24 Eylül 2020 Perşembe

Furkan'ın Manifestosu Üzerine...

 

İntihar vakaları arasında en can yakıcı olanı, sanırım geleceğe karşı umutsuzlukla şekillenen ve insanın canını kıymasıyla sonuçlananları. Edebiyatta intihar denilince akla gelen ilk örneklerden biri Kirilov, ama onun intihar motivi farklıydı: Bir nihilist olan Kirilov’un intihar düşüncesini aklından çıkaramaması, yaratıcı Tanrı düşüncesiyle kavgalı olmasından kaynaklanır. Tanrı’ya inançsızlığı, onu hayatına son vererek Tanrı gibi olma düşüncesine çekmektedir. Kirilov’a göre tanrı yoktur ama hayatın her alanınca tanrı/tanrısallık düşüncesi insanların zihinlerinde ve kalplerinde yer alır; dolayısıyla bu tasavvurla kavgalıdır Kirilov, buradan hareketle intihar ederek tanrısallığa erişmeyi hayal eder durur. Camus’nun Sisifos Söyleni’nde uzun uzadıya irdelenen uyumsuzun intiharı, çoğu kişi tarafından Kirilov’dan esinlenilmiş gibi ele alınsa da, ben farklı düşünüyorum: Uyumsuzun derdi tanrı değil hayatın kendisidir, özellikle insana dayatılan ve kaçış yolu bulunamayan zorba hayat.  Bu kaçınamazlık hali, zamanla yabancılaşmaya götürür insanı, şu satırları hatırlayacak olursak demek istediğimi daha iyi anlatabileceğimi sanıyorum: “Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, yemek, çalışma, uyku ve aynı uyum içinde Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma, çoğu kez kolaylıkla izlenir bu yol. Yalnız bir gün NEDEN yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. BAŞLAR, işte bu önemli. Bıkkınlık makinemsi bir yaşayışın sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışı sonuç takip eder: Yıkım ya da iyileşme.” Camus’nun kullandığı yıkım kelimesinin intihar anlamına geldiğini söylemek gereksiz. Ne var ki, başa dönecek olursam, uyumsuz da tıpkı Kirilov gibi umut yoksunluğu saiki ve çaresizlik duygularıyla intihara yönelmez. Doğal olarak her intihar üzücüdür ama gelecekten, hayattan ümidini kaybeden kişinin intiharı bu iki karakterin intihar düşüncesinden farklı ele alınmalıdır bence.

 

Bugün,18 yaşındaki bir genç, sosyal medya hesabında bir intihar mektubu paylaştı, ardından hayatına son verdi. Doğruluğunu bilemem, kargo şirketinde çalışıyormuş. 18 yaş, geleceğe ümitle ya da merakla ya da heyecanla, yaşayacağı mutlulukları hayal ederek, kızlara ve dünyevi hazlara kollarını açarak bekleyeceği, kanı kaynayarak carpe diem’in dibine vuracağı bir yaş. O yaşta okuyacağım üniversiteyi, askerliği yapacağım yeri, ilk sevgilimin kim olacağını merak ediyordum söz gelimi. Sanki gemi, uzun bir yolculuktan sonra ayak basmadığınız bir limana yanaşır da indiğiniz an sizin için bilinmezlerle dolu yeni bir hayat başlar, çocukluğun sonu, hukuk kimliğinizin miladıdır o yaş. Hayat sizi beklemektedir.

Bu çocukcağız için bunların hiçbir anlamı kalmamış şimdiden.

18 yaşındaki biri sevgilisi kendisini terk ettiği için intihar etse bunu garipsemeyiz. Aptal, yazık filan der, üzülür ve şaşırmayız.

50 yaşında bir adam malını mülkünü yitirip intihar etse içimiz sızlar. Ailesine, çocuklarına maddi sorumluluklarını yerine getiremediğinden ötürü duyduğu utanç duygusunu anlamaya çalışırız, hüzünlenir ne var ki buna da olağandışı bir durum gibi bakmayız.

 

Peki, bu yazının konusu olan 18 yaşındaki çocuğun, meramını çok güzel bir Türkçeyle düzgün cümleler kullanarak ve akıcı bir şekilde anlattığı, pek az imla hatası olduğuna göre yayınlamadan önce defalarca okuduğunu tahmin ettiğim, muhtemelen yavaş yavaş, düşünerek kaleme alınmış aşağıdaki umutsuzluk manifestosunu ve sonra da kayalıklardan atlayarak intiharını nereye koyacağız?

 

 














 


 

Günlerdir kafamıza ve gönlümüze göre ev almaya çalışıyoruz. Bir önceki postta değindiğim, Havva’nın aşık olduğu evi hem paramızın yetmemesinden hem de emlakçının bize oynadığı oyundan ötürü kaçırdık. Havva’da ve onu mutlu etmek isteyen bende küçük ölçekte bir travma yarattı bu durum. Başka evlere bakacağız artık. Deprem sonrası, raylı sistemlere yakın, , Anadolu yakasının hoş bir muhitinde, asansörlü, üç odalı balkonlu bir ev peşindeyiz.

 

Ve, yukarıdaki mektuba, bilgisayar ekranımda sahibinden.com açıkken, satılık evlere baktığım esnada rast geldim ben.

 

Yazdıklarına dair bir yorum yapmaktan utanıyorum. Yoksa, sayfalar dolusu şey çıkar... Ama ne anlamı var artık? 



Furkan, Allah sana rahmet eylesin. Senin kadar cesur olamadım hiç. İki intihar teşebbüsüm oldu bu yaşıma dek, ikisi de hatunlar yüzündendi.

Asil ama ince ruhun bu dünyaya çok fazlaymış güzel kardeşim.

 

Bu mektubu okuyup gözleri sulanmayan insanlardan Allaha sığınırım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!