebilecek bir kişi itham, isnad, iddia, itiraf dolu videolarıyla youtube üzerinden politik kimlikleri hedef almakta, medyatik ve iş insanları da arada meze niyetine gidiyor. 


Film gibi seyrediyor insanlar. Kendi adıma bir dakika bile izlemedim ama monoloğun dökümlerine sağda solda rastladıkça okuyorum haliyle. Çok acayip şeyler. Bakalım sonu ne olacak.


Hepsi bir yana, bu benzerlik sadece benim mi dikkati mi çekti ya?






2 Haziran 2021 Çarşamba

Kalp Hastalıkları 'Loading' Üzerine...

Virüsten kaçınmak için evde kalma, kilo almayı da beraberinde getiriyor. İmkânı olan binlerce kişi evden çalışma modeline geçti, şirketlerin de işine geldi bu durum. Kısıtlayıcı tedbirler kapsamında okullar, cafe ve restoranlar, sinema ve tiyatrolar, kısaca insanların bir araya gelebileceği tüm ortamların oluşmasına engel getirildi, devlet de iş sektörleri de esnaf ya da üretim yapan fabrikalar dışında herkese evde kalmasını söylüyor. Bu defa da evde kalan insanlar şişmanlamaya başladı; çünkü hareket edemiyorlar, evde oturarak kilo alınır neticede. Hareketsizliğin üzerine bir de yemek, abur cubur derken kaçınılmaz hale geldi şişmanlamak. 


Bilim adamı amcalar sağlık için günde 10.000 adım atmak gerekliliğine dair şehir efsanesini yıkan araştırma sonuçlarını yayınladılar geçtiğimiz dönem; kimisi günde 4400 adım atmanın ciddi hastalıklara karşı önemli bir kalkan olduğunu vurguladı, kimisi sihirli rakamın 7500 olduğunu ifade etti. Günde 10.000 adım atmak gerekliliğine dair söylemin 1960’lı yıllarda bir pedometre firmasının sıçmığı olması da bu aslında bu abartılı hedefin tıbbi bir dayanağının olmadığını belli ediyor aslında. Geçenlerde kişisel olarak çok güvendiğim, uzun seneler önce blogta kendisinden bahsettiğim bir bilim adamı bu konuda sağlık için günde 7500 adımın çok iyi olduğunu, normal bir insanın günde en az 4700 atması gerektiğini, günde 2700 adımdan az yürüyen kişilerin ise ciddi hastalıklarla yüzleşme riski bulunduğunu ifade etmişti. Kısaca, 2700 adımın aşağısı= çok tehlikeli; 4700 adım civarı= ortalama değer, ehven-i şer. 7500 adım= sağlıklı bir hayat için ideal olan ölçü. Elbette ki düzenli ve uzun süreli yürümenin faydaları bitmiyor ve gene elbette ki ne kadar yürünecek olsa o kadar iyi. Fakat insanların önüne 10.000 adım gibi ulaşılması neredeyse imkânsız bir çıta konulursa, zaten baştan heves kaçırıcı, özgüven kaybettirici bir hale geliyor mesele. 10.000 adım yürümeye teşvik etmek, çoğu insanı yapmaya gücü, fırsatı ve imkanı olmayan bir şeyin doğru olduğuna dair onlara telkinde bulunmaktan farksız, böylece insanları soğutuyorlar ve ümit kırıcı bir hal almasına sebep oluyorlar bu yürüyüş konusunun. Söz gelimi herkes seks süresi uzadıkça alınan/verilen zevkin arttığını bilir ve bunun için geciktirici ilaçlardan tutun beden egzersizlerine kadar türlü uğraşlar, yöntemler dener; ama birkaç bilim adamı çıkar da ideal seks süresini 125 dakika olarak açıklarsa, bu anormal bir hayal kırıklığı yaratır çiftlerde; erkek bu değere yaklaşmanın imkansızlığını, kadın tatmin olmasının tek yolunu böyle doğaüstü bir performansı aramakta bulur. Herkes mutsuz olur sonuçta. Günde 10.000 adım yürümek de aynı hesap; bir kere yaparsın, hadi iki olsun, yılda on defa tekrarlanması zor. 


Şimdi kendime döneyim. Telefonumdaki pedometre, otomatik olarak her gün kaç adım attığımı hesaplıyor. Bunu haftalık, aylık ve yıllık bazda tespit etmek de kolay. Akıllı telefon aslında akıllı değil, hesap yapan bir meret. Yıllık bazda bakıldığında, günde ortalama kaç adım attığım belli. 


2017 senesi boyunda günlük ortalama 7021 adım atmışım. Yoğun tempoyla çalışıyordum o dönem, evlenene kadar annemlerde kalmıyordum ve yürüyüş mesafem uzuncaydı.  Fena bir rakam değil.

2018 senesine gelindiğinde, günlük adım sayım 5987’ye düşmüş. 

2019 senesinde biraz daha azalmış ve 5318 adım atmışım günde. 

2020 senesinde işten ayrıldım, evde oturmaya başladım, mart ayından itibaren de pandemi hayatımıza girdi. Evdekal dediler, hem aklımız, hem devlet, herkes zorunlu olmadıkça evden çıkmamayı tavsiye etti. Günlük adım sayısı 3870 oldu o sene. Sene içinde kısıtlamalar kalktı bir ara, aynı zamanda taşınma işleri ile ilgili olarak gerçekten çok fazla yürümek zorunda kaldığım dönemler de oldu.

2021 senesi ise gene çalışmadığım, ayrıca pandemi dalgalarının birbiri ardına yaşandığı sıkıntı bir süreç halini aldı. Sokağa çıkma yasakları haftalarca sürdü. Beş ayı geride bıraktık, bu beş ay içinde ortalama adım sayım ise içler acısı, 2720



Böylesine radikal bir düşüş, elbette ki sağlığıma olumsuz etki edecek. Pek çok insan benzer sıkıntılardan mustarip. Evde durmak, şişmanlamak, hareketsizlik; en başta kalp hastalıkları olmak üzere türlü sağlık sorunlarını tetikleyecek cinsten bir durum yaratıyor. 


Daha çok yürümem lazım. Kasım ayında zirveye ulaştım ve 111.2kg oldum, tamam, insülin direncim manyak gibi yüksekmiş de ben meğer bilmiyormuşum, sonrasında kullandığım ilaçlar insülin direncim gibi kilomu da nispeten düşürdü, şu an 103.1kg çıkıyorum terazide ama, bu da fazla sonuçta. Benim ideal kilom  90 olmalı. 



Viski de sevmezdim zaten. Birayı ve şarabı özledim ama. Cidden özledim. 



Ölümün kendi tercihimle gelmesini isterim aslına bakarsanız. Hür irademle. hastalıkla filan değil. Allah uzak tutsun.