8 Eylül 2015 Salı

Bir Veda Üzerine...






Daha evvel blogta bir vesileyle yazmıştım Leartes ile yapacağı gösteri düellosu öncesinde Hamlet’in Horatio ile arasında geçen kısa konuşmayı… Hamlet huzursuzdur, “yüreğimde bir sıkıntı, bir didişme var dostum” diye fısıldar Horatio’ya, bunu duyan Horatio hemen atılır, “isterseniz gidip Laertes ile yapacağınız müsabakaya rahatsızlığınız nedeniyle katılamayacağınızı söyleyeyim” teklifinde bulunur. Melankolik mi dersiniz, depresif mi dersiniz, ben kös kös diyeceğim, kös kös oturup somurtan Hamlet bir anda kendine gelir:

“Katiyen olmaz; biz kehaneti reddederiz, bir serçenin düşüşü bile ilahi takdire göredir. Takdir bugüne ise, yarına değildir; yarına değilse, bugünedir; bugüne değilse bile yarın gerçekleşecektir; hazır olmaktır tüm gereken. İnsan hiçbir şeyi yanında götüremediğine göre, zamansız gitse ne çıkar? Bırak olsun, ne olacaksa.”

Kendimi Hamlet’le özdeşleştireceğimi düşünüp tiye almayın beni, adamın verdiği karşılık ‘Tanrı’ya iman kavramı’na en veciz tanımları dahi gölgede bırakacak türden sonuçta. Ne var ki çoktan beri benim de ruhumu egemenliği altına almış kasvetli bir huzursuzluk var, keyifsizlik var, daralma hissi ve biriken bir öfke var. Manzara-ı umumiye koca bir lağım çukurundan farksız, benim gibi tüm bireylerin hikâyesi de bu berbat büyük resmin bir parçası hüviyetinde. Biz hepimiz, yaşanmaz bir ülkenin nasıl hala o ülkede yaşayabildiği şaşılası insanlarıyız. Etrafımdaki herkese fırsatı ve imkânı varsa en kısa sürede bu ülke sınırları dışına çıkmaları tavsiyesinde bulunuyorum ne zamandır. İçine kapatıldığımız iron maiden’dan sıyrılıp kaçabilen kim varsa gitsin, kendini kurtarsın diyorum. Bu söylemleri çevremdekilerle paylaştıkça onları nasıl, ne yönde, ne kadar etkileyebildiğimi bilemem, ama kardeşim bu hafta ABD’ye yerleşmek üzere gidiyor ve O’nun adına içimde hem derin bir coşku ve mutluluk duyarken, hem de kardeşimi yitirecek olmanın verdiği burukluk peydahlanmasına mani olamıyorum.

İnsanlar bir başka ülkeye yerleşme niyetlerini genelde 20’li yaşlarında gerçekleştirirler, elbette istisnalar da mevcut ve benim kardeşim de bu istisnalardan biri. Kırk yaşında, iki çocuk babası bir adamın kısa süreli değil, temelli olarak ülkeyi terk etmeye karar vermesi imrendirici bir cesaret örneği. Yeni bir hayata başlamak için bunca kurulu düzenini tekmeleyip bir kenara atmasına ancak hayranlık duyabilirim. Büyük çocuğunu zaten bir yıl önce göndermişti orada bir okula, bu defa sıra kendilerinde. Tek kelime yabancı dil bilmeyen eşi Z. bir dil kursuna yazılacak, bir türlü sevemediğim küçük kıza da bir okul ayarlamışlar bile.

Bizim izinler haftalardır kapalı, açılacağı da yoktu, Perşembe günü gideceklerini öğrendiğimden son kez göreyim istedim, Cuma akşamı uçağa binip Pazartesi sabah erkenden dönecek şekilde iki günlüğüne de olsa aldım İstanbul biletlerimi, vedalaşmak üzere onları görmeye gittim.

Cumartesi yazlıkta tüm aile bir araya geldik. Yalnız kalmayı başardığımız bir ara kardeşime sordum, neden gittiğini. Ailevi, mesleki, sosyal ve politik nedenleri anlattı. Her biri başlı başına yeterli gerekçelerdi söylediklerinin. Ne iş yapacaksın diye sordum, PH.D. ünvanlı akademisyenlerin aç kalmayacağını anladım söylediklerinden. Ne zaman geleceğini merak ettim, normal şartlar altında 2017’den evvel dönmesinin uygun olmadığını, aksi takdirde aldıkları vizenin pürüzlü hale geleceğini uzun uzun izah etti, bu açıklamaya dinlerken dikkatimi verdiğim söylenemez, kaç çeşit vize türünden bahsettiğini de hatırlamıyorum şimdi. Green card başvurusunun kabulü için dua istedi gene de. O tamam, yapabilirim. Para işlerimiz vardı, onları açıklığa kavuşturduk, vedalaştık Pazar sabahı, ayrıldık sonra.

Evlerini kiraya verdiler, arabalarını sattılar. Perşembeden itibaren yoklar. Annem şerefsiz ve rasyonel bir şişko olduğundan O’na çok dokunmayacaktır yavrucağından, gelininden, torunundan ayrı düşmek. Fakat babam öyle değil. Tahammül edilemez bir sevgi böceği karakterine sahip babamın canı çok yanacak onların yokluğunda. Adam benim gibi bir nemruta dahi düşkün, hayırlı evlat kontenjanını hakkıyla ifa eden kardeşimin eksikliği ise epey üzecek O’nu.

Bana gelince, kardeşimi sevmeye 25’imden sonra başladığımı daha evvel gevelemiştim burada. Çocukluğumuz ve gençliğimiz boyunca hiç de yakın değildik, basbayağı sinir olurduk birbirimize. Mesela Beşiktaş’taki evimizden çıkıp Fatih’teki anneannemize mi gitmemiz gerekiyor; ayrı otobüsleri, ayrı güzergâhları kullanır, bir arada olmayı asla benimsemez, hoş karşılamazdık. Her bakımdan uzaktık birbirimize. Sonra evlendi, çocuğu oldu. Bendeki değişim bundan sonra ortaya çıktı, artık O’nu hem kahraman, hem çilekeş, hem savaşçı, hem gariban gibi düşünmeye başladım. Yıllar geçtikçe O’na karşı hissettiğim sevgi, merhamet, korumacılık, düşkünlük de arttı mütemadiyen. Metazori bir kardeşlik yerini candan bir arkadaşlığa bıraktı. Hiçbir koşul altında kendisini yargılamadığımı gördü, O da bundan hep uzak durup beni olduğum gibi kabul etti. Ve şimdi, ciğerimin köşesi, canımın içi gidiyor dünyanın bir ucuna. Blood of my blood.

Eksilmek böyle bir şey. Kararını açıkladığında annemler beni arayıp sızlanmışlar, çocuğun fikrini değiştirmesi için kendilerince benden destek ister mahiyette laflar gevelemişlerdi; tabi ben oralı bile olmadım. Aksine hayatındaki en doğru şeyi yapacağını, eğer aksilik olur da başarısızlıkla, uyumsuzlukla karşılaşırsa neticede geri dönebileceğini, ama ABD’ye yerleşmeye kararını hayata geçirmekten caydırılırsa bu defa ömrünün sonuna dek bunun sızını içinde duyacağına parmak basmıştım onlara cevaben. İtiraz edemediler. Gitmesine itiraz etme düşüncesi sadece bencillikten kaynaklanıyor aslına bakılırsa, annemler de bunun farkındalar, o yüzden boyun eğip fazla uzatmadılar yarattıkları küçük çaplı krizi.

Bir tane kardeşim var, eskiden birbirimize yedi yabancıdan farksız iken uzun zamandır kardeşten bile öte olduğunu düşündüğüm kişi o. O da gidiyor a.q.








Gitsin, kendini kurtarsın.

Bizler, geride kalanlar… Kardeşimin içinden çıkmaya kararlı olduğu bu pis akvaryuma mahkûm sefil sürüsü. İçine kapatıldığımız bu dar ve karanlık dünya; aç gözlülükle, küstahlıkla, yalanla, aptallıkla, akıl tutulmasıyla, riyakârlıkla, vicdansızlıkla, kana susamışlıkla, bencillikle, haysiyetsizlikle tıka basa zehirlenmiş halde ve evet, mezbahaya terkedilmiş bebekler gibi başımıza gelecekleri bekliyoruz çaresizlik içinde.

İçimdeki sıkıntı kardeşimin yokluğunda daha da ezecek beni.



Olsun. Kardeşim kurtulsun.







Not: Hamlet gibi olmak kim, ben kim...
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!