12 Temmuz 2016 Salı

Seneye Yıldönümü Kutlanacak Bir Başka Gün Üzerine...




Kazasız, belasız halloldu. Eğreti bir defile mi dersiniz, kadınlar için kozmetik ürünleri gösterisi mi dersiniz, erkeklerin adamlıklarının, ailelerin yapmacık saygın hallerinin dışavurumu mu dersiniz, neyse artık, bu teatral performans kavga ya da hırlaşma olmadan sona erdi, bitti. Kaza, bela, kavga gibi kelimeler kullanıyorum çünkü Havva’nın babası daha önce bahsettiğim gibi bildiğiniz arıza bir adam, benim tarafta da ailenin manevi lideri amcam (O’ndan da söz etmiştim eski yazılarda) manyağın önde gideni. Kalabalık bir seyirci kitlesini görünce insanlar azıtmaya pek meyyal oluyor. Küçük birkaç kıvılcım fazla büyümeden söndü, kayda değer bir olay çıkmadan sahte gülücüklerle de olsa bu konu kapandı böylece. Artık nişanlı bir adamım. Yüzük parmağıma takılırken kendimi evleniyormuşum gibi hissettim bir an, ama merasim sonrası eve dönerken yüzüğü parmağımdan alelacele çıkartıp ceketimin cebine koyduğumda tekrar normale döndüm. ‘Havva için nelere katlanıyorum ya!’ düşüncesi bazen üzerime çullanır gibi oluyor, ne var ki hemen bu olan bitene Havva için tahammül etmediğim, aksine kendim için bunları yaşadığım gerçeği netleşiyor içimde. Son planda kimse kimseyle kimse için evlenmez, o yüzden İstanbul’a gitmeden çok önce, Erzurum’daki evimin duvarına doktorun sarf ettiği o cümleyi kocaman kocaman yazmıştım, sürekli gözüme çarpsın diye: ‘O adamı unutma!’ Evet, bu yaşıma kadar gerçekten inandığım, şüphe duymadığım pek çok zihinsel kodu paçavra eden O adamın hali, şimdi beni nişanlı birine dönüştürdü işte. Hala şaşkınım, vardığımız noktada bazen huzursuzluk duyduğumu itiraf etmekten çekinmiyorum, ama Havva öyle mutlu, ve mutluyken öyle güzel ki…


Şimdiki aşama, para. Çok para. Çok para lazım. Ev alacağız, ev kuracağız, bir dünya iş var. Parayla da mutluluk olsa fena olmaz hani.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!