Cumartesi
günü taşındık. Dört gün ve gece geride kaldı yeni evimizde. Havva’nın iş
değiştirme süreci ve bu geçiş döneminde halletmesi gereken ekstralar zaten
hanımımı yeterince yoracak bir sürü meşgale yaratmışken, taşınmak apayrı bir
altüst oluş; gayret, emek, zahmet, eziyet. Tamam kimse bizi zorlamadı
taşınmamız yönünde ama bu ikisinin çakışması gerçekten tüketti bizi. Ben bir
parça daha iyi durumdayım, nakliye, boya, marangoz, tesisat, elektrik gibi ya
da kitaplık gibi konularla, yani eril
iktidarın payına düşen işlerle ilgilendim daha çok, ama Havva benden çok
daha fazla yıprandı: Evi toparlamak kolay iş değil; mutfak, giyim, perde, halı,
şu, bu, bilumum kırılacak şeyin toparlanması, ardından yerleştirilmesi zaman
alan netameli işler. Dediğim gibi ayrılacağı işte üzerine aldığı bir sürü şeyi
bitirmesi, teslim etmesi bu hengâmede hiç kolay olmadı, hala da toparlayamadı,
mesaisine sigara molası verdiğinde mutfağa geçip bir koli açıyor, gelişigüzel
dolaplara kaldırıp sonra elden geçireceği zamana dek ortalıktan kaldırmakla
uğraşıyor.
Yeni evimiz,
taşındığımız evle kıyasladığımızda taban tabana zıt bir hayat sunuyor bize. Fatih
eskiydi, Bostancı yeni bir bina. Fatih’in duvarlarına matkap girmiyordu – o derece
kalın ve sağlamdı, burada ise elektrikçi tavana avize asmakta zorlandı, duvarlara
tık tık çivi çakıp tabloları asabildik mesela. Fatih’te matkap zor delerdi
duvarları. Fatih, güney ve doğu cepheye bakan, binanın dördüncü katındaydı, evin müthiş güneş alan bir konumu vardı. Yeni dairemiz ise önü çok açık olduğu için
ışık alsa da, sadece kuzey cepheye bakıyor, dolayısıyla doğrudan güneş ışını
vurmuyor pencerelerden içeri. Tabi bu durumda çamaşır kurutma makinesi şart
oldu. Bakalım. Fatih’teki duvarların kalınlığına değinmiştim, komşuların
sesini, gürültüsünü duymazdık hiç, hakeza onlar da bizi. Kaç defa merdivende
rast geldiğimiz zaman bana ‘bir yerlere mi gittiniz? Hiç ses gelmiyor sizin
evden’ diye sorulmuştur. Yeni evimiz öyle değil. Bugün üst kattan EBA eğitimini
dinledim. İki muhit arasındaki fark da bu kadar çarpıcı: Fatih kozmopolitliğin
kaotik bir hale evrildiği, kalabalık, karmaşık, karışık bir yerdi, eski Fatih’in ruhuna fatiha okunalı çok
oldu zaten. Bostancı daha sakin, düzenli. Fatih’teki evimizde trafik gürültüsü,
trafik kavgası, korna sesi, egzozları insanları rahatsız etsin diye ayarlanmış motosikletlerin
orospu çocukluğu hiç bitmezdi, yeni evimiz ise bu sıkıntılardan tamamen azade.
Bununla beraber yakınlarda bulunan lunaparktan korku/heyecan çığlıkları her
gece kulaklarımıza geliyor, evin az ötesinde halı sahalar var, oradan da top
oynayan değişik yaş gruplarından insanların neşeli bağırışları. Fatih’teki evin
her bir yanı çarşıydı, çeşitli
süpermarketlerden sıra sıra manavlara, kuruyemişçilerden kasaplara, terziden
bir milyonculara, baharatçılardan şarküterilere, kırtasiyelerden nalburlara,
tüm ihtiyaçlar evin çevresindeydi, paçacıdan veterinere kadar. Burada öyle
değil. Bu açıdan zor bir muhit burası.
Havva
memnun. Havva mutlu. Havva başından beri benden fazla ısınmıştı bu eve, şimdi
de tüm yorgunluğuna, hatta tükenmişliğine rağmen hiç şikâyet etmiyor.
Kedi de
alıştı.
Sıra bende. En azından asansörlü bu ev.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!