14 Nisan 2016 Perşembe

İnandırıcılığımın Sınırları Üzerine...




Kararsız. Bana “peki, sana inanıyorum” diyemiyor. Dürüstlüğümden şüphesi yok, hayır, kendisini kandırmayacağımı çok iyi biliyor. Ama kafasında bunca sene yer eden Oğuz kodları O’nun sözlerimi içten ve samimi görmesine değil, probable but not possible görmesine sebep. Karışık mı anlatıyorum? Dediklerime inanıyor ama istesem de yapabileceğime inanamıyor; bir yandan da bunu ne çok istiyor! O’nun gözünde küçücük ihtimal bile öyle güzel ki… Kararsızlığı bu ihtimal yüzünden. Düpedüz ıstırap içinde, karşısında bir aslan var, o aslanı çok seviyor ama geçmişte kendisini pek çok kez dişlediği, pençelediği için artık kendisini korumak için ondan uzak durması gerektiğine geçen onca yıl ve berbat tecrübenin ardından mutlak surette vakıf olmuş, bunu kabullenmiş, iç dünyasında hazmetmiş; derken aslan birden bire ortaya çıkıp artık karnabahar ve brokoli yemek istediğini söyleyince de şaşalıyor.

Mesele 2.5 yıl değil, hayır… Dün idrak ettim bunu ve O’na da sordum, anladığım gibi, altı ay ya da bir sene önce bu dönüşü yapsaydım da kollarıma gel diye sevinç çığlığı atmayacaktı, aksine aynı sıkıntıları, çaresiz ikilemleri, güvensizliği yaşamaktan kaçınamayacaktı.  Aksi gibi şu an bir rakibim var. O beyefendiye karşı başından beri saygı dolu yaklaşımımı fark etmişsinizdir, bir takım imalardan ve bilgilerden anladığım kadarıyla sandığımdan da düzgün biri. Şu an bu bağlamda vicdanımı acıtmayan tek şey var, Havva’ya da dün söylediğim: İlişkileri çok yeni, çok başlarda, yani henüz birbirlerine sıkı sıkıya yapışmış değiller ve ben nasıl Havva’mı benden çaldığını düşünüp o beyefendiye aptalca bir öfke duyamıyorsam, onun ilişkiye başladığı kadını baştan çıkardığım kanaatinde değilim. Sevgilimi geri kazanmaya çalışıyorum sadece.
Gerçekten çok garip, çok karmaşık ve tutarsız şeyler yazıyorum ya.
Havva diyorum evet. Artık Ex demek istemiyorum. Benim için yaratıldığını kabullendikten sonra Ex değil, Havva kelimesi yakışıyor O’na. Bu da mı hastalıklı? Başından beri kendime dair anlattıklarımda sağlıklı ne gördünüz ki bu blogta? Sabahları çok kötü uyanıyorum, ellerimin titrediğini fark ediyorum gözlerimi açtığımda. Günlerdir neredeyse bir iki lokma hariç hiçbir şey geçmiyor boğazımdan, bitkinliğin dibindeyim.  İki gündür akşamları iç çıkışı görüşüyoruz ve tek mutlu olduğum an o vakitler. Yanımda olduğu anlar, daha doğrusu yanımda olmayı reddetmediğini gördüğüm anlar. Çok korkunç ama “peki yarın akşam da iş çıkışı görüşelim” dediğinde hayatım bir gün daha uzuyor. Şu an sımsıkı sarılmış haldeyim O’na, bu hayal, bu küçük ihtimaller sarmalı beni yaşamda tutuyor. Bu ve önceki postları bir gün okuyacak kimseler olacak mı, bilmiyorum. Şu an aklımda bir şey yok. Belki ileride, şayet biz bir araya gelirsek, bu yazdıklarımı silerim. Ama hayır, Havva’mın kalbi değil, aklı galebe çalarsa, bunların hepsi duracak bu sayfalarda. Ben olmayacağım sadece.

Az evvel psikiyatristi aradım, pazartesi günkü muayene sırasında bana o ağır ilaçları yazdıktan sonra bugün kendini aramamı tembihlemişti. Telefonu açar açmaz ilaçların etkisini sordu, ilaçları kullanmadığımı söyleyince şaşaladı. O’na saygısızlık etmek istemediğimi başta söyleyerek son durumu anlattım; Havva ile yüz yüze görüşmelerimizi, Havva’nın yaşadığı ikilem ve çaresizliği, içine düştüğü kararsızlığı tasvir ettim doktora, bunun için hayata dört elle sarıldığımı, pazartesi günü kendisini kaygılandıran hastasının Salı gününden beri Havva’sını geri kazanmak için çalıştığını ve bu mücadele sırasında uyuşuk değil, kabullenmiş değil, mağlup değil, güçlü ve aklı başında olması gerektiğini söyledim. Brokoli yemek isteyen aslandan bile söz ettim. Hayret, ilaçlarımı almadığımı duyduğunda gösterdiği şaşkınlık tepkisi, bu sözlerimden sonra neredeyse beni tebrik etmesine dönüştü, anlattığım gelişmenin çok çok iyi olduğunu, bu fırsatı değerlendirmek için her şeyi yapmam gerektiğini, ciplarexe hiç başlamamamı, çok sıkışır, bunalırsam xanaxı kullanabileceğimi söyledi. Daha önce yan etkileri düşünecek durumda değiliz demişti, bu defa xanaxın bağımlılık yapabileceğini söylemeyi de unutmayarak. Ekledi, “Oğuz Bey, benim karşımdaki adam gibi konuşmuyorsunuz şu an, ama o adamı unutmayın. Bu anlattıklarınız çok güzel ama o adamı aklınızdan çıkarmayın” dedi. Unutmuyorum dedim. O adamı şu an için öteliyorum, baskılıyorum diyemedim.

Ulan psikiyatristimi bile ikna edebiliyorum! Havva’mı nasıl ikna edeceğim! Daha ne yapabilirim?    

Bu akşam beraber geçirebileceğimiz fazla vakit olmayacak, en fazla yarım saat. Olsun, yanında olayım, yanında olma isteğimi reddetmesin yeter.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!