10 Ekim 2016 Pazartesi

Kırk Üzerine...




Kırk gün geride kaldı. Sürekli ajitasyon yapma çabasında olduğumu düşünmeyin, hayır, sızlanma değil, hal beyanı çerçevesinde anlatıyorum bunları. Kırk gün. Enteresan bir zaman aralığıdır bu; hemen her dinde kırk çok önemli bir sayıdır, kırk gün, kırk yıl gibi ifadelere çokça rastlanır. Söz gelimi Tevrat’a göre Nuh tufanı kırk gün sürmüştür ya da Musa, Sina Dağında kırk gün Tanrı’yla beraber olmuştur. İsa hakkında İncillerde (Şeytanın iğvasından önce) çölde kırk gün oruç tuttuğu yazar (‘…ve daha sonra acıktı.’) veya çarmıha gerildikten kırk gün sonra dirilerek yeryüzüne döner ve havarilerine görülür. Daha bunun gibi 40 ile ilgili bir dünya şey var başka dinlerde. İslamda ve islamî kültürde de bu sayının yeri özel: lohusalığın kırk gün sürmesinden, merhumun ardından kırk gün yas tutmaya, kırk gün sabah namazını camide kılan kişi hakkında söylenen güzel sözlerden daha korkutucu olanlara dek çeşit çeşit, renk renk kırk gün vurgusu yapılıyor.


Kırk gün, uzun bir süre demek. Zillion gibi, belirsiz bir büyüklük vurgusu yapılıyor böylece.


Kırk gün önce içine fırlatılıp atıldığım bu boşluk duygusu beni tüketiyor. Kırk gündür bir gece olsun kesintisiz uyku çekemedim, kırk gün oldu, kâbus görmeden, nefes nefese zıplamadan bir gece yaşamadım söz gelimi. Kırk gün geride kaldı ve porno izlemedim; imkânım olmadığı için değil – hard diskte 300GBlık arşiv var ama içimden gelmiyor ki. Kırk gün oldu ve tek bir satır kitap okumadım, kendimi veremiyorum. Ayaklarım beni kontrolüm dışında kitapçılara götürüyor ama raflara biraz baktıktan sonra koşar adım çıkıyorum dükkânlardan. Kırk gündür saçma sapan sorulara cevap vermek zorunda kalıyorum, yok şuraya para yatırmış mıydın, yok telefonunda o kurulu muydu… Kendimi anlatmaktan gına geldi. Kırk gün oldu ve bir kez olsun film izlemedim, bazen TV’de birkaç dakika bakıyor, sonra kapatıyorum hemen. Kırk gündür sadece 1-2 kere, o da Havva’nın yanında müzik dinleme arzusu hissettim, o da anlık ve geçici. Kırk gündür hala kapatmadığım iş telefonum (avea hattım) bir kere dışında hiç çalmadı, onda da emeklilik ile ilgili sorularım olursa kendilerine değil, SGK’ya sormam gerektiğini tebliğ etmek için aradılar, öyle dedi eski işyerimdeki görevli. Emekliliği hak etmeme iki sene olduğunu duyunca da boşuna aradığını itiraf etmekten kendini alıkoyamadı. Başkası beni ne diye, neden arasın ki?


Kırk gündür bir mucize bekliyorum.


Diamantidis’in vedasına dair bir video izledim geçen gün. Mesleğimden ayrılacağım gün geldiğinde bu kadar gösterişli bir veda beklentisine girmedim hiç, ne var ki eski çağlarda cüzzamlılara reva görülen bir muameleyle kıçıma vurmaları da hiç hayal ettiğim bir şey değildi.






Kırk gündür bu dünyada yok gibiyim. Hayatı alkışlarla geçmiş biri olarak, bunca sessizliğe, değersizleştirilmeye, yok sayılmaya -  kırk gün oldu, alışamadım, nasıl alışabileceğim, bilmiyorum. 


İçimde dinmeyen bir çırpıntı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!