20 Nisan 2019 Cumartesi

Aile Ziyaretleri Üzerine...



On- on beş günde bir Havva’nın ailesine gidiyoruz, kesinlikle değişik bir aile. Titizliği ve detaycılığı ile obsesif-kompulsif bozukluğun sınırlarında yaşayan mutfak imparatoriçesi kayınvalidem, otuz yaşından sonra kendini bir devlet üniversitesinde akademisyen olma hayaline kaptırıp sıfırdan lisans eğitimine başlayan kırık ve kompleksli küçük baldız, kalabalık ailesi içinde kendisine değişik, hayranlık uyandıran bir dünya kurabilmiş kafası çalışan büyük baldız, ve tabi kayınpeder; deli, dahi, manyak, bilge, bencil, komik. Bir adamın kafası nasıl zehir gibi olur, ama aynı anda ruhu bozuk kalır, kafada olan ışık kişiliğe sirayet etmez de etrafındakiler kendisinden yaka silker, işte tam öyle bir örnek. Boşuna dememişti polenteciğim kayınpeder hakkındaki düşüncelerimi ilk duyduğunda, “e Havva belli ki arızalara alışık” diye. Kesinlikle haklı bir yorumdu polente’ninki, gene de kayınpederim kadar arıza olduğumu düşünmüyorum, önümde daha uzun bir yol var. Hayırlısı. Daha evvel O’ndan bahsetmiştim blogta.


Geçen haftaki ziyaretimizde evdekilerin olabildiğince uzak durmaya çalıştığı 75 yaşına merdiven dayamış bu yaşlı adamın yanında oturuyordum, televizyonda bir dizi izliyordu. (gözü görmüyor, kulağı duymuyor, nasıl izliyor ne anlıyor vallahi bilmiyorum) Birden nereye iliştiğimi görmek için kafasını manasızca oturduğum kanepeye çevirdi, sonra –sanırım iri ve şişman bir karaltıyım O’nun için- bana doğru bakıp tane tane konuşmaya başladı:

“Din devleti de, komünizm de, kapitalizm de, krallık da, demokrasi de, faşizm de, namuslu insanlar yönetirse iyidir ve halkı mutlu eder. Önemli olan sistem değil, yöneticinin namuslu olmasıdır. Demokrasinin güzelliği şurada, namussuz bir yöneticiyi demokraside değiştirmek mümkün. Demokrasi diğerlerinden bu yüzden üstün.”
 
Sonra başını tekrar ekrana çevirdi. Geri zekâlılara hitap eden tipik bir yerli diziydi baktığı, ortalarda daracık miniyle dolanan esmer kızın vücudu nefisti o kadar.


Bir şey demedim. Aklıma Macchiavelli’nin meşhur sözü geldi, dudağımı ısırdım, sustum. 


çeviri benim, daha iyi yapan varsa ya söylesin ya da sonsuza kadar çenesini tutsun.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!