11 Kasım 2015 Çarşamba

Mark Twain ve 'Virgilius İyi Hissediyor' Üzerine...




Yaşlı Adam şöyle diyor:
Tanrılardan başka hiç kimse, dışarıdan gelmeyen bir düşünceye asla sahip olamamıştır. Adem muhtemelen iyi bir kafaya sahipti, fakat dışarıdan doldurulmadan önce kafası onun hiçbir işine yaramıyordu. Onunla en önemsiz küçük şeyleri bile icat edemezdi. İyi ve kötü arasındaki farka dair bir kavramın gölgesine bile sahip değildi- bu fikri dışarıdan elde etmesi gerekmişti. Ne Adem, ne de Havva, çıplak dolaşmanın edepsizce olduğu fikrini oluşturamazdı; bilgi onlara dışarıdan bir elma ile geldi. İnsan beyni öyle yapılandırılmıştır ki, her ne olursa olursun hiçbir şey oluşturamaz. Ancak dışarıdan elde edilmiş malzemeyi kullanabilir. Sadece bir makinadır ve otomatik olarak çalışır, irade gücüyle değil. Kendi üzerinde hiçbir komutası yoktur, sahibi de onun üzerinde hiçbir komutaya sahip değildir.


Genç Adam, itiraz ediyor bu yorumlara, Adem’i siktir et, ya Shakespeare’in yarattıkları ne olacak diye soru yöneltince, Yaşlı Adam tekrar başlıyor konuşmaya: Shakespeare’in hiçbir şey yaratmadığını, ancak doğru bir şekilde gözlemlediğini ve bunları fevkalade resmettiğini, Tanrı tarafından yaratılmış insanları birebir tasvir ettiğini, ne var ki kendisinin yaratmadığını dile getirirken normal insanların bir dikiş makinası, Shakespeare’in ise Goblen dokuma tezgahı gibi olduğu örneklemesini yaparak “iplikler ve renkler O’na dışarıdan geldi. Dış etkiler, öneriler, deneyimler (okumak, oyunlar izlemek, oyunlar sahnelemek, fikirler edinmek vb.) O’nun zihnindeki desenleri çerçeveye aldı ve O’nun karmaşık ve hayranlık verici makine aksamını çalıştırdı ve bu aksam, dünyayı hala hayrete düşüren o resimlenmiş ve muhteşem kumaşı otomatik olarak imal etti. Eğer Shakespeare okyanustaki çorak ve ıssız bir kaya parçasında doğmuş olsaydı, O’nun o güçlü aklı, işleyecek hiçbir dış malzemeye sahip olamayacak ve icat da edemeyecekti. Ve değerli hiçbir dış etkiye, öğretime, şekillenmeye, telkine ve ilhama sahip olamayacak ve bunları icat edemeyecekti. Böylece Shakespeare hiçbir şey üretemeyecekti.” şeklinde açıklama getiriyor duruma.


İstanbul’a son gidişimde kitapçı rafında görüp aldığım bu Mark Twain kitabı, yukarıdaki gibi pek çok aykırı görüşün dile getirildiği enteresan bir eser. Daha evvel Tom Sawyer’ı, Huckleberry’nin Maceraları, Prens ve Dilenci’yi, ayrıca kısa hikâyelerini okumuş da olsam (Beyaz Fil ve Cecil Rhodes ve Köpekbalığı isimli öykülerini unutamam.) ve hatta lise zamanında gâvur bir hocamızın tiyatro oyunu haline getirdikten sonra öğrencilere/arkadaşlarıma Reşat Nuri Gültekin Sahnesinde bu oyunu sergileme şansı verilen “The Man That Corrupted Hadleyburg” isimli uzun öyküsüne bayılsam da, hiç böyle direkt, kaygısız, çekincesiz olarak kafasındakileri kâğıda döktüğü bir metnine rastlamamıştım. İnsan Nedir? İsimli kitap Mark Twain’in ağzından konuşan Yaşlı Adam ve sıradan insanların itirazlarını sıralayan Genç Adam arasındaki diyaloglardan oluşuyor.



Peki neden okuması bana iyi hissettirdi bu pasaj?


Aynı şeyi kendime dair, bir sızlanma, yakınma şeklinde kısa bir süre evvel ben yazdım çünkü! Şu içinde her şey olan postta yer vermiştim aşağıdaki satırlara:

“Bir uyarıcıya ihtiyaç duyanlardanım ben, ancak o şekilde harekete geçebiliyorum; bazen bir fikir çakıyor kıvılcımı, bazen bir diyalog ya da gözlem. Zihinsel ve bedensel olarak buna gereksinimim var. Yoksa kendi haline bırakıldığında ne bir zekâ pırıltısı gösterebiliyorum, ne heyecan duyup bunu dışarıya yansıtıyorum. Wittgenstein’in içine ruhla üflenmiş boş bir balon gibi ortalarda dolaşmaktan utanmak üzerine bir ifadesi vardır, tam öyle durumum. İşin fenası, ne kadar böyle olmaktan rezilce utanıyor olsam da, değişmek, kendimi değiştirmek için hiçbir şey yapmaya tenezzül etmeden yanımdan geçip giden ırmağa bön bön bakmaya devam ediyorum.”


Meğer siz de aynı durumdaymışsınız. Neden söylemiyorsunuz lan?!



Mark Twain diyor ki, “Virgilius, dert etme bu durumu, hepimiz öyleyiz. Dışarıdan bir etki olmadan hepimiz patates çuvalıyız. O patatesleri dış etkiler soymadan, sonra dilimlemeden, akabinde tavada kızmış yağa dökmeden bizler kızaramayız. Take it easy hatta hakuna matata, tüm insanlar aynı bok.”



Var olasın Mark Twain abi!













p.s. Yukarıda sözünü ettiğim oyunda bana da bir rol vermek için çok uğraşmıştı yönetmen olan sınıf arkadaşım, tahmin ettiğiniz gibi zerre kadar ilgilenmedim. Kişisel arızalarım sonradan oluşmadı ki, mezuniyet balosuna bile gitmemiş adamım sonuçta:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!