İntihar
vakaları arasında en can yakıcı olanı, sanırım geleceğe karşı umutsuzlukla
şekillenen ve insanın canını kıymasıyla sonuçlananları. Edebiyatta intihar
denilince akla gelen ilk örneklerden biri Kirilov,
ama onun intihar motivi farklıydı: Bir nihilist olan Kirilov’un intihar düşüncesini
aklından çıkaramaması, yaratıcı Tanrı düşüncesiyle kavgalı olmasından
kaynaklanır. Tanrı’ya inançsızlığı, onu hayatına son vererek Tanrı gibi olma
düşüncesine çekmektedir. Kirilov’a göre tanrı yoktur ama hayatın her alanınca tanrı/tanrısallık
düşüncesi insanların zihinlerinde ve kalplerinde yer alır; dolayısıyla bu
tasavvurla kavgalıdır Kirilov, buradan hareketle intihar ederek tanrısallığa
erişmeyi hayal eder durur. Camus’nun Sisifos Söyleni’nde uzun uzadıya irdelenen
uyumsuzun
intiharı, çoğu kişi tarafından Kirilov’dan esinlenilmiş gibi ele alınsa da, ben
farklı düşünüyorum: Uyumsuzun derdi
tanrı değil hayatın kendisidir, özellikle insana dayatılan ve kaçış yolu
bulunamayan zorba hayat. Bu kaçınamazlık
hali, zamanla yabancılaşmaya götürür insanı, şu satırları hatırlayacak olursak
demek istediğimi daha iyi anlatabileceğimi sanıyorum: “Dekorların yıkıldığı
olur. Yataktan kalkma, yemek, çalışma, uyku ve aynı uyum içinde Salı, Çarşamba,
Perşembe ve Cuma, çoğu kez kolaylıkla izlenir bu yol. Yalnız bir gün NEDEN
yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. BAŞLAR, işte bu
önemli. Bıkkınlık makinemsi bir yaşayışın sonundadır, ama aynı zamanda bilincin
devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi bilinçsiz olarak
yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışı sonuç takip eder: Yıkım ya
da iyileşme.” Camus’nun kullandığı yıkım kelimesinin intihar anlamına geldiğini
söylemek gereksiz. Ne var ki, başa dönecek olursam, uyumsuz da tıpkı Kirilov gibi umut yoksunluğu saiki ve çaresizlik
duygularıyla intihara yönelmez. Doğal olarak her intihar üzücüdür ama gelecekten,
hayattan ümidini kaybeden kişinin intiharı bu iki karakterin intihar
düşüncesinden farklı ele alınmalıdır bence.
Bugün,18 yaşındaki bir genç,
sosyal medya hesabında bir intihar mektubu paylaştı, ardından hayatına son
verdi. Doğruluğunu bilemem, kargo şirketinde çalışıyormuş. 18 yaş, geleceğe
ümitle ya da merakla ya da heyecanla, yaşayacağı mutlulukları hayal ederek,
kızlara ve dünyevi hazlara kollarını açarak bekleyeceği, kanı kaynayarak carpe
diem’in dibine vuracağı bir yaş. O yaşta okuyacağım üniversiteyi, askerliği
yapacağım yeri, ilk sevgilimin kim olacağını merak ediyordum söz gelimi. Sanki
gemi, uzun bir yolculuktan sonra ayak basmadığınız bir limana yanaşır da
indiğiniz an sizin için bilinmezlerle dolu yeni bir hayat başlar, çocukluğun
sonu, hukuk kimliğinizin miladıdır o yaş. Hayat sizi beklemektedir.
Bu
çocukcağız için bunların hiçbir anlamı kalmamış şimdiden.
18 yaşındaki
biri sevgilisi kendisini terk ettiği için intihar etse bunu garipsemeyiz. Aptal,
yazık filan der, üzülür ve şaşırmayız.
50 yaşında
bir adam malını mülkünü yitirip intihar etse içimiz sızlar. Ailesine,
çocuklarına maddi sorumluluklarını yerine getiremediğinden ötürü duyduğu utanç
duygusunu anlamaya çalışırız, hüzünlenir ne var ki buna da olağandışı bir durum
gibi bakmayız.
Peki, bu
yazının konusu olan 18 yaşındaki çocuğun, meramını çok güzel bir Türkçeyle düzgün
cümleler kullanarak ve akıcı bir şekilde anlattığı, pek az imla hatası olduğuna
göre yayınlamadan önce defalarca okuduğunu tahmin ettiğim, muhtemelen yavaş
yavaş, düşünerek kaleme alınmış aşağıdaki umutsuzluk manifestosunu ve sonra da
kayalıklardan atlayarak intiharını nereye koyacağız?
Günlerdir kafamıza
ve gönlümüze göre ev almaya çalışıyoruz. Bir önceki postta değindiğim, Havva’nın
aşık olduğu evi hem paramızın yetmemesinden hem de emlakçının bize oynadığı
oyundan ötürü kaçırdık. Havva’da ve onu mutlu etmek isteyen bende küçük ölçekte
bir travma yarattı bu durum. Başka evlere bakacağız artık. Deprem sonrası, raylı
sistemlere yakın, , Anadolu yakasının hoş bir muhitinde, asansörlü, üç odalı
balkonlu bir ev peşindeyiz.
Ve,
yukarıdaki mektuba, bilgisayar ekranımda sahibinden.com açıkken, satılık evlere baktığım esnada rast geldim
ben.
Furkan,
Allah sana rahmet eylesin. Senin kadar cesur olamadım hiç. İki intihar
teşebbüsüm oldu bu yaşıma dek, ikisi de hatunlar yüzündendi.
Asil ama
ince ruhun bu dünyaya çok fazlaymış güzel kardeşim.
Bu mektubu
okuyup gözleri sulanmayan insanlardan Allaha sığınırım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!