1- Achilleus, Hector’u düello sonunda öldürür. Deplasmandadır
Achilleus, Truva’nın surlarına kurulu tribünlerde Priamus, Paris, Hecuba, Andromakhe
ve belki de bütün Truva halkı izledikleri mücadele sonunda göz bebekleri Hector’un
bu kavgayı kaybedeceğini bilmektedir kılıçların çekildiği ilk andan itibaren.
Yenilgi Hector’un kaderidir çünkü. Hak vaki olur, deplasmana gelen Achilleus canını
alır Hector’un. Hector’un ölümü, Truva’nın düşüşünü de simgeler bir bakıma. Lakin
Achilleus Hector’u öldürmüş olmakla yetinmez, tribünlerdeki binlerce kişinin
gözü önünde Hector’un cesedini savaş arabasının arkasına bağlayıp cansız bedeni sürükleye sürükleye surların önünde arabasıyla dolaşmaya başlar. İlyada’nın en iç acıtıcı sayfaları kanaatimce bu
sahnedir; okurken “öldürdün işte, kazandın, daha ne istiyorsun Hector’dan, O’nu
neden böyle aşağılayıp hayvandan da değersiz davranıyorsun, dövüşünüzü izleyen
babasına, annesine, karısına, kardeşine ne için bunca eziyet edip acı
veriyorsun orospu çocuğu Achilleus?” diye küfür etmeyen çok az kişi vardır.
2- Dün gece uyuyamadım. İğrenti, öfke, isyan duyguları ile
yatakta sağa sola dönmekten, yastığı çevirip durmaktan yorulana dek sürdü bu,
gece de çok tuhaf rüyalar gördüm ama uyandıktan hemen sonra unutmuşum çok
şükür. Gene de sol elimin titremesi geçmedi hala, bir süre böyle devam
edeceğine şüphem yok.
3- Sabah alarmı kurduğum vakitten çok önce açtım gözlerimi,
tekrar uykuya dalmaya çabaladım, olmadı, zaten idrar torbam da baskılıyordu
yataktan kalkmam için. Doğruldum, o işi hallettikten sonra gece video
görüntülerini (buna link vermeye gerek yok, yakında youtube’dan kaldırılır) izlediğim
andan beri aklımda olan bir pasajı bulmak için başucu kitabım olarak
nitelediğim Elias Canetti’nin Kitle ve İktidar’ını
aldım kitaplıktan. İnsan doğasını bu derece yalın ve acımasız irdeleyen bir
başka kitaba denk gelmedim henüz. Aradığım Hayatta
Kalan başlıklı metni hemen buldum, çabucak okudum, ofiste yazıya dökmek
için ilgili sayfaları fotoğrafladım ardından.
4-
HAYATTA KALAN:
Hayatta kalma anı iktidar anıdır. Ölümün görüntüsü
karşısında düşülen dehşet, ölen bir başkası olduğunda tatmine dönüşür. Hayatta
kalan ayakta dururken ölen yerde yatmaktadır. Sanki bir kavga olmuş ve biri
diğerini yere devirmiş gibidir. Hayatta kalma mücadelesinde her insan diğer
bütün insanların düşmanıdır ve asıl galibiyet olan hayatta kalmayla
karşılaştırıldığında çekilen bütün ıstırap önemsizdir. Hayatta kalan insan
ister bir, ister çok sayıda ölümle karşılaşmış olsun, durumun özü onun
kendisini emsalsiz hissetmesidir.
Kendisini orada tek başına dururken görür ve bununla övünür; bu anın ona
verdiği iktidardan söz ederken, bu duygunun başka bir şeyden değil; yalnızca
kendi tekil olma duygusundan
türediğini unutmamalıyız. (…) Hayatta
kalmanın en alt biçimi öldürmedir.
Bir insan nasıl yiyecek elde etmek için bir hayvanı öldürüp, hayvan yerde
savunmasız yatarken kendisi ve yakınları yesin diye onu parçalara bölerse,
yoluna çıkan ya da karşısına düşman olarak dikilen herkesi de öyle öldürmek
ister. Düşmanı yerde serilmiş yatarken kendisinin hala ayakta olduğunu
hissedebilmek için onu yere devirmek ister. Ama söz konusu olan öteki,
bütünüyle yok olmamalıdır, onun bir ceset olarak fiziki varlığı, zafer
duygusunu yaşamak için vazgeçilmez bir unsurdur. Muzaffer olan artık ona
istediğini yapabilir, ama o misilleme yapamaz; bir daha asla ayağa kalmamak
üzere orada yatacaktır. Ölenin silahı alınıp götürülebilir, vücudundan parçalar
kesilip şeref madalyası gibi sonsuza dek saklanabilir. Hayatta kalanın,
öldürdüğü adamla yüz yüze geldiği bu an onu özel bir güçle doldurur. Bununla
karşılaştırılabilecek hiçbir şey yoktur; bu kadar çok tekrarı gerektiren başka
hiçbir an da yoktur. Çünkü hayatta kalan, çok sayıda ölüme tanık olmuştur. Eğer
savaşta bulunmuşsa etrafındakilerin düştüğünü görmüştür. Savaşa, düşmana karşı
ülkesini korumak niyetiyle girmiştir. Dile getirilmiş olan amacı ise,
olabildiğince çok sayıda düşmanı öldürmektir; ancak bunu başarırsa,
fethedebilir. Zafer ve hayatta kalma
onun için aynı şeydir. (…) Ölüler çaresizce yatar; hayatta kalan onların
arasında dimdik ayaktadır ve sanki onun hayatta kalması için savaşılmış
gibidir. [Slayer’ın şarkısını hatırlatmaya gerek
var mı? “Here comes the pain / You're no different from the rest / Victim
is your name in my vicious wasteland / Here comes the pain / Your destruction
manifests / Lying there broken looking up as I still stand”] Ölüm ondan uzaklaşıp diğerlerine dönmüştür.
(…) Açıkça aynı kaderi paylaşmış olan çoğunluğun arasında seçilmiş olma duygusudur bu. Hayatta kalan, yalnızca hala orada
bulunduğu için kendisinin onlardan daha iyi olduğunu hisseder. Diğerlerinin
arasında kendisini kanıtlamıştır, çünkü düşenler artık yaşamamaktadırlar. Bunu
sık sık başaran kahraman olur. O
güçlüdür. Ondaki hayat daha çoktur. O tanrıların gözdesidir.
5- “…Even enemies can show respect.”
6- Buna toplumsal bir cinnet hali diye açıklama getiremeyiz.
Bunu savaşın insanı canavarlaştırması şeklinde yorumlayamayız. Olan biteni izah
etmek için hiçbir tutarlı, makul, anlaşılabilir bir argüman öne süremeyiz. Yok. Açıklaması yok. Kur’andaki esfel-i safilin teriminin karşılığı olarak gördüğümüz
bu kişiler; Yasin Börü’yü önce silahla öldürüp, sonra cesedin kafasını taşla
parçalayıp, ardından 3. kattan aşağı atarak, sonunda da arabayla üzerinde
geçerken, bedeninde yirmi küsur kurşun isabeti bulunan Hacı Lokman Birlik’in
cesedini zevk için, sırf görenlere, annesine, babasına, kardeşine, belki eşine,
çocuklarına zulmedip ıstıraptan deliye dönsün diye bu hazzı yaşamak için arabanın
arkasında galiz küfürler eşliğinde sürüklerken, yaşananlara ve yaşatılanlara en
küçük bir açıklama getiremeyiz. Elias Canetti bile formüle edemez bunu.
Yetersiz kalıyor.
7- Aykut Kocaman, iki hafta önce Lig TV’de bir spor olayını
yorumlarken “Acı çektirmek zevk haline geldi.” demişti. Bir futbol programı,
kısacık özetledi hal-i pürmelalimizi.
Allahım… Şu kıyamet kopsun artık.

daha ne kopacak ki, yaşadığımız zaman bizim cehennemimiz
YanıtlaSil