Kararsız. Bana “peki, sana inanıyorum” diyemiyor.
Dürüstlüğümden şüphesi yok, hayır, kendisini kandırmayacağımı çok iyi biliyor.
Ama kafasında bunca sene yer eden Oğuz kodları O’nun sözlerimi içten ve samimi görmesine
değil, probable but not possible
görmesine sebep. Karışık mı anlatıyorum? Dediklerime inanıyor ama istesem de yapabileceğime
inanamıyor; bir yandan da bunu ne çok istiyor! O’nun gözünde küçücük ihtimal
bile öyle güzel ki… Kararsızlığı bu ihtimal yüzünden. Düpedüz ıstırap içinde,
karşısında bir aslan var, o aslanı çok seviyor ama geçmişte kendisini pek çok
kez dişlediği, pençelediği için artık kendisini korumak için ondan uzak durması
gerektiğine geçen onca yıl ve berbat tecrübenin ardından mutlak surette vakıf
olmuş, bunu kabullenmiş, iç dünyasında hazmetmiş; derken aslan birden bire
ortaya çıkıp artık karnabahar ve brokoli yemek istediğini söyleyince de
şaşalıyor.
Mesele 2.5 yıl değil, hayır… Dün idrak ettim bunu ve O’na da
sordum, anladığım gibi, altı ay ya da bir sene önce bu dönüşü yapsaydım da
kollarıma gel diye sevinç çığlığı atmayacaktı, aksine aynı sıkıntıları, çaresiz
ikilemleri, güvensizliği yaşamaktan kaçınamayacaktı. Aksi gibi şu an bir rakibim var. O beyefendiye
karşı başından beri saygı dolu yaklaşımımı fark etmişsinizdir, bir takım
imalardan ve bilgilerden anladığım kadarıyla sandığımdan da düzgün biri. Şu an
bu bağlamda vicdanımı acıtmayan tek şey var, Havva’ya da dün söylediğim:
İlişkileri çok yeni, çok başlarda, yani henüz birbirlerine sıkı sıkıya yapışmış
değiller ve ben nasıl Havva’mı benden çaldığını düşünüp o beyefendiye aptalca
bir öfke duyamıyorsam, onun ilişkiye başladığı kadını baştan çıkardığım
kanaatinde değilim. Sevgilimi geri kazanmaya çalışıyorum sadece.
Gerçekten çok garip, çok karmaşık ve tutarsız şeyler
yazıyorum ya.
Havva diyorum evet. Artık Ex demek istemiyorum. Benim için
yaratıldığını kabullendikten sonra Ex değil, Havva kelimesi yakışıyor O’na. Bu
da mı hastalıklı? Başından beri kendime dair anlattıklarımda sağlıklı ne
gördünüz ki bu blogta? Sabahları çok kötü uyanıyorum, ellerimin titrediğini
fark ediyorum gözlerimi açtığımda. Günlerdir neredeyse bir iki lokma hariç hiçbir
şey geçmiyor boğazımdan, bitkinliğin dibindeyim. İki gündür akşamları iç çıkışı görüşüyoruz ve
tek mutlu olduğum an o vakitler. Yanımda olduğu anlar, daha doğrusu yanımda
olmayı reddetmediğini gördüğüm anlar. Çok korkunç ama “peki yarın akşam da iş
çıkışı görüşelim” dediğinde hayatım bir gün daha uzuyor. Şu an sımsıkı sarılmış
haldeyim O’na, bu hayal, bu küçük ihtimaller sarmalı beni yaşamda tutuyor. Bu
ve önceki postları bir gün okuyacak kimseler olacak mı, bilmiyorum. Şu an
aklımda bir şey yok. Belki ileride, şayet biz bir araya gelirsek, bu
yazdıklarımı silerim. Ama hayır, Havva’mın kalbi değil, aklı galebe çalarsa,
bunların hepsi duracak bu sayfalarda. Ben olmayacağım sadece.
Az evvel psikiyatristi aradım, pazartesi günkü muayene
sırasında bana o ağır ilaçları yazdıktan sonra bugün kendini aramamı
tembihlemişti. Telefonu açar açmaz ilaçların etkisini sordu, ilaçları
kullanmadığımı söyleyince şaşaladı. O’na saygısızlık etmek istemediğimi başta
söyleyerek son durumu anlattım; Havva ile yüz yüze görüşmelerimizi, Havva’nın
yaşadığı ikilem ve çaresizliği, içine düştüğü kararsızlığı tasvir ettim doktora,
bunun için hayata dört elle sarıldığımı, pazartesi günü kendisini kaygılandıran
hastasının Salı gününden beri Havva’sını geri kazanmak için çalıştığını ve bu
mücadele sırasında uyuşuk değil, kabullenmiş değil, mağlup değil, güçlü ve aklı
başında olması gerektiğini söyledim. Brokoli yemek isteyen aslandan bile söz
ettim. Hayret, ilaçlarımı almadığımı duyduğunda gösterdiği şaşkınlık tepkisi,
bu sözlerimden sonra neredeyse beni tebrik etmesine dönüştü, anlattığım
gelişmenin çok çok iyi olduğunu, bu fırsatı değerlendirmek için her şeyi yapmam
gerektiğini, ciplarexe hiç başlamamamı, çok sıkışır, bunalırsam xanaxı
kullanabileceğimi söyledi. Daha önce yan etkileri düşünecek durumda değiliz
demişti, bu defa xanaxın bağımlılık yapabileceğini söylemeyi de unutmayarak. Ekledi,
“Oğuz Bey, benim karşımdaki adam gibi konuşmuyorsunuz şu an, ama o adamı
unutmayın. Bu anlattıklarınız çok güzel ama o adamı aklınızdan çıkarmayın”
dedi. Unutmuyorum dedim. O adamı şu an için öteliyorum, baskılıyorum diyemedim.
Ulan psikiyatristimi bile ikna edebiliyorum! Havva’mı nasıl
ikna edeceğim! Daha ne yapabilirim?
Bu akşam beraber geçirebileceğimiz fazla vakit olmayacak, en
fazla yarım saat. Olsun, yanında olayım, yanında olma isteğimi reddetmesin
yeter.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!